Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

25 Mayıs 2017

Öykü

Ali Karadağ • Sümüklüböcek

Ali Karadağ

Paylaş

36

0


Annem nereden gördüyse, kömürlüğün dibindeki küçük leğenin içinde dört kedi yavrusu. Ablamla dış kapının eşiğinde oturmuş gelmesini bekliyoruz, annem kömürlük kapısından gülerek gelin işareti yaptı. Dört tane tüylü, yapış yapış yeni doğmuş. Annem kedileri kömürlükte gördü mü hışımla kovalar, içerde yavrulamalarını istemezdi. Nedense bu yavrulara gülümseyerek bakıyordu. Sonra ufaktan kömürlüğe peynir salam götürmeler başladı, başlarda bir şey söylemedi ama, “Azıcık büyüsünler çıkaracağız,” demesi uzun sürmedi. Yavrulardan biri sarı, biri kahveyle siyah karışımı, ikisi koyu yeşilimsi bir siyahtı. Kahve, siyah karışımı olanın cansız bedeniyle bir ay sonra komşunun bahçesinde karşılaştık. Hareketleri anormal derecede yavaş, çelimsiz bir hayvandı. Mahallenin çocuklarından kaçmaz, üzerine attıkları suya tepki vermezdi. Siyahlardan biriyse, sıkıca sarılmamış olan halının içine düşmüş, tam dört gün kalmıştı. Çıktığında her harekete aşırı tepki veriyor ve sevmek isteyenlere ağzını açıp nefes verir gibi bir hareket yapıyordu. Öbür siyah kedi biraz bağımsız çıktı ve mahallenin kedileriyle erkenden haşır neşir oldu. Yine de yemeklerden sonra kemikleri dökerken çağırdığımda gelen kedilerin içinde hep olurdu. Sarı kedimiz her zaman bir numara oldu. Rengi de etkili oldu herhalde bunda. Kapıdan hiç ayrılmaz, çıktığımızda yanımıza koşturur, kapıda oturduğumuzda ayağımıza sürtünür ama çağırmadığımız zaman dizimizin üzerine çıkmazdı. Geceleri sadece çöp başına gider, sabahları yine kapıda olurdu. Bu sabah çöpe yaptığı son ziyaretinin sonucuyla karşılaştık kahvaltıda. Balkonda yaptığımız kahvaltının ardından salam atmak için balkon duvarının mermerine yaslanıp aşağıya uzandığımda yolun ortasında hırpalanmış bir şekilde yatan cansız bedenini gördüm. Ölümünden sonra da üzerinden arabalar geçmeye devam etmiş olmalıydı. Kahvaltıdakilere bir şey söylemedim, sadece sessizce bakakaldım. O sırada Şeyh Ayhan geçiyordu, balkonda beni gördü ve kediye baktığımı anladı. “Hayat!” dedi bana gülümseyerek. Elimdeki salam öylece sallanıyordu rüzgârda. Şeyh Ayhan’a bir şey söylemeden arkasından baktım. Salamımı sallandıran rüzgâr Şeyh Ayhan’ın paltosunu da sallandırıyor, çorabının içine soktuğu paçasının bir yerinden girip onu şişiriyordu. Ona büyük gelen çamurlu ayakkabıları, her zamanki hışırtıyı çıkartıyor, siyah çorabının yırtığı da açığa çıkıyordu. Annemi kediyi komşunun bahçesine gömmeye ikna ettim. Komşuyu da razı ettikten sonra. Her gün yoldan geçerken, çöp tenekesinin içinde, üzerinde sinekler uçuşurken yitirilişini ve değişen bedenini görmeye tahammül edemezdim. Babam da üzüldü ama belli etmedi. Etkilenmememiz için kötü olayları yok sayardı. Her iş çıkışı eve geldiğinde kapıda severdi kediyi. Hatta bazen kendisiyle içeri kadar gelmesine ses etmez, şımartırdı. Babam yeni işine girdiğinden beri bazı akşamlar eve geç geliyor ve eve girer girmez trafiğe sövüyordu. Böyle zamanlarda –yani haftanın üç ya da dört gününde– agresif olur ve yemeğini yedikten sonra yatardı. Annem yemekte bir şey soracak olsa ağzındakini bitirmeye yakın söze girer ve terslemeye varan şeyler söylerdi. İşte ne kadar yorulduğuna televizyon karşısında çay içerken dem vurur ve gelecekle ilgili aslında hiç gerçekleşmeyecek olan planlarından bahsederdi. Babamla ilgili anılarımda tazeliğini hiç yitirmeyen şeylerin başında sofrada yüksek sesle izlenen haberlerin