Babamın Kanatları Üstüne Birkaç Not
19 Aralık 2016 Kültür Sanat Sinema

Babamın Kanatları Üstüne Birkaç Not


Twitter'da Paylaş
0

Filmi bu kadar etkileyici yapan, bir yandan büyük bir konuya değinip öbür yandan küçük bir hikâyeyi ele alması. Mevcut düzeni eleştirirken bunun bir propagandaya dönüşmesine izin vermeyişi.
Kardelen Ayhan
Kıvanç Sezer’in yazıp yönettiği, bugünlerde gösterimde olan Babamın Kanatları yüzümüze tokat gibi çarpıyor. Ayağını mevcut bir gerçeğin üstüne basıp oradan yola çıkan filmde, bugünün ta kendisiyle yüzleşiyoruz, izlediğimiz hikâye tamamıyla kurmaca da olsa. Betonların arasında nefes alamıyoruz. Demir ve çimentoların arasında ruhumuzu kaybettik, insan olmayı unuttuk. Bir beton ne kadar soğuksa biz de o kadar soğuğuz. Her gün evden çıkıp işyerlerine, okullara, dersliklere dağılırken, akşam olduğunda eve dönerken metroları ve otobüsleri dolduran binlerce kişiden biriyiz. Burun burunayız, yine de aramızda bir iletişim yok. Bakışlarımız saydam, soluk ve tatsız. Oysa hepimizin bir hikâyesi, arkamızda uzayıp giden yaşamlarımız var. Tıpkı bu soğuk betonların ardının da hikâyelerle dolu olduğu gibi. Babamın Kanatları tam bu konuyu açıyor. İbrahim ve ailesi, Van’daki depremzedelerden. Yeğeni Yusuf’la kalkıp İstanbullara gelmiş İbrahim, bir umutla. Evine, çocuklarına bakmak zorunda. Gelgelelim filme İbrahim’in kanser olduğunu öğrenerek başlıyoruz. Sonra onun çaresizliği biz de sürüklüyor. Hikâyenin belkemiğini İbrahim’in dilemması oluşturuyor: Yaşam ve ölüm. Bu kadar keskin, ağır. On yedinci yüzyıl trajedisinden örnekleri, karakterlerin düştüğü ikilemleri düşünüyorum. Aşk ve onur, görev ve tutku arasında seçim yapmak zorunda kalan karakterler… Oysa bugün nasıl bir hâle geldiysek, yaşam ve ölüm arasında gidip gelen karakterler çıkıyor karşımıza. O kadar vahşileştik. Düne göre daha “uygar” değil miydik? Filmin düşünce dünyamıza bol bol soru bırakması, onu zenginleştirmesi bir yana, sahnelere birer sanat ürünü olarak baktığımızda da görüntüler etkileyici, vurucu. Avcılar, Esenyurt dolaylarında çekilmiş bu görüntüler bugüne dair olmasına rağmen beyaz perdedeki hâli bir distopyayı çağrıştırıyor. Film boyunca İstanbul’u saran sonsuz gökdelenler, inşaatlar, plazalar suratımıza suratımıza çarpıyor. Buna rağmen, bu çirkinlik sahnede şiirsel bir boyut kazanıyor. Görüntülerin özellikle müzikle buluştuğu sahnelerde âdeta bir ritim yükseliyor. [caption id="attachment_22705" align="alignright" width="353"]kivancsezer Babamın Kanatları, Kıvanç Sezer'in ilk uzun metrajlı filmi.[/caption] Öte yandan bu görüntülerle birlikte pek çok sahnede görünen martılar dikkatimizi hemen çekiyor. Şantiyelerin ortasında, her şeye rağmen danslarını gerçekleştiriyorlar. Kıvanç Sezer bir söyleşisinde –sadece bir sahne dışında– martıların bu sahnelere tesadüfen girmiş olduğunu belirtse de, ben bu martıların İbrahim’in kanatlarına sağlam göndermeler yaptığını düşünüyorum. Bana öyle geliyor ki İbrahim (ve aslında hepimiz) omzumuza yüklenen bunca şey yüzünden kanatlanamıyoruz. Hayat basit olmalı, oysa bu düzenlenmiş karmaşık oyunda kaybetmeye programlanmışız. Bu böyle sürüp gidecek mi? Ne kadar dayanacağız? İnsanlık durumuna dair iyi tespitler yapan Babamın Kanatları, aynı zamanda yaşadığımız hayatın ne denli absürd bir noktaya vardığını hatırlatıyor. İbrahim’in emekli olmaya henüz hakkının olmadığını öğrendiği sahne buna iyi bir örnek. Çalıştığı iş günü toplamının 1800 etmesi gerekirken 1071 gün ediyor: Çözüm ise ya 729 gün daha çalışmak ya da 7932 lira ödeme yapıp emekli olmaya hak kazanmak. Bu rakamlar ne kadar komik, öte yandan ne kadar acımasız. İnsan hayatına sayılarla değer biçmeye çalışmak ne kadar absürd. Nihayetinde filmi bu kadar etkileyici yapan şey bir yandan büyük bir konuya değinip öbür yandan küçük bir hikâyeyi ele alması. Kurulu düzeni eleştirirken bunun bir propagandaya dönüşmesine izin vermeyişi. Onun yerine bu hayattan bir kesit sunarak anlatımı ve görselliğiyle sanatsallaştırması. Elbette film boyunca sadece İbrahim’in etrafında dönmüyoruz. Mercek oldukça geniş, filmdeki yan karakterlerle insanlığın nice hallerine tanıklık ediyoruz. Şantiye formeni Resul’ün arada kalmışlığı, tam anlamıyla yozlaşmış patron ve avukatı, Yusuf’un yükselme hayali, sevdiği kadının üstündeki baskı, uzakta kalan çocuklar, Hatice ve onun son sahnede ağzından çıkan sözler… Bazı filmler vardır, bitmezler. Salondan çıktığımızda peşimize takılır, deyim yerindeyse yakamıza yapışırlar. Babamın Kanatları yönetmenin ilk uzun metraj filmi olmasına rağmen bunu başarıyor. Boğazımızda bir yumru, öyle ayrılıyoruz salondan.

Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR