Raşel Rakella Asal, iyi bir okur, tutkulu bir edebiyat meraklısı ve dili incelikle kullanan nitelikli bir yazar.
Sefarad Yahudileri, İzmir’e günümüzden en az 530 yıl önce İspanya’dan sürgün gelerek İzmir kültürüne canlı ve özgün renkleriyle katılmış olan bir topluluk. Hem kendi kültürlerini yaşayan hem de İzmir halklarıyla uyum sağlayıp onlarla bir arada yaşamayı başaran Sefarad’lar, yüzyıllar boyunca kültürlerini, gelenek ve göreneklerini yaşama ve yaşatma çabası içinde oldular. İspanyolcaya oldukça yakın Ladino adında bir anadilleri olan Sefarad’ların genç kuşakları, günümüzde bu dili tamamen unutmuş durumdalar. Türkçe ile kendilerini ifade eden Sefarad’ların bazıları gördüğüm kadarıyla son dönemde çocuklarına Türkçe isimler vermeye de başladılar. Kurtuluş Savaşı’nda Mustafa Kemal Atatürk’ün yanında yer alan ve bir kısmı Kuvayı Milliye’ye katılan Sefarad’lar, bu çileli dönemde diğer Anadolu halkları gibi acılar yaşadılar, evleri yakıldı, savaşın kötülüğüne maruz kaldılar. Cumhuriyet’in ilanı sonrasında devrimleri en iyi uygulayan modern bir topluluk olan Sefarad’lar, 1940’lı yıllarda, varlık vergisi, Trakya olayları, 6-7 Eylül olayları gibi acı veren olay ve durumlarla karşılaştılar. Önemli bir kısmı yurt dışına giden Sefarad’lardan, günümüzde İzmir ve İstanbul’da yaşayan oldukça az sayıda insan kaldı.
Bu yıl dördüncüsü düzenlenen Uluslararası İzmir Sefarad Kültür Festivali’nde Sefarad müziği, Sefarad mutfağı, Sefarad tarihi ve geleneklerine dair pek çok etkinlik gerçekleştirildi. Bu çalışmada 2022 Uluslararası İzmir Sefarad Kültür Festivali’nin onur yazarı Raşel Rakella Asal’ın anılarının penceresinden, unutulmaz bir insan olan anneannesi Raşel Saban’ın yaşamına ve bu bağlamda Sefarad kültürüne bakmaya çalışacağım.
Raşel Rakella Asal, iyi bir okur, tutkulu bir edebiyat meraklısı ve dili incelikle kullanan nitelikli bir yazar. Rakella’nın farklı türlerde birçok kitabı ve yazıları var. Özellikle anılarını, geçmiş yılların İzmir’iyle buluşturduğu metinleri büyük ilgiyle okunuyor. Rakella’nın içtenlikli anlatımının öne çıktığı anı yazılarının çoğunu Kentyaşam sitesinden takip edebilirsiniz.
Raşel Rakella Asal, kendini Türk dili içinde konumlandırmış, nitelikli eserlere imza atmıştır. İnce, akıcı, duru, ipeksi dili, özellikle anı anlatımlarında doruğa ulaşır. 2003’te yayımlanan Her Şey Eski Bir Zaman Düşünde Şimdi adlı kitabında bir Sefarad olan anneannesiyle ilgili anılarını, çocukluğunun ve gençliğinin İzmir’ini, kendi yaşantılarını duygulu bir biçim ve biçemle kaleme almıştır.
Her Şey Eski Bir Zaman Düşünde Şimdi, adı gibi, geçmişe özlemle dolu, yıllar içinde kaybolmaya yüz tutmuş bir geçmiş zamanın izini süren, akıp giden zamana tanıklık eden, anıların kaybolmaması için onları dikkatle kaydeden bir yaklaşımla yazılmış. Raşel Rakella Asal, bu kitapla kendi aile tarihine kayıt düşerken, aynı zamanda içinde doğup büyüdüğü Sefarad ve İzmir tarihine de kayıt düşüyor. Kitaptaki pek çok ayrıntı, Sefarad’ların İzmir kültürü içindeki yerine vurgu yapıyor.