yarattığı gergin atmosfer gelir. İlkokulda öğretmenler tarafından sevilen, hep yeni şeyler sormayı adeta görev bilmiş bir çocuktum. Ancak sofrada babama bir soru sormak, bazen uzun konuşmaların ardından cevabın gelmeyeceğine dair umutsuzluğumla birlikte geri dönüyordu. İtinayla ekmeğini çatalına batırıp yemeğin tabakta kalan suyunu almaya çalışırken ben çoktan sofradaki sessizlikten ayrılıp kırık çekyat koluna yaslanmış, anlamsızca televizyona bakıyor olurdum. Bazen lisede kaçıncı sınıfta olduğumu unutup, seneye bitiyor değil mi okul, diye söze karışırdı. Bu sene üniversiteye hazırlık sınavlarına çalıştığım için pek tatsız şeylerden konuşmuyordu akşamları. Hatta annem bir keresinde babamın daha dikkatli davrandığını ve eğer istersem bana bir şeyler alabileceğini söylemişti. Bense babamın ilgisizliğinin günden güne arttığını görüyordum. Yeni işi için kendisine çok özen gösteriyor, evin içi neredeyse her gün tıraş losyonu kokuyordu. Bir keresinde annem, “Niye bu kadar özeniyorsun her gün,” diye soracak oldu, babam ise yavaşça bütün yüzüne yayılan kararsız gülümsemeyle, “Ne o kıskançlık mı ediyorsun yoksa,” demişti. Akşam olduğunda herkes odasına çekilmiş, evde sadece açılıp kapanan kapıların sesi işitilir olmuştu. Yatağıma uzandığımda hissettiğim tek şey huzursuzluktu. Şeyh Ayhan aklıma takıldı. Kirli uzamış sakalı, her zaman alnında terlemiş birkaç tel saç ve ıslak beresiyle geniş yırtıkları olan pantolonu, paltosu, kazağı ve ayakkabılarıyla gözümün önünden gitmek bilmiyor. Mahallede herkese selam verir, üstüne basa basa vurgulu bir şekilde söylerdi. Karısı kanserden ölmüş, yedi çocuğuyla ve felçli annesiyle birlikte yaşıyor, pazarlarda çürük meyve ve sebzelerden ibaret tezgâhını açarak sessizce bekliyordu. Söylenene göre babasını döverek öldürmüş ve gençliğinde hapse girmiş. Karısını da o dönem kaybetmiş. Hapse girmeden önce fayansçılık yapar, sıva işlerine gidermiş. Mahalleli, bebeği uyuyamadığı, rahatsız olduğunda hemen bu adama koşar, yardım istermiş. Şeyh Ayhan, ip bağlayıp üfleyerek çocukların yastığının altına koymalarını söylermiş. Camilerde, mevlitli düğünlerde, sünnet törenlerinde hatta cenazelerde imama gittikçe artan bir lakaytlıkla cinsellikle ilgili sorular sorup durmaya başladığından beri selamını alan azalmış, ancak kadın kısmının hâlâ gidip görmekten vazgeçmediği Şeyh Ayhan, giderek artan epilepsi nöbetleriyle akli dengesini yitirmeye başlamıştı. Yağmur iyiden iyiye şiddetini artırmıştı, artan huzursuzluğuma pencereye çarpan yağmur damlalarının sesi de eklenerek uykumu iyice kaçırdı. Yağmurun yanı sıra duyduğum bağırtıların nereden geldiğini anlamaya çalışıyorum, babam yine bir tartışma programını açık bırakarak yatmış olmalı. Sesler ne kadar da canlı geliyor. Geç oldu, bu saate kadar annem kapatmış olurdu televizyonu. Ablam bulaşıkları makineye dizdiğinden annem geceleri salondaki çekyatta yatardı. Ablam üç harflilerden korktuğu için o uyuduktan sonra giderdi kendi yatağına. Her zaman yorgun olurdu. Son zamanlarda hep salondaki çekyatta yatar oldu. Babam geceleri kalkıp tuvalete giderken öksürdüğünde uyanıp görürdüm annemi. Balkona çıkıyorum sigara içmeye, yolda kan var. Sigarayı bitirmeye yakın, yoldan hızlıca arabalar geçiyor. Ellerimi yıkarken duvara dik yaslanmış ıslak terlikleri görüyorum. Annem abdest almış olmalı. Salona çıkınca görüyorum, namazda. Bitirdikten sonra oturduğu seccadenin öbür yarısını dizlerinin üzerine doğru örter ve tespihini çekmeye devam ederek birtakım dualar okur. Ne tam sessiz