Kaçınılmaz olarak dağılmış Ermeni kadın edebiyatı, Ermeni kadın yazarların yerleştikleri ülkelerin sosyal ve kültürel gerçeklikleri doğrultusunda verdiği eserlerle devam etmiş, günümüze dek bir kadın edebiyatı olduğu kadar Diaspora edebiyatı olarak da hayatta kalmayı başarmıştır.
Maral Aktokmanyan
Ermeni kadın edebiyatı Ermeni kültüründeki modernleşme hareketinin önemli bir parçasıdır. Genel olarak, Ermenilerin kültürel tarihi çerçevesinde 19. yüzyıl,
Zartonk adı verilen ve “uyanış” anlamına gelen bir tür “Rönesans”a tanıklık etmiştir. Bu dönemde eğitime ve modern Ermenicenin gelişimine önem verilmiş, Osmanlı İmparatorluğu’ndaki Ermeni toplumunun içişlerine hukuksal zeminde bir düzen getiren Ermeni Anayasası’nın (Nizamname-i Millet-i Ermeniyan) hazırlanmasından ilk siyasi partilerin kurulmasına kadar birden çok alanda gelişme kaydedilmiştir.
[caption id="attachment_33520" align="alignright" width="284"]

Sırpuhi Düsap[/caption]
“Uyanış”ı oluşturan tüm bu yenilikçi hareketler Osmanlı Ermenilerinin Batılı anlamda modernleşme sürecinin bir parçasını oluşturur. Bu dönemde Kilise’nin otoritesi ve amira sınıfının ayrıcalıkları ve üstünlüğünden belli bir ölçüde kurtulan Ermeni toplumu artık daha bireysel ve seküler bir konuma taşınmıştır. Aynı düzlemde, kültürel, siyasal ve sosyal bu uyanışın veya yeniden doğuşun bir parçası da elbette ki Ermeni kadınının Ermeni toplumunun ataerkil yapısını sorgulamaya başlaması, evin sınırlarından çıkarak toplumsal tüm alanlarda faaliyet göstermesidir. Bu anlamda, 19. yüzyıl sadece Osmanlı Ermenilerinin değil, Ermeni kadınının da “uyanış”ıdır demek pek de yanlış sayılmaz. Ermeni kadını, çeşitli yardım ve hayır kuruluşları kurmuş, Ermeni kızların eğitimi için çalışmış, modern Ermeni kadınını merkezde tutan dergiler çıkarmış ve yazılar yayımlamıştır. Ana hatlarıyla Ermeni kadın yazarları tanıtmayı amaçlayan bu yazı, 20. yüzyılın ilk yarısına kadar ulaşan zaman dilimiyle sınırlı kalacak ve Osmanlı ve Cumhuriyet dönemlerine ait kadın yazarları Batı Ermeni edebiyatı bağlamında ele alacak.
“Modern”in Avrupa veya Batı merkezli bir kavram olduğu göz önünde bulundurulduğunda, Ermeni kültüründeki modernleşmenin Batılı izler taşımakla birlikte farklılıklar gösterdiği de bir gerçektir. Aynı şekilde, Ermeni kadın edebiyatının doğuşu ve gelişimi de Batılı toplumlardakinden ayrılan yönleriyle ön plana çıkar. Kadının özgürleşmesi fikrinin Osmanlı Ermenilerindeki modernleşme sürecinin bir parçası olarak ortaya çıkması veya bu tür bir özgürleşmenin Ermeni kimliği ve bilinci bağlamında ele alınmış olması bu farkın somut örnekleridir. Burada vermiş oldukları eserler eşliğinde kısaca tanıtılan Ermeni kadın yazarlar sadece yaşadıkları döneme ait Ermeni kadınının karşı karşıya olduğu sorunları ele almakla kalmamıştır. Aynı zamanda hemen hepsi kadınların toplumsal hayattaki yerlerini teşvik edecek pek çok kadın cemiyeti ve dernek kurmuş, burada etkin görev almış, bununla birlikte, edebi ürünlerin yanı sıra çeşitli dergi ve gazetelerde Ermeni kadınını ilgilendiren sorunlar üzerine yazılar yazarak dönemin gündemini meşgul edebilmişlerdir.
[caption id="attachment_33518" align="alignleft" width="300"]

Hayganuş Mark[/caption]
19. yüzyıl Osmanlı topraklarında eline kalem alarak Ermenice yazmış ilk kadın yazar Sırpuhi (Vahanyan) Düsap (1841-1901) olmuştur. Bir kadının eline kalem alma teşebbüsünün henüz “hoş” karşılanmadığı zamanlarda, yakın çevresinin onun yazarlık girişimine karşı göstermiş olduğu hoşgörü ve destekle, Düsap ait olduğu yüksek sınıfın fırsatlarını en iyi şekilde kullanmasını bilmiş, Ermeni kadınını konu edindiği üç roman yazmıştır. İlk kadın yazarına kavuşan dönemin Ermeni toplumundan ise hem olumlu hem olumsuz sesler yükselmiş, eserlerini yürekten ve coşkuyla karşılayan aydın ve yazarlar olduğu gibi, romanlarında çizdiği Ermeni kadın karakterlerini tepkiyle karşılayan aydınlar da olmuştur.
Düsap Romantik akım içinde değerlendirilen romanlarında, görücü usulü evlilik ve sınıfsal fark gibi Ermeni toplumunun ataerkil düzenini oluşturan unsurları eleştirir. Düsap’ın kadınları aşk evliliğinin, kendi iradesiyle bir adamı özgürce sevmenin ve evlilik kararını bir birey gibi almanın mücadelesini verir. Sınıfı ne olursa olsun Ermeni kadınının bu mücadelesi Düsap’ın temel sorunudur. Eserlerini yazdığı dönemde Romantizm akımı eskimeye başlamış, yerini Gerçekçilik almaya başlamıştır. Bu yüzden Düsap’a yöneltilen başlıca eleştirilerden biri, modası geçmiş bir akımda duygusal kitaplar yazması olmuştur. Ana karakterlerin adlarını verdiği
Mayda,
Siranuş ve
Araksiya veya Mürebbiye (
Araksiya gam Varjuhin) adlı üç romanında, döneminin Ermeni kadın kimliğini farklı boyutlarıyla işlemiştir. Ayrıca, bu romanların dışında, evde ve toplumda Ermeni kadınına tanınan yaşam biçimi kadar Ermeni kadınının yaklaşımını da eleştirdiği üç makalesi bulunmaktadır.
Sırpuhi Düsap bir anlamda, bir “uyanış” olarak görülebilecek kadın edebiyatının ilk yazarı değildir sadece; o hem eserleri hem de makaleleriyle Ermeni kadınının uyanmasını mesele edinen bir geleneğin başlangıcıdır da aynı zamanda. Yine de, onun başlatmış olduğu Ermeni kadın edebiyatını miras alarak geleneğe dönüştürecek isimler ancak 20. yüzyılda ortaya çıkabilmiştir. Kızının zamansız ölümüyle hayata küsen ve edebiyatı da diğer her şey gibi bir kenara iten Sırpuhi Düsap’ın 1887’deki son romanından sonra, Ermeni edebiyatı ancak 1891 yılında yazdığı ilk roman olan
Bir Kızın Kalbi (
Ağçgan mı Sirdı) ile ikinci kadın yazarına kavuşur. Zabel (Khancıyan) Asadur (1863-1934), namı diğer Sibil, bu tek romanının dışında şiir ve öyküler de yazmıştır. Anlatılarında genellikle anneliğin başını çektiği Ermeni kadınına biçilen kimliği, örf ve âdetler adı altında dayatılan tavır ve tutumları konu edinir. Ancak, gerek yazınsal üslubu, gerek konu edindiği meseleleri ele alışı açısından çağdaşı birçok yazarın yanında gölgede kalır. Mahlası Ermenice “cadı” anlamına gelen Asadur’un feminist söylemi, seçtiği bu isimle sınırlı kalmıştır da denebilir. Her ne kadar Ermeni toplumunun ataerkil yapısını rahatsız edecek ve Ermeni kadınına bir çıkış sağlayacak yeni ve farklı bir söylem oluşturamamış olsa da, Asadur’un eserleri, dönemin gelenekleri ve kadına yaklaşımını yansıtması açısından değerlidir. Zabel Asadur’un esas önemi eserleriyle değil, Ermeni köylerinde kız okulları açmayı amaç edinen dernek faaliyeti ve kocası Hrant Asadur ile birlikte hazırladıkları ders kitaplarıyla olmuştur.
[caption id="attachment_33517" align="alignright" width="300"]

Arşaguhi Teotig (Cezveciyan)[/caption]
Zabel Asadur’dan kısa bir süre sonra edebiyat sahnesinde beliren Zabel (Hovhannesyan) Yesayan (1878, İstanbul - 1943, Sibirya) kadın edebiyatı kadar Ermeni edebiyatının da parlayan incisi konumundadır. Birçok kısa öykü ve roman kaleme almış olan Yesayan, Ermeni kadınının sorunları kadar dönemin başlıca birçok sosyopolitik meselesini Ermeni toplumu bağlamında eserlerine taşıyabilmeyi başarmıştır. Genel algının aksine, Yesayan hiçbir zaman kendini feminist veya kadın yazar olarak tanımlamamıştır. Bunun yerine, birçok meseleye gösterdiği hassasiyetle Ermeni kadınının sorunlarına da eğilmiş, toplumsal düzlemde Ermeni kadınının haklarının savunuculuğunu yaptığı kadar eserlerinde de Ermeni kadınının evdeki, toplumdaki ve kadın-erkek ilişkileri içindeki yerini sorgulayan bir yaklaşım benimsemiştir. Psikolojik roman olarak tanımlanabilecek, birçok eserinde sunduğu iç gözlemlere dayanan gerçekçi portreleri büyük bir başarıyla aktarmıştır.
