Antartika'nın İmparatoru John Nash
7 Şubat 2020 Hayat İnsan

Antartika'nın İmparatoru John Nash


Twitter'da Paylaş
0

Nash, kendini "Antarktika imparatoru" gördüğü sanrı evreleri ile durumunun bilincine vardığı derin keder dönemlerini art arda yaşar.

Nobel ekonomi ödülü 1994 yılında, birkaç yıl önce kendini Antarktika'nın imparatoru olarak gören birine verildi. Başka deyişle, bir kaçığa. John Nash, oyun teorisinde kullanılan denge mefhumunu getirmekle bilinen bir bilgin olmadan önce, dengesiz biriydi. 25 yıl boyunca paranoid şizofreniden çekti. Onun hikâyesi Sylvia Nasar'ın 2001’de aynı adla sinemaya uyarlanan kitabının konusu oldu. Ron Howard'ın çektiği A Beautiful Mind (Akıl Oyunları) adlı filmde Russell Crowe iyileşen deli rolünü oynadı. John Nash, kendi farkında olmasa da, uzaktan gelmişti. Geldiği yere bütün yoğunluğuyla gitmiş olduğunu söylemek gerekir. Yine de, her şey bu kadar kötü başlamamıştı. Mühendis bir baba ile öğretmen bir annenin oğlu olarak 13 Haziran 1928'de Batı Virginia'daki Bluefield'de doğdu. Baba, teğmen olarak hizmet ettiği Fransa'da Birinci Dünya Savaşı'ndan bir gazidir. Anne İngilizce ve Latince öğretmenidir. John'dan iki buçuk yıl sonra Martha adlı bir kızları olur. Kendine saygı gösteren her dâhi gibi ve yaygın kanaatin tersine, genç Nash parlak bir öğrencidir. Bu canı sıkkın solak, anne babasının onun için satın aldığı ansiklopediyi, sonra da büyükanne babasının evinden ödünç alınan bilim kitaplarını yiyip yutar. Hatta odasını bile laboratuvara dönüştürüp deneylere girişir. Buraya kadar her şey çok sıradandır. Ne var ki günün birinde kız kardeşini kendi icadı olan elektrikli bir iskemleye oturtur…

Bluefield entelektüel bakımdan kayda değer bir şehir değildir. Daha çok hukukçularla, tüccarlarla karşılaşılır. Bilim insanı pek azdır. Birçok başka yerde olduğu gibi, başarının yolu bilgiden değil, öncelikle paradan geçmektedir. Ergenin elinden her iş gelmektedir, eli de kafası kadar yeteneklidir. O da babası gibi kendini mühendislik mesleğine yöneltmektedir. Eric Temple Bell'in Matematiğin İnsanları adlı 1937 yılında yayımlanan kitabı o dönemde eline geçer. Bu kitap sayesinde Fermat gibi kişileri tanır. Genç Nash kendinden geçer. Matematik dünyasının, soyut olanın sonunda bize somuttan söz ettiği bu tuhaf evren dilinin esini bir tür vahiydir. 1945-1948 arasında, Pittsburgh'daki Carnegie Institute of Technology'de kimya öğrenimi görür. Matematiği kullanarak gerçek keşiflerini orada yapar. Bu doymak bilmez tutku onu terk etmeyecektir. John, sayılar teorisine, Diophantus denklemlerine, kuantum mekaniğine ve görelilik teorisine balıklama dalar. Bunlar tek bir kişinin bütünüyle kavrayamayacağı karmaşık disiplinlerdir. 1944 yılında matematikçi ve fizikçi John von Neumann'ın Oyun ve Ekonomik Tutum Teorisi'nin yayımlanmasının ardından, Carnegie Institute içinde oyun teorisiyle ilgilenen küçük grupta pazarlık problemiyle ilgilenir.

Bir profesörün tavsiyesi üzerine John denge teorisini geliştirmek için Princeton Üniversitesi'ne girer. İşbirliği İçinde Olmayan Oyunlar üzerine 1950'de savunduğu tezinde, daha sonra Nash dengesi olarak adlandırılacak ve 40 yıl sonra Nobel Ekonomi Ödülü almasını sağlayacak şeyin tanımını ve özelliklerini ayrıntılandırır. Nash dengesi, karşılıklı olarak birbirlerinin stratejisini bilen birçok oyuncu arasındaki dengenin –hiçbiri kendi kişisel konumunu zayıflatmadan kendi stratejisini değiştiremediğinden– istikrar kazandığı bir durumdur. Bu durumu açıklamak için, genellikle aynı plajdaki iki dondurma satıcısı örneği verilir. Bunlar aynı ürünleri ay fiyata satmaktadırlar ve kendi yerlerini seçmeleri gerekir. Nash dengesi, iki satıcı plajın ortasında yan yana durduğun- da devreye girer. Bu, müşterilerin tatmini açısından en kötü, ama dondurmacıların birbirleri karısındaki konumunu zayıflatmayacak en etkin durumdur.