Anı- biyografi tadında, belgesel ve yaşanmış gerçeklere dayalı olan Her Şey Eski Bir Zaman Düşünde Şimdi kitabını inceleme odağına aldığımızda, önce, onun sıradan bir biyografi, sıradan bir anı kitabı olmadığını; edebi bir yaklaşımla yazıldığını, kelimenin tam anlamıyla nitelikli bir edebiyat eseri olduğunu belirtmek gerekir.
Raşel Rakella Asal, özgün bir bakış açısıyla ve yaratıcı bir iç düzenleme ile kaleme almıştır bu kitabını. Her Şey Eski Bir Zaman Düşünde Şimdi’yi modernist edebiyat tarzında yazmış; mozaik bir resmi oluşturur gibi, anı ve hikâye parçalarından oluşan parçalı bir metin yaratmıştır.
Raşel Rakella Asal’ın tanıklığında yoksulluk
Kitapta, kendisinin çocukluk yıllarına, 1950’lerin 1960’ların İzmir’ine uzanıyor, onun bir küçük kız olarak, idealist anneannesine duyduğu derin sevgi, saygı, bağlılık ve hayranlığını ilgiyle okuyoruz. O yıllarda, Rakella’nın, yardımsever anneannesinin yoksullara, düşkünlere yardım götürme, insanlara dokunma çabaları sayesinde tanık olduklarını ilgiyle okuyor; İzmir’in yoksul mahallelerini, o daracık ara sokaklarını, eski, harap evlerdeki perişan insan yaşamlarını görüp, bundan ne denli etkilendiğini görüyoruz: “Anneannemi bir sis içine görüyorum. Arabacı kırbacını havada şaklatıyor, değdirmeden atına. O, tanıyor anneannemi. Alsancak’tan, Kordon boyundaki evimizden kaç kez yoksullar evine götürmüş onu. Eski Rum evlerinin önünden geçiyoruz. Alsancak vapur iskelesinden, daha sonra Atatürk Meydanı’ndan. O, yolda arabacıyla sohbette. Derken Mezarlıkbaşı’ndayız. Oradan sağa kıvrılıyoruz. Yoksullar evindeyiz.” (s.35)
Yoksullar evinin bulunduğu çevreyi de şöyle dile getiriyor Raşel Rakella Asal: “Evler mi? Baştan aşağı yıkık evler. Çökme tehlikesi gösteren evler. Yoksulluk odalarda ve duvarlarda yaşıyor. O arta kalmış çivilerde tutunuyor, döşeme altlarının üstünde duruyor; köşelere siniyordu. (…) Yoksulluğun kemirdiği, bidon parçalarıyla yamanmış çatının altında bel vermiş çatlak kulübe. Tek göz oda gecekondular… (…) Yoksullar evi, bu harap duvarların yıkıntısıyla ayakta durmaya çalışıyordu. Burada hep birlikte yenen yemekler, hastalıklar, kokuşan soluklar, ağırlaşan terler, keskin kokular oldukları yerde dururdu. (…) Silik, solgun, ürkek yüzler. Yoksulluk gözlerinin içine yağıyordu. Kim bilir nereden gelmişti bu yaşlı kadın? Ya bu kör, yaşlı adam? Ya bu açık memesinden irin akan yataktaki hasta kadın? Ya bu acı acı sızlanan yatalak adam? (…) Ben ürperiyorum. Anneannemin yanına iyice büzülüyor, onun eteklerine yapışıyorum. Anneannem beni yatıştırıyor. Ürkekliğim geçiyor. (…) Anneannem her birinin yanına gidiyor. Onların dertlerini ayrı ayrı dinliyor. Her birine ayıracak bir zamanı var. Bu arada yoksullara öğle yemeği pişiren Hatice Ebe’ye de buyurgan sesiyle emirler yağdırıyor.” (s.37)