ne de tam sesli… Yanından geçerken nefesini ve bazen sertleşen fısıltılarını işitirim. Kahvaltıda, annemin yazmasının üzerine alnının üzerinden katlayıp sardığı ikinci yazmayı gördüğümde başının ağrıdığını anladım. Dalgındı. Her zamankinden daha dalgın. Kimse konuşmadı. Abimle babam işe gitmiş, ablamlar sadece çay içiyor. Annem isteksizce bir şeyler çatallıyor. Ertesi akşam babam bir Ankara kedisiyle geldi eve, üç aylık bir yavruydu. Hemen ısındım ona; oyunlar oynuyor, değişik mamalar, konserveler, oyuncaklar alıyordum. Babam da ilk zamanlar her geldiğinde bir şeyler getiriyordu. Kedi hemen alıştı yeni yuvasına ve kilo almaya başladı, kulağının arkasındaki yarası iyileşti. Mobilyaların kenarlarından ona parmak çıkarıyor ve zıplayıp oynamasını sağlıyordum. Bir sürü ip ve kemerle salondan odalara doğru koşturuyor, onu da arkamdan sürüklüyordum. Babam eve gelip oynadığımı gördüğünde seviniyor, oyuna katılıp kediyle ilgileniyordu. Annem aslında kedileri severdi, ama nedense bu kediye bir türlü ısınamadığını görüyordum. Ablalarım hiç yanaşmıyordu, ben onunla oyunlar oynayıp koşuşturduğumda birbirlerine göz atışlarını görüyordum. Zamanla bağırtıların tartışma programından gelmediğini anladım. Babamın her gün sürdüğü tıraş losyonu işyerindeki Sevgi Hanım içinmiş. Belli ki herkes uyanıktı. Gittikçe içimi kemiren şey, kedinin beni gördüğünde delice koşturmasını ve oyun oynadığımızı unutturacak kadar sürdü. Babam eve geldiğinde kediyle ilgilenmediğimi gördüğünde o da ilgilenmedi. Annemler de gittikçe artan bir somurtkanlıkla oturuyorlardı. Yağmurlu bir gece, yağmur damlaları pencereyi dövüyor. Kedi kendi yerinde öylece yatıyor, ensesinin altındaki sırt kemiklerini görüyorum, zayıflamış. Sigara içmeye çıkıyorum. Kimseler yok. Kolumu binanın önündeki duvara yaslıyorum. Üzerindeki on santimlik çıkıntıda küçük kristal cam parçalarını andıran şeyler sümüklüböcek işi. Tavanı çatlak balkonun duvarından çatıda birikmiş sular akıyor. Sigaramı söndürmeye yakın sümüklüböceğin yaklaştığını görüyorum. Bir an için sigaramı, sulu ve yumuşak görünen esnek başının üzerinde söndürebilir miyim diye düşünüyorum. Tepkisi ne olurdu diye merak ediyorum. Nasıl bir reaksiyon gösterir bu ıslak et parçası, titreme? Ya da çırpınışı andıran bir yerinden oynama? Vazgeçiyorum ve cam parçacıklarını andıran izin üzerinde gezdiriyorum sigaranın izmaritini. Balkon duvarından akan sular yerde küçük bir gölet oluşturuyor, şişmiş izmaritlerin üstünden sokak lambalarının yansımasını görüyorum. Sümüklüböcek izmaritin olduğu yerden duvarın altına doğru sarkıyor. Sonra duvarın iyice alt kısımlarında iki tane daha görüyorum. Biri biraz ötede merdiven çıkışında, öbürü de kapının hemen yanında. Gecenin bir vakti ne yapıyor bu böcekler? Karşı komşunun oğlu Seyit telefonla konuşuyor. Sıkıntılı bir tavrı var, sigarasını yakmış köşedeki taş merdivende oturuyor, güçsüz... Sümüklüböcek hakkında bir soru sorsam ne der acaba?
YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Ezgi Polat: "Susarak anlaşabilmek ilet..Semih Gümüş
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

A. Arvanitis

29 Ağustos 2025

Çalışma Ortamında Yaşanan Tükenmişlik ..

Bireylerin zihinsel olarak aşırı yorgun olduğu durumlarda toplumsal planda yaşanan adaletsizlikler kişileri aşırı uçlara sürükleyebiliyor.26 Yaşındaki Ivy League mezunu Luigi Mangione, United Healthcare CEO’su Brian Thompson’ı öldürmek..

Devamı..

Sipariş Yazı

Mehveş Bingöllü

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024