Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

28 Kasım 2023

Öykü

Basit Goller Yedik

İ. Usame Yördem

Paylaş

1

1


“Bazı şeyler düşünerek değil, üzülerek öğreniliyor.”

– Şule Gürbüz

Hulusi, uzun zamandır bir araya gelmediğimizi belirtmiş ve görüşmemiz gerektiğini ve gelmem halinde bana bir sürprizinin olduğunu söylemişti. Geniş bir ilenme halini ve hiçbir şey yapmak istememe sıkıntısını, bir odaya kilitleyip evden çıkmıştım. Biraz yürümüş, biraz dalgınlaşmış, biraz koşmuş, biraz durmuş olmanın sonu, devlet tiyatrosunun önündeki çay bahçesine kadar sürmüştü. Etrafıma baktığımda Hulusi’yi görememiş, sürprizin bu olduğunu, gelmeyeceğini düşünmüştüm niyeyse. Bu korkuyla oturmuştum herhangi bir masaya, herhangi biri gibi. Bu herhangilik hali, son zamanlarda kafama taktığım birçok şeyden biriydi. Yaşım kadar, otuzlara merdiven dayamış olmak kadar, otuza üç kalmak kadar. Senli benli değildim hayatla. Sevmiyordum ama sürdürüyordum yine de.

Saniyeler, dakikalara dönüşmüş ve bir sıkıntıyı ezip içime yerleştirmişti ki kapıda Hulusi belirmişti. Yanında tanımadığım birisi vardı. Korkumun alaşağı olmasına sevinmiştim. Tokalaşırken yeni tanışacağım birinin yanaklarına, yanaklarımı değdirip değdirmemeyi düşünmüş, o kısa düşünüş halinde tedirgin olmuş, yanılmıyorsam biraz da terlemiştim. Hulusi, bu tuhaf davranışımı sezmiş olacaktı ki, aramızdaki duruma dair bir açıklama yapmış ve ikimizi tanıştırmayacağını, yalnızca konuşup dağılacağımızı, ikimizin anlattıklarının birbirimizi tanıtmaya yeteceğini söylemişti. Anlattıklarımızla birbirimizi tanıyacakmış ve böyle tanışacakmışız yani. “Bana uyar…” demiştim “ancak nasıl seslenmem gerekiyor arkadaşa?” Arkadaş sözcüğü, bir tanışıklıktan ziyade herhangilik anlamını yüklenmişti, cümlenin içinde. “X diyebilirsin…” demişti, Hulusi, biraz muzip bir tavırla. X kişisiyle gülümsemiştik aynı anda.   

Esintiler, boşlukları çok uzaklardan alıp yanı başımıza bırakmıştı özensizce. Bir masada oturup sessizce durmuştuk. Sessizce durmaktan başka, esintileri dil uçlarımızla yakalamaya çalışmaktan, yaşamın zihnimizdeki düşüncelerine kıvrak çalımlar atmaktan başka yapabilecek bir şeyimiz yokmuşçasına durmuştuk, sessizce. Birkaç dakikalık sessizlik bizi rahatsız etmeyecek sanmıştık. Anıları, bir bir masanın oralarına buralarına yığmamış, tedirginlik kuşanmıştık. Elimizden gelen tek şeyin bu olduğunu, yaşamanın içerisinde bir yerlerde yalnızca böyle bir şeyin avuntuyla anlamdaş olabileceğini geçirmiştik aklımızdan. Buna tastamam inandığımızdan değil de başka inanacak bir şey olmadığından böyleydik. Tüm bunların yanında içimde şüphe ve kuruntudan olma bir şey yükselmiş, Hulusi’nin bana sürprizinin ne olabileceğini düşündürüp durmuştu.  

Kısacık sessizlikten ilkin Hulusi rahatsız olmuştu. Bana dönüp “görünce aklıma sen geldin…” demişti. “Neyi?” demiştim. “Neyi Hulusi, neyi?” diye bağırmıştı bir ses içimden. Dışımdaki sesse ilinti kıvamındaydı. Bungun bir acının, çepeçevre beni sardığını düşünürken bu sarışta, iç acıtan bir yanın olduğunu, nasıl davranmam ve ne yapmam gerektiğini bilememiştim. “Birinin mutsuzluğunu görünce aklıma sen geldin.” demişti Hulusi. Derin bir nefes almıştım ben. Esintilerin kıvamı biraz anlamsızlaşmış, ellerimi iç içe geçirmiştim. Çay bahçesinin ortasındaki parkta birkaç çocuk kıkırdayarak gülüşmüştü.

“Var mısınız bir oyun oynamaya?” demişti Hulusi. Vardık. Ben ve X kişisi. İkimiz de vardık. Hem dünyada hem de oynanacak bu oyunda. “Herkes, içinde yer edinen bir anısını anlatsın şimdi…” demişti Hulusi. Ardından bize düşünme payı bırakmış olmak için ilkin kendisinin bu anı paylaşımını yapacağını söylemiş, bizim de bu süre zarfında kendisini dinlememizi ve aynı zamanda bir anı düşünmemizi istemişti.