Anneannesi, torununa örnek olmuş ve ona hayat boyu sürecek bir bakış açısı, bir dünya görüşü ve derin bir insan sevgisi kazandırmıştır. Anneannesinin dayanışma, yardım bulma, yoksullara dokunma çabalarını ve iyilikteki öncülüğünü hayranlıkla izler çocuk Rakella. Anneannesiyle birlikte Alsancak’tan faytona binip gittiği yoksul İzmir mahallelerinde gördüklerini öyle anlatır ki Raşel Rakella Asal, kendimizi adeta bir Emile Zola romanının içindeymişiz gibi hissederiz. Anneannesinin götürdüğü yerlerden ve oradaki izlenimlerinden etkilenen Raşel Rakella Asal diyor ki: “Hep boynu bükük dururum resimlerde. Nedenini bilemem. Küçük yaşta yoksulluğu tanıdığımın belirtisi mi? Oysa mutlu olmalıydım. Annem, babam, dedem, anneannem, erkek kardeşim, evdeki yatılı kadın Yeter, arkadaşlarım. Evin arkasındaki avluda oyunlarım, incir ağacından incir koparışımız, komşu bahçeden başımızda taç yapmak için çaldığımız çiçekler…” (s.38) Rahat, güzel ve mutlu bir yaşamı olmasına rağmen hüzünlüdür küçük Rakella. “Ben o zamanlar dünyanın farkında değildim. Bütün bu tablo bana bir şeyi öğretiyordu. YOKSULLUĞU. Benim dışımda olan yoksulluğu. HÜZNÜ, BOYNU BÜKÜKLÜĞÜ, YILGINLIĞI, ÇARESİZLİĞİ. Yoksulluk denen olgunun korkunçluğunu tam olarak kavrayamayacaktım belki o günler. Ama çaresizliklerini sezebiliyordum. Bir yalnızlık öyküsüydü onlarınki.” (s.48)
Kitabın içyapısı
Kitapta birbiriyle yan yana ilerleyen üç ayrı öyküleme var. Biri, Raşel Rakalla Asal’ın geçmişe yolculuğu, kolej yılları, anneannesine hitaben yazdığı sevgi, özlem ve saygı dolu cümleleri. Diğeri, anlatının tam odağına, tam kalbine yerleştirmiş olduğu anneannesinin anı defteri. Gerçek bir anı defteri bu. Zaten Raşel Rakella Asal’ın kitabında yaşanmamış, kurgusal olan herhangi bir şey yok. Düşsel bir sevgili dışında her şeyi gerçeklerden, anılardan beslenerek anlatıyor bize.
Söz konusu anı defterini anneanne Raşel Saban, güzel bir el yazısıyla Fransızca olarak kaleme almış. Geçmişin anılarını yüklenmiş bir defter bu. Hatıratında Raşel Saban o eski günlerin İzmir’i ve çevresi kadar, başka şehirleri ve başka ülkeleri de dile getiriyor. Renkli bir yaşam sürdürmüştür anneanne. Avustralya kentlerinden Rodos’a, Tire’den, İzmir’den, İstanbul’a, Ankara’ya … pek çok kent görmüştür. Üçüncü öyküleme ise yazar Raşel Rakella’nın hayalindeki bir sevgiliye hitaben yazdığı duygulu anlatımlarla ilerliyor.
Anneannenin anı defteri
Anı defterinden, anneanne Raşel Saban’ın yaşamını adım adım izliyoruz. İçinden sürekli iyilik yükselen bir kadındır Raşel Saban. Daha küçük bir kızken yoksulları, kimsesizleri, düşkünleri gördüğünde bu duruma çareler aramaya çalışması, bütün insanları mutlu görmek istemesi, onun yüce gönüllülüğünü, erdemini, vicdanının ne denli güçlü olduğunu kanıtlıyor: “Küçük çocuk kalbimde bir şeyler hissetmeye başladığımda sadece dokuz yaşındaydım. Bu duygu bana iyi kalpli, merhametli ve özellikle çevreme yararlı olmam gerektiğini söylüyordu. Yardım etmeden hiçbir dilencinin önünden geçtiğimi anımsamıyorum. Çok genç yaşta başkalarını da düşünmeyi ve sevmeyi öğrendim: Sadece kendim için yaşamıyordum. Okul arkadaşlarımın ev ödevlerini yapmakta yardımcı olmayı kendime görev edinmiştim. Çok sevdiğim anne babama karşı her zaman itaatkâr ve saygılıydım. İleride çevreme faydalı olabilmek için kendimi iyi yetiştirmem gerektiğine inanıyordum. Amacım başkalarına faydalı olabilmekti.” (s.63) Genç kızlığında bu idealist düşünceler zihninde olgunlaşıyor ve evlenince daha somut adımlar atarak, yardım düşüncesini eyleme dönüştürüyor Raşel Saban.