1950'den itibaren John Nash Princeton'da analiz öğretir ve diferansiyel geometri alanında çalışmalarını sürdürür. Aynı zamanda Massachusetts'teki Cambridge'de bulunan ünlü MIT'de sürdürülen çalışmalarda da görevlidir. Alicia Lardé'yle orada karşılaşır. Fizik diplomalı bu kadınla 1957 yılında evlenir ve bir oğulları olur. Ancak 1963 yılında boşanacaktır. Orada edindiği dostu ve meslektaşı matematikçi Donald Newman, Nash'in başarıları karşısında şaşkındır. "Herkes dağda bir yol ararken zirveye erişir, Nash ise bir başka dağa tırmanırken, uzaktaki bir zirveden ilk zirveye ışık tutuyordu." Bu üstün zekâlı insanın matematik üzerine çalışmalarını hiçbir şey durduramayacak gibidir.

Yine de, denge teorisini derinleştirirken, 1958'den itibaren kişisel bir dengesizlik oluşur. Kendini, "Ben büyük N'li Nash'im" diye tanıtır, bazı meslektaşlarına insansı muamelesi yapar ya da top gibi tekmelemek için güvercinlerin peşinden koşar. "O dönemde deli değildim. Aykırı davranışlarım vardı. Toplumdaki herkesin tamamen normal davranması şart değildir." Oğlu John Charles'ın doğduğu 1959 yılında psikiyatrlar paranoid şizofreni teşhisinde bulunurlar. Bu, şizofreninin en yaygın, ama oldukça kısıtlayıcı biçimidir. Aynı tür şizofreniye yakalanmış olan Artaud, Jacques Rivière'e şunu söylemiştir: "Ruhu en derin gerçekliğinde etkileyen ve tezahürlerine de bulaşan bir hastalık. Varlığın zehri. Gerçek bir felç. Konuşmayı, anıları ortadan kaldıran ve düşüncenizi kökünden söküp çıkaran bir hastalık." Zulüm görme hissinden megalomaniye kadar değişebilen temalar üzerinde çılgınlık ve sanrılarla kendini gösterir. Hasta kendini bir mesih olarak görür. Kendinin kâh üstünde kâh altındadır.

Karısı Alicia hamileyken, haber vermeden günlerce yok olur, sonra bir sabah New York Times'ın ilk sayfasını elinde sallayarak ortaya çıkar ve dünyadışı yaratıkların yalnızca kendisine gönderdiği bir mesajı orada okuduğunu iddia eder. Bu koşullarda, Nash Princeton'da ders vermekte iyice zorlanmaktadır. Öğrencilerinden birine, "galaksiler arası araç ehliyeti" verir. Aynı zamanda FBl'a, BM'ye, papaya yazarak istilacılarla görüşmek için bir dünya hükümeti zorunluluğu konusunda onları bilgilendirir. Kampüste öğrenciler, uzun saçlı kaba sakallı, mırıldanarak yalınayak dolaşan bu profesöre "hayalet" ya da "zombi" diyorlardı. Meslektaşları, onun eserine değer vermelerine rağmen, yan yana görünmekten kaçınıyorlardı. Üstelik içlerinden bazılarını en önemli belgelerini çalmak için bürosunu eşelemekle suçluyordu. Nash direnmeye devam eder. Kapatılmaya elinden geldiğince karşı koyar, fakat 1960'tan itibaren hastanede düzenli olarak kalmaya başlar. Elektroşok tedavileri uygulanır, insülin koması geçirir. "Bu insülin komalarından pek az şey hatırlıyorum. Komadan sonra duşa giren ve parkta şekerli su içerek kendine gelen hastalar hatırlıyorum."

Nash, kendini "Antarktika imparatoru" gördüğü sanrı evreleri ile durumunun bilincine vardığı derin keder dönemlerini art arda yaşar. Kapatılmaktan her şekilde kaçmaya çalışır. "Durumum nispeten kabul edilebilirdi. Hastaneye yatmaktan kaçınmaya ve psikiyatrların dikkatini çekmeye çabalıyordum." Zulüm hezeyanlarını ya da kendini sır sahibi bir mesih kabul etme eğilimini denetlemeye çalışır. "Ancak normal davranırsam hastaneden çıkabileceğimi anlıyordum. Sanrılarımı saklayarak bunu yaptım. Bu sanrıları bir süreliğine bir kenara bıraktıktan sonra yeniden benimsemek durumunda kalacağımı biliyordum."