“Gözümün kenarında bir iz var benim…” diyerek söze girmişti. O, bu izden bahsederken yıllardır tanıdığım ve dostum dediğim kişinin yüzünde bir izin olup olmadığını düşünmüş, bu düşüncemin sağlamasını yapmak adına onun yüzüne bakmıştım. Bir iz vardı hakikaten, vardı ancak bunca zaman nasıl kaçmıştı gözümde. Niçin bunca zaman onun yüzüne bakmamış yahut bakmışsam da niçin bu izi görmemiştim? Bir hayıf bürüdü zihnimi. “Bu iz, çocukluktan kalma.” demişti Hulusi. “Uğur Abi vardı, kuzenim. O vurmuştu bana. Eskiden tahta kanepeler vardı ya hani…” Durup yüzlerimize bakmıştı bir bir. Esintiler biraz daha yumuşamış ya da biz, o esintilere ayak uydurmaya başlamıştık. Yüzlerimizde ne gördüğünü belli etmeyen yüz ifadeleri görmüştüm Hulusi’nin yüzünde. Bir şey demek, öylesine bir şey demek istemişsem de konuya nereden gireceğimi, tam olarak ne söyleyeceğimi bilememiştim. “İşte, kafamı oraya çarptım ben.” deyip anlatıyı, bıraktığı kapı eşiğinden yüklenmiş, diliyle onu ıslamaya başlamıştı tekrardan Hulusi. “O zaman oyuldum işte ben. Galiba, bu yüzümdeki boşluk gibi bazı şeylerin telafi olmayacağını ve hep böyle boşluk şeklinde kalacağını filan düşünüyorum. O gün olmasaydı mesela o olay, suratımda böyle bir iz kalmamış olsaydı, ne olurdu acaba? Oyuksuz hayatım nasıl olacaktı, yani fazladan ne olurdu acaba hayatımda? Bunu çok merak ediyorum.”

Hulusi’nin sözleri bittiğinde, X kişisiyle göz göze gelmiştik. Yanılmıyorsam kahverengiydi gözleri. Uzun zamandır susmuşlar, bir yere bakmamış, bir yeri görmemiş gibiydiler. Belki de benim, Hulusi’nin yüzündeki izi fark etmemiş olmamdan dolayıydı X’in gözleri hakkında böyle düşünüşüm. Kendime, suç ortağı, yardım yataklığı aramıştım. Bu arayışın, bir ıstıraba dönüşmesini önlemek amacıyla sözcükler seçip cümleler kurmaya, böylece Hulusi’nin anlatısına dönük herhangi bir yorum yapmaksızın sıyrılmaya, bu sıyrılışta kendi farkındalık yoksunluğumu bastırmaya giriştim.

“Bir kız arkadaşım vardı.” demiştim. “Ona âşık değildim ancak onu çok seviyordum. Galiba bu sevgi durumu bana yük oldu. Rahatsız etti. Bir de kaygılandım. Yirmilerime merdiven dayamak üzereydim. Bir şeyler ciddi olmak zorundaymış da ben bu ciddiyete uygun değilmişim gibi gelmişti bana. Bir ayrılık yaşadık onunla. Salya sümük ağladığım bir günün sabahında, ne yaptığımı sorguladım. Öyle pişman oldum ki. Ne yapmıştım hakikaten? Aylarca inşa ettiğim şeyin, bir çırpıda yıkılmış olmasıydı sanırım bana ağır gelen. Bu durumdan niyeyse kurtulamadım hiç. İçime dert edinip durdum bunu. İyi ayrılmak diye bir şey yok, diye düşündüm. Sahiden de ayrılmanın başlıca kötü olduğu, daha doğrusu iyi bir şey olmadığı apaçık ortadayken iyi ayrılmak nasıl mümkün olabilirdi ki?” Arka arkaya cümleleri sıralamazsam, cümlelerin bir yerlerine dahil olacaklarını, bir şeyler soracaklarını yahut ne bileyim olur olmaz yorumlar yapacaklarını düşünmüştüm. Anlatım sona erdiğinde, nefes nefese kalmış, yeniden terlemeye başlamıştım. Esintinin, ense kökümde kendisini hissettirmesini çok istemiştim. Hulusi, herhangi bir şey söylemiş olmak için “ayrılık kötüdür, yani bazen…” demiş, X ise herhangi bir şey söylemiş olmamak istemiş olacaktı ki sessizce kafasını sallamakla yetinmişti.  

Esintinin sesleri, çocuk gülüşlerine karışıp da masaya garip bir duyguyu bırakmıştı.