Anneannenin 1972’de yazdığı ve 1905-1972 yılları arasındaki yaşamını özetle anlattığı bu anı defterinde, bir insanın kalbindeki iyiliğin kaynaklarını, idealizmini, başka insanları mutlu görme felsefesine yoğunlaşıyoruz. Anneanne, aynı adı taşıdığı torunu Raşel Rakella’ya da iyiliğin, yardımlaşmanın, dayanışmanın ve iyilik için bir araya gelmenin inceliklerini gösteriyor. Nasihat vermeden; sadece davranış ve tutumuyla örnek olarak. Hayatın yoksul yüzünü erken yaşta, anneannesi sayesinde tanıyan Raşel Rakella Asal, özlemlerini şöyle dillendiriyor kitabının başka bir sayfasında: “Sıvaları inmiş duvarların, gelişigüzel örülmüş tuğlaların aralıklarından soğuk sızardı içeriye. Buz gibi olurdu bu odalar. Hüzünleri ilk anda vurur sizi. Yavaş yavaş işler içinize. Kırık dökük duvarlarda işsizliğin, açlığın, aşağılanmanın, borcunu ödemek için borç dilenmenin yüz kızartıcı resimleri çizilmişti. (…) Orada insanların nasıl yavaş yavaş ölümü soluduklarını, acıya nasıl katlandıklarını görecektim. Çaresizliğin bir yüzde çizdiği karanlık çizgileri de. Ancak yalnız Tanrıları kalmış bu insanların Tanrı inancı ile gözlerinin puslu, donuk parlaklığını da yine o gözlerde bulacaktım. Ölümü hafifseyen bir cesareti de. Dış dünyayla teması ancak dernek gönüllülerinin ziyareti ile sağlayan bu yaşlılar arasındaki iletişimde beni en çok heyecanlandıran, ellerin temasıydı. Gönüllülere bağlanan bu insanların yaydığı en güçlü etkiyi onlara dokunarak hissediyorlardı. Elden ele yürekten yüreğe bir yolculuktu bu. Sağ avucunu bir körün sol avucuna koyan ve uzun süre böyle kalan bir gönüllü uzun süren bir insancıllığın örneğini sergiliyordu.” (s.51-52) Anneanne, bu yardım gönüllerinin arasında en ön safta yer alıyordu.
Raşel Saban, anı defterinde, Mezarlıkbaşı’nda çatısı akan, duvarları teneke kutularla yamanmış o derme çatma yoksullar ve yaşlılar evinde barınan, yarı aç yarı tok hayatta kalmaya çalışan insanları, perişan haldeki evi nasıl yaşanır hale getirdiğini daha sonra yine bütün olanakları seferber ederek inanılmaz disiplinli bir çalışmayla her şeyi nasıl bambaşka ve yepyeni bir hale getirdiğini; yokluktan, yoksunluklardan el birliğiyle ve dayanışmayla pek çok güzellikler yarattığını anlatıyor. O yoksulluk ve sefalet yuvasını, yardım toplayarak, pek çok insanı ve yardım derneklerini organize ederek, nasıl temiz, düzgün ve insanca yaşanacak hale getirdiklerini anlatıyor. Sefil haldeki insanları hamamlara götürüyor; binadaki her şeyi temizletiyor, bir mimarla anlaşarak yoksullar evini yeniletip güzelleştiriyor Raşel Saban.
Torun Raşel Rakella, bu özverili ve gönüllü çalışmaların en yakın tanıklarından biridir: “Anneannemin evinde hep bir hareket vardı. Gelen, giden, telefonlar, misafirler eksik olmazdı. Herkesin her saatte rahatlıkla kapısını çalacağı bir evdi. Ve değişik tipte insanlar bulunurdu. Hahamından, Musevi cemaati başkanından, zengininden yoksulundan kendi kurmuş olduğu yoksullar evinin gönüllü kadın grubundan…Yoksullara gereken paranın sağlanması için kermes hazırlıkları, dikiş nakış günleri hep anneannemin evinde olurdu.” (s.46)
Anneanne öyle güçlü, öyle bütünleştirici bir kadındır ki zorluklardan asla yılgınlığa kapılmaz, sürekli çözüm üretir ya da çözümün bir parçası olmaya özen gösterir. Kaynak yaratmayı, yoksullara dokunmayı, onların hayatını güzelleştirmeyi bilir; ayrıca Karataş Hastanesinde gönüllü çalışarak hastanenin pek çok ihtiyacına çözümler üretir; gerektiğinde ameliyatlara bile yardım eder. Cesur ve dirençli bir kadındır.