Her şeye rağmen onunla ilgilenmeye devam eden Alicia'dan boşanması ve hastaneden çıkması bir avukatla bir psikiyatrın yardımıyla sağlanır. Paris'te kalırken, Amerikan pasaportunu yırtar ve İsviçre'den politik sığınma talep eder. Amerikalı yetkililer bu denetlenemeyen kişiyi gizlice yeniden yurttaşlığa alarak onu yeniden uzman bir kliniğe yatırırlar ve orada kimyasallarla delilik tedavisi görür. Nash artık ders verememektedir, fakat hizmetlerini dikkate alan Brandeis University ona araştırmacı kadrosu önerir. 30 yıl boyunca hiçbir şey yayımlamaz. Yine de 1978 yılında "işbirliği içinde olmayan dengeler" üzerine keşifleri dolayısıyla John von Neumann Teori Ödülü verilir.

Artık hastalığın istilası altında olan zihninden matematik çekip gitmiştir. Nöroleptik bazlı uyumlu tedaviler sayesinde akıl sağlığı yavaş yavaş yerine gelir. Paranoid şizofreninin özelliği, kimyasallar tarafından nispeten iyi kontrol edilmesidir. Yine de bir an gelir, Nash tedavi görmemeye ve yalnızca irade gücüyle bu durumdan kurtulmaya karar verir. Matematiksel akıl yürütmeye olan ilgisi yavaş yavaş geri gelir. Bilgi-işlem programlamasıyla ve onun özel diliyle de ilgilenmeye başlar. Yok eden şey, aynı zamanda onu kurtarmaktadır. 1990'lı yıllarda, iyice zayıflamış olan John Nash çılgınlık halinden nihayet çıkar. 1994 yılında, oyun teorisindeki çalışmaları nedeniyle Reinhard Selten ve John Harsanyi ile birlikte Nobel Ekonomi Ödülü'nü alır.

1996 yılında Madrid'deki Dünya Psikiyatri Kongresi'nde John Nash kendi vakasından söz ederken, matematikçiler arasında mantıkçıların genellikle deli olduklarını belirtir. Emil Post'tan, Kurt Gödel'den, genellikle tek başına yüksek sesle konuşan ve sanki güvercinlere verilecek gibi küçük parçalara bölünmüş bisküviler yiyen Alonzo Church'ten söz eder… Nash en sağlıklı zihinleri yutmaya yatkın, sayısal bir mistiklik olduğu kanısındadır. Sonunda sesler işitilir ve bu sesler insanı toplunsak gerçeklikten koparır. Fikirler bile sanrı yaratıcı olur. Yalnızca bu sayıların iç mantığı, düzenlenişleri önem taşımaktadır. "İki artı iki beş eder' ifadesi ilgi gösterilmeyecek bir şey değildir," diyordu Dostoyevski…

1994’te Nobel Ödülü'nün verilmesi sırasında John Nash kendi parkuruna, zihinsel kapanmasına ve iyileşmesine kısa bir an geri gelir. "Bugün bana öyle geliyor ki, bilim insanlarının karakteristiği olan rasyonel düşünebilme yetisi bende de var. Bununla birlikte, bu, fiziksel engelli birinin fiziksel sağlığına geri dönmesinin sevinç vermeye yeterli olması gibi, tamamen bir sevinç sorunu değildir. Bu sorunun bir düşüncenin rasyonalitesinin kişilik kavramına ve kişiliğin evrenle ilişkisine bir sınır dayatmasıdır. Örneğin, Zerdüştçü olmayan biri Zerdüşt'ün sadece bir deli olduğunu ve milyonlarca saf yandaşını bir ritüel ateş kültünü benimsemeye yönelttiğini düşünebilir. Fakat 'deliliği' olmasaydı, Zerdüşt ister istemez, yaşamış ve sonra da unutulmuş milyonlarca ya da milyarlarca insandan yalnızca biri olurdu."

Bu aynı törende John Nash gelecek yıllara belli bir soğukkanlılıkla bakar. "İstatistiki olarak, 70 yaşındaki her matematikçi ya da bilim insanının, sürekli araştırmalar sayesinde, önceden gerçekleştirdiği şeylere daha çok şey ekleyebilecek biri olması olasılık dışı gözükmektedir. Bununla birlikte, düşüncemin bir kenara atıldığı yaklaşık 25 yıllık bu farklılık döneminin oluşturduğu atipik parantezin bilincinde olsam da, ben bu çabayı hala gösterebilirim. Dolayısıyla, süren çalışmalarımla ya da gelecekteki fikirlerimle, ilginç bir şeyler gerçekleştirebilme umudu içindeyim." Başlangıçtaki büyük patlama teorisini tartışmaya açan "genişlemeyen evren" hipotezini böyle ortaya atar.

John Nash, özel hayatında, yeniden birlikte olduğu Alicia'yla yaşamaya devam etmektedir. Ama evlenmemişlerdir. Yine mükemmel bir matematikçi ve satranç oyuncusu olan oğulları John Charles 1970'li yılların ortasından itibaren paranoid şizofreniye yakalanmış ve henüz kurtulabilmiş değildir.

Kaynak: Laurent Lemire, Çılgın Dahiler, Işık Ergüden, 2014, Kırmızıkedi Yayınevi


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR