Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

6 Temmuz 2021

Söyleşi

Ahmet Sevindik: "Belki benim yaptığıma siyasi polisiye demek daha doğru olacaktır."

Ezgi Atabilen

Paylaş

0

0


"Hepimizin zayıflıkları, kusurları, geçmişimizden taşıdığımız yükler var. Yapabileceğimiz tek şey, çevresine ve topluma yararlı, daha iyi insanlar olmak için çaba göstermek. Benim romanımdaki kahramanların yaptığı da bu."

Türkiye’nin polisiye türündeki edebiyatına yeni bir roman eklendi. Ahmet Sevindik’in hayykitap’tan çıkan Balkan Hayaletleri - Bugün Günlerden Son Gün adlı romanı, Türkiye’nin önde gelen bir iş grubu sahibinin öldürülen oğlu ve kayıp milyonlarının soruşturulmasını anlatıyor. Soruşturmayı yürüten ise eski bir polis olan Orhan Derman ve onun ekibi.

“Bu öyküde Anadolu sermayesinin yükselişi de var, tarikatların dönüşümü ve bu insanların hayatlarında oynadığı rol de var, bütün bunların ekonomiye ve siyasete yansıması da var. Ama tabi bu bir tarihi roman değil. Tam tersine günümüz Türkiye’sinin ve Balkanların fotoğrafını çekmeye çalıştım. Belki benim yaptığıma siyasi polisiye demek daha doğru olacaktır,” diyen Ahmet Sevindik ile ilk romanı Balkan Hayaletleri'ni konuştuk.

Ezgi Atabilen: Öncelikle kendinizden bahseder misiniz biraz?

Ben Boğaziçi Üniversitesi Siyasal Bilimler Bölümü’nü bitirdikten sonra 1983’te Hürriyet gazetesi Dış Haberler Servisi’nde gazetecilik mesleğine başladım. Yıllar içinde Türkiye’de ve yurt dışında farklı mecralarda görev yaptım. Yazılı basının yanı sıra, radyo ve televizyonlarda da çalıştım. 2004 yılında iletişim danışmanlığı sektörüne geçtim. O zamandan bu yana iletişim ve marka danışmanı, metin yazarı olarak farklı sektörlere ve şirketlere hizmet veriyorum.

 Ahmet Sevindik: Neden bir roman yazdınız ve neden polisiyeyi tercih ettiniz?

38 yıldır hayatını esas olarak kalemiyle kazanan bir insanım. Görevim gereği dünyayı ve Türkiye’yi yakından izleyen, tarihe meraklı bir insanım. Dolayısıyla epey bir birikimim, anlatmak istediğim şeyler var. Roman çalışmaları yıllardır yapıyorum. Artık birikimlerimi paylaşma vakti geldiğini, hatta geçtiğini düşündüm. Bilirsiniz Sait Faik, Haritada Bir Nokta adlı öyküsünü “Yazmasaydım delirecektim” diye bitirir. Ben muhtemelen delirmezdim ama içimde bir ukde olarak kalırdı o kesin. Neden polisiyeyi tercih ettiğime gelince şöyle bir uyarıda bulunmak isterim: Bu klasik anlamda, ‘cinayeti kim işledi?’ tarzında bir polisiye değil. Yani, romanın kahramanı olan Orhan Derman sonunda herkesi bir odada toplayıp, cinayet yerinde bulduğu bir düğmeden yola çıkarak katili açıklamıyor. Belki benim yaptığıma siyasi polisiye demek daha doğru olacaktır. Çünkü burada bir cinayetin çok ötesine geçen bir öyküyü tarihi, sosyal, dini, ekonomik ve siyasi boyutları içinde anlatmaya çalışıyorum.

 EA: Nedir bu öykü?

AS: Balkan savaşı sırasında Makedonya’dan kaçıp Anadolu’ya sığınan, Manisa’ya yerleşen bir ailenin öyküsü. Ailenin bir kanadı Makedonya’da kalıyor. Geçmiş ve şimdiki zaman arasında değişen bir kurguyla, olayları cinayet noktasına kadar taşıyan öyküyü anlatıyorum. Bu öyküde Anadolu sermayesinin yükselişi de var, tarikatların dönüşümü ve bu insanların hayatlarında oynadığı rol de var, bütün bunların ekonomiye ve siyasete yansıması da var. Ama tabi bu bir tarihi roman değil. Tam tersine günümüz Türkiye’sinin ve Balkanların fotoğrafını çekmeye çalıştım.

