Oggito, Edebiyat Haber, Demokrat Haber gibi sitelerde yazdığı yazılarıyla adına rastladığımız Sedat Sezgin’in yakın zamanda KDY etiketiyle Tanrı’nın Kahkahası adında yeni bir romanı yayımlandı.
Tanrı’nın Kahkahası ilk olarak üç ana hikâye ekseninde dönüyor: Aynı zamanda anlatıcı olan koca ile karısı arasındaki ilişki, Ferxiq ile Sittî’in ölümsüz aşkı ve romanın önemli seslerinden olan büyükannenin hikâyesi.
Bir kadın, bir erkek. Bitmek üzere olan bir evlilik. Son bir dayanışma, evliliği kurtarma operasyonu. Koca taşralı, kadın kentli ve her ikisi de sahip oldukları kültürlerin özelliklerini bünyelerinde taşırlar. Yine de bir türlü uzlaşamamış bir birliktelik bu. Erkek yıllarca taşralı olma kimliğinden sıyrılmaya çalışmış ancak kökleri bir şekilde buna engel olmuş. Eserin bütününde kocanın bir tür evliliğini kurtarma çabasına tanık oluruz. Ancak eser bundan ibaret değildir, Ferxiq ile Sittî’nin hikayesi, imkansız aşkın kıskacındaki Pelêavê’nin dramı okuru kısa bir an için bile olsa düşsel bir dünyanın içine sokar.
Eserin en fazla dikkat çeken özelliği hacim olarak kısa ama aşırı yoğun bir roman olması.
Yazar kocanın taşralı kimliğiyle kadının kentli kimliği arasındaki engelin nedenini bize göstermeye çalışır. Hikâye kocanın ağzından, bazen büyükannenin bezen de eserin ikon karakterlerinden biri olan Ferxiq’in sesine dönüşür.
Taşralı koca köklerine inmeye çalışırken taşralı olmanın ve kentli olmanın karakteristik özelliklerine de değinir. Kentli olmanın kararlılığı ve kesinliği, taşralı olmanın bağnazlığı ama yine de bu özelliğinden kurtulma çabasının yetersizliği. Taşralı kocanın kentli olma arzusu ve bu uğurda verdiği çaba takdire şayandır. Ancak bir kentlinin on katını aşan okumaları bile buna yetmeyecek, bir şekilde köklerine işlemiş olan taşralık onun evliliğinde ve hatta sosyal ilişkilerinde bile sorun yaratacaktır.
Sezgin’in bu eserinde sözcüklerin ön yüzünden daha çok arka yüzündeki anlamlarına bakmak gerekir. Taşralı kocanın köklerini anlatırkenki tutumu, anlattığı Ferxiq ile Sittî’nin hikayesi taşralı olmanın sevgiyi nasıl yorumladığı ve hayatı mucizevi bir biçimde gören yanını simgelerken, kenti olan kadının olaylar karşısındaki tutumu okura kentli olmanın ne demek olabileceğini gösterir. Örnek vermem gerekirse, kaza yapan Ford Focus’un yardımına koşmaması, hız yaptı bu onun tercihiydi yaklaşımı ve Google’dan “Hazreti Ali’nin yaptığı seferleri” aratması, yani sonuca kulaktan dolma bilgiyle değil de teknolojiyle (bilimsel) yaklaşması gibi.
Belli ki yazar uzun tasvirleri sevmez hatta şiire yakın yazdığı bile söylenebilir. Özellikle şiir okurlarının sevebileceği bir eser olduğunu söyleyebilirim. Tanrı’nın Kahkahası’nda yeni arzuyla kucaklanırken geçmişe duyulan özlem de varlığını hep korur. Bu nedenle eseri geçmiş (gelenek-görenek) ile şimdi (modern yaşantı ve beraberinde getirdiği sığ birliktelikler) arasında kurduğu köprü görevi bakımından önemli buluyorum.






