Hale bak. Daha az önce elime aldım, kırış kırış yapmışım. Nemlenmiş de. Kâğıdı öbür eline aldı. Terli elini basenine sürerek kuruladı. Şöyle bir baktı oturma bölümüne. Zaten benden başka kimse yok, niye panik oldum. Hem bir de bunun için canını sıkamam. Zaten saçma sapan pek çok şeyi kafama taktığım için burada değil miyim... Beklediği kapının yanındaki tabelayı okudu içinden. “Radyoloji.” Kırçıllı, buyurgan bir erkek sesi geldi içeriden. “Züleyha Doğru!” Hah sıra yok, diye sevindik ama devlet hastanesi işte, o ekran boşuna demek o ekran. Bassana düğmeye ekranda numara gözüksün, ne bağırıyorsun. Sesin geldiği kapıya yöneldi. Önceden aralanmış kapıdan içeri girerken hemen solunda, evraklarla dolu masada oturan otuzlarında bir adam gördü. Kolay gelsin, dedi. Adamın az önceki sesinin aksine kısık, tedirgin bir sesti bu. Adam küçük bir kafa hareketiyle selamladı onu. “Üstünü çıkart, iç çamaşırı da. Takı filan hiçbir şey kalmasın, duvarda asılı önlüğü giyip geç,” dedi. Bunları söylerken yine kafasıyla hareket ederek minik odadaki rengi beyazdan griye çalan perdeyle oluşturulmuş paravanı gösterdi Züleyha’ya. Paravana giderken adamın fark ettiği sert bir bakış attı. Ya da öyle yaptığını hayal etti. Canım senin de paran olsaydı da devlet hastanesine gelmeseydin. Perdeyi parmak uçlarıyla açarken annesi geldi aklına. Her hastaneye gittiklerinde, yapılması gereken işlemden önce annesi eline temiz bir peçete tutuşturur, Aman kızım, hastane burası, ne mikroplar, virüsler vardır, el sürmemeye çalış, baktın sürüyorsun, hemen ellerini yıka. Perdeyi birden bıraktı. Çantasında hemen temiz bir peçete aramaya koyuldu. Çantasının iç cebindeki peçeteyi gördü ama çıkarmadı. Annesi yoktu ne olsa yanında. Biraz da onun yüzünden burada değil miyim zaten. Paravana girdi, çıplak elleriyle perdeyi kapadı. Üzerindeki boğazlı kazağı çıkarırken zorlandı. Kazak darlamıyor, ben darlanıyorum. Sutyenini çıkarırken o kırçıllı ses bu kez, “Hazırsan geçebilirsin,” diye seslendi oturduğu yerden. Bak yine nasıl konuşuyor. “Sen” ne ya “sen” ne, tabii akranı gibi geldim gözüne, bir başıma da geldim, yalnızım tabii, konuş bakalım istediğin gibi. Bunlar da ne fantezi kuruyorlardır he, sanki yatak odasına sesleniyor. Sutyenini kazağına göre daha çabuk çıkardı, duvardaki çivide asılı çantasının içine koydu. Bunu yaparken annesini düşündü. Dur bakayım ne çıkacak şimdi ciğerlerimde. Ya kansersem? Kanser de röntgenden belli olur mu ki öyle... Olmasa da belki doktorun şüpheleneceği bir şeyler çıkar. Çok üzdüler beni. O kadar üzüntüye ya kanser ya deli olur insan. Kansersem ne yaparım? Söylerim annemlere. Yok söylemem. Üzülürler. Üzülsünler. Yok! Annem üzülmesin. Annem hep üzgün zaten. Ama pişman olup üzülmeleri de lazım. Kızımız istediği hayatı yaşasaydı, biz niye huzursuz ettik onu, ondan ne istedik, diye dövünsünler ardımdan. Evet evet, kansersem çabuk ölürüm, bir anda gitmiyorlar mı onlar. İki dedem de öyle gitti. Ben gencim bir de. Genç yaşta ve çabuk ölürsem üzgün geçirdikleri günleri daha az olur belki. Ssöylemem annemlere. Kime söyleyeyim... Sıtkı’ya söyleyeyim. Üzülmesini en çok istediğim o, evet Sıtkı’ya söylerim, o üzülsün. Sıtkı, ben kanserim. Öleceğim... Kavgalarımızda, Beni kanser edeceksin, diyordum ya, sen de, Ne biçim laflar onlar, diye bana daha çok bağırıyordun… Hah Sıtkı ben artık kanserim, diyeceğim karşısına geçip. Sonuç kâğıtlarını da yüzüne çarpacağım. Bak! Sen dediklerini gerçekleştiremedin ama ben gerçekleştireceğim. Yalan değil yani seninkiler gibi. Yaşasın bakalım o vicdanla. “Züleyha Doğru hazırsan geç artık makineye.” Züleyha Doğru ne ya, sanki sanığa sesleniyor. Tamam. Gösteririm ben şimdi sana. “Efendim?” Tamam, dedim, tamam. Duvardaki önlüğünü giyerken deli gömleği geldi aklına. Baktım kanser değilim, zaten ileride delirtirler beni. Arkası açık önlüğü yanlarından uzayan kuşakla arkadan gevşek bir şekilde bağlarken kalçasına yakın bölgenin açıkta kaldığını fark etti. Hatta eşofmanını da kuyruk sokumuna kadar iyice düşürdü. Sıtkı’nın en kızdığı şeydi onun olmadığı yerde beli açık giyinmesi. Ne kuşağı sıkılaştırdı ne belini kapadı. Ya öleceksin ya delireceksin Züleyha, birazcık oyun oyna madem. Makinenin önüne geçti. Çeneni makinenin üstüne yerleştir, göğüslerini yanaştır makineye, yaklaş iyice. Yaklaştı Züleyha. “Daha çok yaklaş!” dedi bu kez adam. Yaklaştı Züleyha. Birden arkasında bir serinlik hissetti. Kuşak açılmıştı. Böyle iyi mi? Kırçıllı ses bu kez konuşmadı.