Anı defterinin sonlarına doğru insani ve vicdani düşüncelerini şöyle dile getiriyor Raşel Saban: “Bu dünyada insan için en önemli mutluluk yakınlarına duyduğu sevgi duygusudur. İnsan gençken ve sağlıklıyken başkalarının acılarını, sıkıntılarını anlamakta çok güçlük çeker. Başkalarını sevmeyi, başkalarına yakın ilgiyi ve bu duyguyu geliştirmek için insanın bir hayır kurumu için çalışması, örneğin bir hastanenin yardım derneğinde veya düşkünler yurdunda çalışması gerekli diye düşünüyorum. Zira insan sevgisi bütün insanların kalbinde bir tohum olarak vardır. Ama bu tohumun gelişip boy atmasına olanak sağlamak gerekir. (…) Yaşamın daha değerli ve insanı daha mutlu kılan bir durum olması için insanlarla dayanışma ve kardeşlik içinde olmamız gerektiği görüşünü bütün boyutlarıyla geliştirmemiz gerekir. Ancak böyle davranırsak bu fani yaşamın bir anlamı, bir değeri olacaktır.” (s.86) Anneannede yardım ve dayanışma duygusu, onun için bir yaşam biçimi olmuştur.
Bu yazıyı hazırlarken ışık aldığım Adalet Bilgin’in belirttiği gibi, “Her Şey Eski Bir Zaman Düşünde Şimdi kitabında yer alan Rakella Asal’ın şiirsel anlatımları, anneanneyle yaşanan çok yakın arkadaşça ama mesafeli ilişki, dedeye duyulan büyük saygı ve sevgi, onların derin duyarlılığı ve şefkatiyle beslenerek öğrenilmeye başlanan hayat; bir çocuğun yoksullara, kenar mahallelere, hastalara, ölüme bakışı, genç kızlığa, evliliğe, dine ilişkin gözlemler, duygular, hesaplaşmalar duygulu bir dille bir çerçeve bir öykü oluşturuyor. Hem anneannenin öyküsünden bağımsız hem onunla ilişkili, onunla birlikte yürüyen bir öyküdür bu.” Anneanne Raşel Saban ve Raşel Rakella Asal’ın yaşantıları, anıları yan yana ve bir arada ilerliyor kitapta.
Sefarad gelenekleri
Kitapta Sefarad geleneklerinden kimi ögelere de yer verildiğini görüyoruz. Raşel Rakella Asal, içinde doğup büyüdüğü kültüre bu kitapla bir selam gönderiyor ve geleneksel yaşantılarını yazının tanıklığında ölümsüz kılıyor: “Yahudilik bir dinden çok bir yaşam biçimi, hatta bir kimlik.” diyen yazar, Şabat yemeği geleneğinden şöyle söz ediyor: “Her Şabat sofrası beyaz örtüsü ve gümüş şamdanları ile bir yemek şöleninden çok aile fertlerinin buluştuğu bir yemek. Dindar sayılmasak da evde dinin gerektirdiği törenleri uygulamakla yetiniyoruz. Cuma gün batımında Şabat yemeği telaşı başlar evlerde. Dindar ailelerin erkekleri sinagoga Şabat duasına giderler. Döndüklerinde büyüklerin elleri öpülür, çocuklar kucaklanır. Yemek için masaya oturulmadan önce Şabat duası okunur. Duayı okuyan Şabat’ı kutsar, ekmeği tuzlayıp küçük parçalara bölüp dağıttıktan sonra yemek yenir. Şabat’ın önemi, kutsallığı giderek eridi. Sadece aile arası yenen bir yemeğe dönüştü zamanla.” diyen Rakella Asal bu geleneği kendi evinde sürdürdüğünü her cuma akşamı ailece yemek yediklerini dile getiriyor.
