Márquez yazarlığı için en büyük ilhamını “Vallenato” adlı halk şarkılarından almıştır. Dahası Yüzyıllık Yalnızlık’ı dört yüz sayfalık koca bir Vallenato olarak nitelendirdiği bilinir.
G. G. Márquez yazarlığının ilk yıllarından ölümüne değin ve ölümünün ardından kurmacaları, hikâyeleri ve oyunlarıyla dünya edebiyatını en çok etkileyen yazarlardan biri olmuştur. 1972’de Neustadt Uluslararası Edebiyat Ödülü’nü, 1982’deyse Nobel Ödülü’nü kazanan Márquez yazarlığı için en büyük ilhamını “Vallenato” adlı Kolombiya halk şarkılarından almıştır. Dahası
Yüzyıllık Yalnızlık’ı dört yüz sayfalık koca bir Vallenato olarak nitelendirdiği bilinir. Vallenato, Kolombiya halk şarkıları arasındaki halk müziği türlerinden en tanınmışı. En başta akordeon olmak üzere Latin Amerika’ya özgü bir tür davul olan caja, vurmalı müzik aleti guacharaca ve çeşitli perküsyon aletleriyle icra edilir.
Genellikle Vallenato’lar küçük kasabalarda yaşayan insanların günlük hikâyelerine odaklanarak yerel yaşamı anlatır. Yöresel ve kolektif bilgiden devşirilen bilgelik, minik destanlara dönüştürülerek şiirsel imgelerle yoğrulur, sembolik anlam kazanır. Vallenato’ya tutkuyla bağlı olan Márquez Kolombiya’nın Valledupar şehrinde her bahar düzenlenen Vallenato Festivali’nin sıkı takipçisiydi. Anılarını kaleme aldığı
Anlatmak İçin Yaşamak’ta (2002), “Hayat insanın yaşadığı değildir; aslolan, hatırladığı ve anlatmak için nasıl hatırladığıdır,” diyen Márquez Vallenato aşkını nasıl hatırladığını şöyle ifade eder: “İyi bir yaşamın hayalini kurdum; bir festivalden diğerine gitmeyi düşledim ve akordeon çalmak istedim; iyi bir sesim olsun istedim ki ben de şehir şehir gezip iyi hikâyeler -anlatabileyim.”
Márquez, Vallenato’yu anlatılarında ve hikâyelerinde sıkça kullanmıştır. Hatta Francisco El Hombre adlı Vallenato müzisyenini
Yüzyıllık Yalnızlık’ta konu ederek onu büyülü gerçekçiliğin ve Vallenato’nun başaktörü yapmıştır. Vallenato tarihçisi Tomas Darío Gutiérrez bu durumun yarattığı sıra dışılığı şöyle anlatır: “Sorun, insanların bir şeyi ya da olguyu bir diğeriyle karıştırdıkları noktada başlar. İnsanların çoğu Vallenato’nun, Francisco El Hombre’nin akordeon, davul ve guacharaca enstrümanını eline alıp çalmasıyla ve çaldığı gibi de diyar diyar gezip bu müziği insanlara öğretmesiyle ortaya çıktığını düşünüyor. Gerçekte Márquez’in yaptığı şey muazzam romanı boyunca Vallenato geleneklerini ve her yıl düzenlenen Vallenato Festivali’ni canlı tutmaktı. Yoksa Vallenato’nun tarihi Francisco El Hombre’den daha eskiye dayanıyor.”
Böylesi bir anlam karışıklığı aslında Márquez için epeyce eğlenceliydi. Hem her yıl düzenlenen Vallenato Festivali’nin gediklisiydi hem de bu durumu yazarlığı ve edebiyatı adına olumlu yönde kullanmıştı. Açıkçası iyi bir evlilikti onunki. Ancak belki de ünü ulusları ve sınırları aşınca her yıl festivalde görünmek pek rahat hissettirmemeye başlamıştı. Zira son yıllarında Vallenato Festivali’ne gitmekten vazgeçmişti Márquez. Ne var ki, samimi dostlar arasındaki eğlencelerde, bayramlarda ve festivallerde şarkı söyleme, çalıp oynama, halk ozanlığı ve Vallenato, Valledupar şehrinin bugün de en bilinen özelliği olmayı koruyor.