Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

29 Mart 2017

Öykü

Angela Carter • Kurtadam

Angela Carter

Paylaş

29

0


Bir kuzey ülkesi; hava orada soğuk, kalpler de soğuk. Soğuk, fırtına, ormanda vahşi hayvanlar. Zor bir yaşam. Evleri kütüklerden yapılma, içleri karanlık ve dumanlı. Titreyen mum alevinin ardında bakire Meryem’in kabaca yapılmış bir ikonu, tütsülenmiş bir domuz bacağı, ipe dizilmiş bir sıra kuruyan mantar asılı olur. Bir yatak, bir tabure, bir masa. Acımasız, kısa, yoksul yaşamlar. Bu yayla ormanlarının insanları için Şeytan, sizin benim kadar gerçektir. Hatta daha da gerçek; onların bizi görmüşlüğü yoktur, hatta bizim varlığımızdan bile habersizdirler, ama Şeytan, mezarlıklarda gözlerine ilişir, mezarların, vefat etmiş kişilerin nahif tarzda yapılmış portreleriyle ayırt edildiği, kasvetli ve dokunaklı ölüler kasabasında. Portrelerin önüne koyacak çiçek yoktur, orada hiç çiçek yetişmez, bu yüzden küçük adaklar koyarlar resimlerin önüne, ayıların ormanın kenarlarından, hantal hantal yürüyerek aşırmak üzere geldikleri küçük ekmek somunları, bazen bir kek. Gece yarısı, özellikle Walpurgis Gecesi’nde Şeytan mezarlıklarda piknik yapar ve cadıları da davet eder; sonra birlikte yeni gömülmüş ölüleri kazıp çıkarırlar ve yerler. Kime sorsanız size söyler bunu. Kapıların üstüne asılmış sarmısak hevenkleri vampirleri kaçırır. Aziz Yuhanna Bayramı’nda ayakları önce gelerek doğan mavi gözlü bir çocuğun kehanet yeteneği olur. Bir cadıyı ortaya çıkardıklarında – komşularının peyniri henüz olmadan peynirleri olgunlaşan ihtiyar kadının biri, kara kedisi, ah, uğursuz kedi! hep peşi sıra gezen başka bir ihtiyar kadın, kocakarıyı soyarlar, işaretlerini, yakınlarını emzirdiği çok sayıdaki meme ucunu ararlar. Kısa zamanda bulurlar. Sonra onu taşlayarak öldürürler. Kış ve soğuk hava. Git de nineni ziyaret et, hasta olmuş. Ona ocak taşında pişirdiğim yulaf kurabiyeleriyle küçük bir çanak tereyağı götür. Uslu çocuk annesinin söylediğini yapar – ormanda uzun, zahmetli sekiz kilometrelik yürüyüş; yoldan çıkma, ayılar var, vahşi domuzlar var, açlıktan kıvranan kurtlar var. Al bak, babanın av bıçağı; nasıl kullanılacağını biliyorsun. Çocuğun, soğuktan korunmak için uyuz bir koyun postundan paltosu vardı. Ormanı, korku duymayacak kadar iyi bilirdi ama hep tetikte olması lazımdı. Bir kurdun o buz gibi soğuk ulumasını duyunca, armağanlarını atıp bıçağına sarıldı ve hayvana saldırdı. Koskocaman bir kurttu, kırmızı gözleri, salyaları akan, kırlaşmış tüylü bir çenesi vardı; dağlarda yaşayanların çocukları dışında kim olsa görür görmez korkudan ödü patlardı. Kurtların yaptığı gibi, çocuğun boğazına atladı ama çocuk, babasının bıçağını ona şiddetle savurdu ve sağ ön pençesini kesti kopardı. Kurt, başına ne geldiğini görünce bir yutkunma sesi çıkardı, neredeyse bir hıçkırık; kurtlar göründükleri kadar cesur olmazlar. Umutsuzca kederli, ayak sürüyerek, üç ayak üstünde ne kadar yürüyebilirse o kadar yürüyerek ve ardında bir kan izi bırakarak kaçtı. Çocuk, bıçağın ağzını önlüğüne silip temizledi, kurdun pençesini annesinin yulaf kurabiyelerini bohçaladığı beze sardı ve ninesinin evine doğru yola devam etti. Kısa sürede öyle bir kar yağmaya başladı ki, patika ve üzerinde kalmış olabilecek bütün ayak izleri, vahşi hayvan izleri ve diğer izler silindi. Bir baktı ki, ninesi öyle hastalanmış ki yatağa düşmüş ve huzursuz bir uykuya dalmış. Öyle inliyor, titriyordu ki, çocuk ninesinin ateşi olduğunu tahmin etti. Alnını yokladı, ateş gibi yanıyordu. Islatıp, yaşlı kadını ferahlatmak için sepetindeki bezi çıkarıp silkeledi ve kurdun pençesi yere düştü. Ama bu artık, bir kurt pençesi değildi. Bu, bilekten kesilmiş bir eldi, iş yapmaktan sertleşmiş, ihtiyarlıktan lekelenmiş bir el. Üçüncü parmakta bir nikah yüzüğü ve işaretparmağında da bir siğil vardı. Siğilden, bu elin ninesinin eli olduğunu tanıdı. Üstündeki örtüyü çekti ama yaşlı kadın bu harekete uyandı ve başladı mücadele etmeye, cin çarpmış gibi ciyaklamaya, çığlıklar atmaya. Ama çocuk güçlüydü ve babasının av bıçağıyla da silahlanmış olduğundan, ateşinin sebebini görene kadar onu bastırabilmeyi başardı. Sağ elin olması gerektiği yerde, daha şimdiden cerahatlenmeye başlamış olan kanlı bir çotuk vardı. Çocuk haç çıkardı ve öyle şiddetle bağırdı ki, komşular koşa koşa geldiler. Yaşlı kadının elindeki siğilin bir cadının meme ucu olduğunu hemen anladılar; çuvaldan elbisesi içindeki yaşlı kadını sopalarla dışarı, karlar içine kovaladılar, kadının ihtiyar leşini ormanın ucuna kadar döve döve sürüklediler, yere düşüp ölünceye kadar taşa tuttular. Sonra çocuk, ninesinin evinde yaşadı; refaha erdi.

Çeviren: Lâle Akalın

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Pınar Civan: Neden Feministim?Haden Öz
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

James Folta

10 Temmuz 2025

Yaz Mevsimi Kalın Bir Kitap Okumak İçi..

Görünüşe bakılırsa bu yaz kimileri için eziyet, hedeflere ağır basıyor ve çoğu insan yaz aylarının sözde özgürlüğünü kendine –kendi şartlarıyla–  eziyet etmek için kullanıyor.Görünüşe bakılırsa bu yaz herkes tercihini hacimli kitaplardan yana ku..

Devamı..

Samandağ Kitap Fuarı ve Yıkıntıların İ..

Semih Gümüş

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024