EA: Kurgu Balkanlarda başlıyor ve ağırlıkla o bölgede geçiyor. Neden Balkanlar? Kökeniniz o bölgeden mi?

AS: Yok hayır. Benim ailem oralardan değil. Ama Balkanlar’da dramatik malzeme çok. Balkan Savaşı yenilgisiyle yüzlerce yıldır yaşadıkları topraklardan bir anda kaçmak zorunda kalan mültecilerin dramı, oradaki ana etnik toplulukların birbirlerine karşı duydukları nefret ve öfke, savaşların bölgeden hiç eksik olmaması... Bunlar bir yazar için müthiş malzeme sağlayan şeyler. İşin en üzücü yanı da Balkanlar gerçekten cennet gibi yemyeşil, bereketli topraklar. Bireysel olarak yaklaştığınızda insanları da gayet iyi. Ben kitapta bahsettiğim yerleri kendim gördüm ve yaşadım. Ama bu coğrafyada her şey öyle bir harmanlanıyor ki sonuçta bir bakıyorsunuz, elinizde neredeyse kurumlaşmış bir etnik nefret ve bitmeyen savaşlar kalıyor. Gerçekten çok yazık.

EA: Biraz da romanın kahramanlarından bahsedelim. Kapakta, “Bir Orhan Derman Macerası” yazıyor. Bu, Orhan Derman’ın başka maceralar da yaşayacağı anlamına mı geliyor?

AS: Evet. Eğer bu kitap beğenilir ve okunursa arkasını getirmek istiyorum. Tabi bir noktayı vurgulamak lazım... Orhan Derman da yanındakiler de sürekli yumruklarını, silahlarını konuşturan tipler değil. Soruşturmalarını yumruklarından ziyade akıllarını kullanarak, insanlarla konuşarak ve bilgi toplayarak yürütüyorlar. Orhan Derman eski bir polis amiri. 1990’larda Güneydoğu’da görev yapmış, orada gördüklerinden ve yaşadıklarından hoşlanmadığı için başarılı bir kariyeri bırakmış, ülkesini seven, biraz muhalif bir tip. Yeğeni Yavuz da benzer şeyleri, hatta daha da ağır bir şekilde yaşamış. Yani her ikisi de belli oranlarda geçmişin travmalarını hâlâ yaşıyorlar. Şimdi hatalarını düzeltmeye ve iyi şeyler yapmaya çalışıyorlar.

EA: Yani bunlar iyi insanlar olmaya çalışan eski kötü adamlar mı?

AS: Hayır kesinlikle değil. Hatalardan bahsediyorum. Orhan ve Yavuz’dan bahsediyorsak çok zor koşullar altında ülkeleri için mücadele ederken yaptıkları hatalardan bahsediyorum. 1930’larda 40’larda Hollywood’un yaptığı kovboy filmlerinde iyi adamlar beyaz, kötü adamlar siyah şapka giyerler. Ama hayat pek böyle değil. Tamamen kötü veya tamamen iyi insan pek yok, varsa da çok çok azdır. Hepimizin zayıflıkları, kusurları, geçmişimizden taşıdığımız yükler var. Yapabileceğimiz tek şey, çevresine ve topluma yararlı, daha iyi insanlar olmak için çaba göstermek. Benim romanımdaki kahramanların yaptığı da bu.

 

 

 

 

 

 

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Lolita’nın Basım Serüveni Kolay OlmadıDerya Önel
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Jonathan Esty

27 Mayıs 2025

Bugün Ütopyalar Niçin Hâlâ Önemli?

21. yüzyılın ütopyalara ihtiyacı var. Teknolojinin dünyadaki ıstırabı azaltıp insan yaratıcılığına daha fazla alan tanıdığı daha iyimser bir gelecek hayal edebiliriz. Winston Churchill’e göre İkinci Dünya Savaşı’nda kazanılacak olası bir zafer dünyadaki insan yaşamı..

Devamı..

“İyi yazmak, neyi yazmamak gerektiğini..

İpek Doğan

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024