Yazar, Pesah da denen Hamursuz Bayramı’ndan şöyle söz ediyor: “Hamursuz Bayramı (Pesah) en önemli bayramlarımızdan biri. Bir tepsiye hamursuz ekmek dilimleri, bir demet maydanoz, kuzu budu kemiği, soğanlı ve karabiberli suda saatlerce haşlanarak kahverengine bürünmüş yumurtalar yerleştirilir. Sofranın ortasında duran tepsi, bize esaret zamanlarını hatırlatır. Atalarımızın, hamuru, mayalanmasına bile fırsat bırakmayacak kadar acele kaçışlarının bir simgesidir. Ekmek dilimleri Mısır çıkışının anısına, felaket ve fakirlik simgesidir. Marul yaprakları acı yaprak tatlarıyla bize Mısır’da geçirilen acılı yılları anımsatır. Kereviz yaprağı veya maydanoz esarette yenen fakir yemekleri, yanındaki tuzlu su ya da sirke Mısır’da dökülen gözyaşlarını simgeler. Kuzu budu kemiği kurban edilen kuzunun anısınadır. Haşlanmış yumurta kimilerine göre adakları hatırlatırken kimilerine göre yas sembolüdür. Bir bahar bayramı olarak da tanıdığımız Pesah, baharın gelişiyle tabiatın tomurcuklanıp gelişmeye başlamasıyla kutlandığından adeta tabiatın yeniden doğuşunu müjdeler. Pesah bayramı tabiattaki tomurcuklanmalar gibi tüm dünyaya gelişme, ümit, büyüme arzuları vermektedir. Tüm azilmiş, zulüm altındaki şanssız toplumlarla ümit ışığını bir araya getirerek özgürlük yolunda ümitsizliğe kapılmamanın mesajını verir.” (s.117)
Kitabında Sefarad düğün âdetlerini de anlatıyor Raşel Rakella Asal. Kezada, yalnız İzmir Musevilerine özgü bir törendi. Resmi ve dini törenden sonra kezada törenine geçilirdi. “Bir gümüş tepsi üzerine mugado denen badem ezmeleri sıra sıra dizilir. Tepsinin en altına geline takılacak takılar yerleştirilir. Badem ezmesini şekillendiren kadının el becerisi önemlidir. Tıpkı bir yontu ustası gibi elindeki malzemeden iki kuş yuvası şekli verir. Bu yuvaların üstüne de gene badem ezmesinden şekillenmiş iki kuş yerleştirilir. Bunlar gelinle damadı simgeler. Tepsi gelinle damadın başından geçirilir. Mutlu bir evliliği olan genç bir bayan kezadayı iyi temennilerle bozar. İlk önce geline ve damada badem ezmesi ikram edilir. Sonra takı töreni başlar, gelinin annesinden geline yüzük, kayınvalideden geline bir altın saat, kayınpederden geline iki sıra kordon zincir…Konuklara da gösterilerek takılır. Takı töreninden sonra tepsi davetlilere geçirilir ve badem ezmesi ikram edilir.” (s.100)
Raşel Rakella Asal’ın belirttiğine göre bu tören yıllar öncesinde kalmıştır. Şimdi takı töreni kalkmış; kezada töreni aile arasında yapılan bir kokteyle dönüşmüştür. Raşel Rakella Asal kendi kezada törenini incelikli bir anımsayışla dillendiriyor.
Raşel Rakella Asal, Her Şey Eski Bir Zaman Düşünde Şimdi adlı bu kitabında unutulmaz bir Cumhuriyet kadını olan anneannesiyle ilgili anılarını, ondan kendisine kalan anı defterine sarıp sarmalamış, onun anılarını ve kendi kültürünü sevgiyle kucaklamış, yazının ölümsüz belleğine emanet etmiştir böylece.
Raşel Rakella Asal’ın, dördüncü Uluslarası İzmir Sefarad Kültür Festivali’nin onur yazarı olmasını kutluyor; bugünlerde sadece sahaflarda bulabildiğimiz Her Şey Eski Biz Zaman Düşünde Şimdi adlı bu değerli kitabın yepyeni bir basımı hak ettiğini düşünüyorum.
(Bu yazı, 18-27 Aralık 2022 tarihleri arasında İzmir’de düzenlenen Dördüncü Uluslararası Sefarad Kültür Festivali kapsamında “Yazar Raşel Rakella Asal Penceresinden Türk Yahudi Toplumuna Bir Bakış” konulu paneldeki konuşma metnimin düzenlenmiş şeklidir.)


.jpg)