Söze bir anda X girmiş ve “Annemin sigaraya tekrardan başladığı kırkıncı yaşı geliyor aklıma.” demişti. “Bana hep, ilk örtündüğü zamanları anlatırdı annem. Kendi kararıyla değildi bu kapanma. Saçlarını rüzgârda savuramıyor oluşu, ortaokul çağlarından itibaren içine oturmuş kalmış. Bunu kendisine dert edindiğini, arka arkaya üç sigara içtiği gün söylemişti bana. Sigara içerken dumanını, ardı sıra üflüyordu. Ben görmeyeyim istiyordu. Onun, benim sigara içmemi istememesinin altında yatan o güdünün aynısını yaşadım sanırım. Üzüldüm sadece. Bana şey demişti o gün: kimseyi suçlamıyorum kendi içimde. Bazen böyle olur. Bazen istenmeyen şeyler yapılır, belki hayat biraz da bu yapılması istenmeyen ancak yine de yapılan şeylerin telafi çabalarıdır. Saçlarını savuramıyor oluşu, balkonda oturduğumuz o günden bir yıl sonra bir külfete dönüştü. Kırk birinci yaşında annemin ölmesi, kırk bir kere acıttı canımı. Kırk yıl boyunca aynı şehirde kalmış olmasıydı bana dokunan. Yeni bir şehir görmeden ölmesi bir de. Erken yaşta evlenmiş ve telefonuna babamı, ‘hayatım’ diye kaydetmişti. Öyle imalı gelmişti ki bu bana. Hayatı babamdan ibaretti. Ondan başka bir hayat yaşamamış, herhangi bir yer görmemiş, bir yere gitmemişti ki.”

X, sözlerini bitirdiğinde ağlamaya başlamıştı ve ben, bu başlayış anında ne yapacağımı bilememiştim. Hulusi, olanları soğukkanlı karşılamış, herhangi bir tepki vermemiş, bir duvara özenmişçesine durmuştu. İçimden “bir şeyler yapsana lan Hulusi, sıçayım böyle sürprizine, bir şeyler yap oğlum…” demiştim. Hulusi, bu deyişi duymamış, duysa da umursamayacakmışçasına “güzel oyun oldu…” demişti. X, lavaboya gitmek için müsaade istediğinde, parktaki çocukların salıncak için kavgaya tutuştuklarını görmüştüm. Hulusi ile baş başa kaldığımız süre boyunca hiç konuşmamış, yalnızca X’i beklemiştim.

Beş on dakika sonra X, masaya geri gelmişti. O oturduğu sırada “Hulusi,” demiştim, tam da Hulusi kalkmış, adisyonu eline almış ve kasaya doğru hareketlenmişken. “Neydi sürpriz, bir şey mi kaçırdım ben?” Hulusi, muzip tavrını tekrar eline almış, o tavrı bir miktar okşamış, bir miktar o tavra vurmuş ve ortaya garip sesler çıkartmış, “sürpriz, bir sürprizin olmamasıydı…” demişti. Halen bir oyun sürdürüyor olduğunu düşünüp tepki göstermemiştim.

Hulusi’nin hareketlendiğini görünce X de ayağa kalkmıştı. “Alize ben,” demişti kalkarken. X diye düşündüğüm şeyin bir karşılık bulmuş olması tuhafıma gitmişti bir an. Biraz bilinmezlik, biraz gizem, biraz alışkanlık iyi bir şeydi ancak bu, yıkılmıştı o anda. Memnun mu olmuştum onu tanıdığıma?

“Ben de Y…” demiştim gülerek. O da gülümsemişti. Hulusi bir şey dememiş, elini uzatmış, elimi kavramış, benimle sertçe tokalaşmış ve ardını dönüp gitmişti. Alize ise elini uzatmadan başını sallamış ve Hulki’nin ardı sıra seğirtmişti.

İlkin geldiğim yetmezmiş gibi sonda kalmıştım. Sonda kalmamdan daha kötü olansa sonda tek başıma kalmış olmamdı. Gücüme gitmişti. Çocuklara bakmıştım. Biri, salıncağa binen ötekini sallayıp durmuştu. O sırada esintiler, şiddetlenmiş, ağaçlar hışırdamış, kuşların çığırtıları ve otomobil motorlarının gürültüsü, keskin bir fısıltıya dönüşmüştü. Birkaç yağmur damlası düşmüştü masaya. Başımı göğe kaldırmıştım. Hava açıktı oysa.

Masada, geriye kalan bütün duyguları toparlak bir hale getirip ayağa kalkmıştım. Eve dönmek için ilk adımlarımı attığımda, hayal kırıklığını andıran bir duygunun, içimde katılaştığını, bir anda buharlaştığını duyumsamıştım. Soyut olan bir şeyi nasıl böyle tanımlayabilmiştim? Bir sürprize ihtiyacımın olduğunu düşünerek yürümüştüm.

YORUMLAR

Mehmet Yakut

Süpriz acaba Hulusi'nin sonlarda Hulki'ye mi dönmesi?

29 Kasım 2023

Öne Çıkanlar

Oğuz Atay’ın Oyunları | A. Ömer TürkeşA. Ömer Türkeş
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

B. Y. Genç

23 Kasım 2025

Hayaller ve Kırıklıkları

Sistemlerin ne olduğunu, neye yol açtığını asıl olarak kadınlar ve çocuklardan dinlemek gerekirmiş ve biz bunu çok geç yaptık. Çocukluğu Kenan Evren’le geçen kuşak aynı zamanda Türkiye’de renkli televizyonun yaygınlaştığı yıllarda bolca yabancı dizi ve film izleme fırsatı da ..

Devamı..

İngiliz Edebiyatının Yükselişi ve Düşüşü

D.J. Taylor

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024