Bekleme Salonunda (
Isbasman Srahin Meç),
Üsküdar’ın Günbatımları (
Üsgüdari Verçaluysner),
İtaatkârlar ve Asiler (
Hluner yev Imposdner),
Düzgün İnsanlar (
Şnorhkov Martig),
Sahte Dâhiler (
Geğdz Hancarner),
Yıkıntılar Arasında (
Averagnerun Meç) ilk verdiği eserler olup döneminin farklı arka planlarını merkeze oturtur. Ermeni kadını, Ermeni orta sınıfı veya aydınlarından II. Abdülhamit’in baskıcı tutumuna, ve dönemin politik koşulları ve sorunlarından Adana katliamlarının tanıklığına uzanan geniş bir yelpazede birçok tema erken dönem eserlerine konu olmuştur. Edebi anlamda en başarılı eserleri olarak bilinen
Son Kadeh (
Verçin Pajagı) ve
Sürgün Ruhum (
Hokis Aksoryal) adlı romanların yanı sıra, aynı yıllarda yazdığı diğer dikkate değer eserleri arasında
Meliha Nuri Hanım ve
Artık Sevmediklerinde (
Yerp Aylevıs Çen Sirer) adlı romanları yer alır. Hayatının son döneminde, yerleştiği Sovyet Ermenistanı’nda yazdığı son iki eser,
Ateşten Gömlek (
Grage Şabig) adlı otobiyografik öykü ve tamamlayamadığı
Silahtar’ın Bahçeleri adlı anı-anlatılarıdır. Ölümünden sonra yayımlanan
Khaçig Amca (
Barba Khaçig) adlı roman ise yazar tarafından tamamlanmamış bir eser olması sebebiyle kusurlu ve eksik bir çalışma olarak kalmıştır.
Yesayan’ın kaydettiği ölçüde bir başarı elde etmemiş olmasına rağmen, aynı dönemde şüphesiz yazar kimliğiyle birçok kadın edebiyat sahnesinde belirmiş, verdikleri eserlerle Ermeni kadın edebiyatına katkıda bulunmuşlardır. Hayganuş Mark (1883, İstanbul - 1966, İstanbul) bu yazarlar arasında ilk sırada gelir. 1905 yılında, eşi Vahan Toşigyan ile birlikte yayımladığı
Dzağig (Çiçek) dergisini bir kadın dergisine dönüştüren Mark, sonraki yıllarda editörlüğünü üstlendiği çeşitli dergilerde kadın köşeleriyle döneminin sorunlarını gündeme taşımayı başarmıştır. Gazetecilik ve editörlüğün yanı sıra öğretmen ve yazar da olan Mark’ın belki de en önemli başarısı 1919-1933 yılları arası yayımladığı
Hay Gin (Ermeni Kadın) dergisidir.
Hay Gin sadece kadınların sorunlarının dillendirilmesinde değil, dönemin Ermeni kadın yazarların yazılarının yayımlamasına olanak sağladığı için de önemlidir.
20. yüzyılın ilk yarısında başta Hayganuş Mark’ın
Hay Gin’i olmak üzere çeşitli edebi dergilerin yayımlandığı bir ortamda eserlerini kaleme almış olan başka birçok Ermeni kadın yazar bulunmaktadır. Anais mahlasını kullanan Yevpime Avedisyan (1872, İstanbul - 1950, Paris) dönemin tanınan kadın yazarlarından biri olmakla birlikte
Anahit adlı edebiyat dergisinin editörü Arşag Çobanyan’ın da kuzenidir. İlk kısa öyküsü “Kulübede” (
Khırciti mı Meç)
Masis adlı dergide yayımlanan Avedisyan’ın
Hay Gin ve
Arevmudk (Batı) adlı dergilerde yayımlanmış yazıları da mevcuttur.
[caption id="attachment_33519" align="alignleft" width="300"]

Siranuş (Zarifyan) Küpelyan[/caption]
Mari Beyleryan (1880, İstanbul - 1915, İstanbul) gazetecilik ve öğretmenlik kariyerlerinin yanı sıra 1900’lerin başında yayımlanmış kısa öyküleriyle de bilinmektedir. 1895 yılında düzenlenen Bab-ı Âli gösterisine katılmış, bir sene sonra tutuklanmamak için Mısır’a kaçmıştır. Mısır’da üç yıl yayımlanan
Artemis adlı dergiyi çıkarmıştır. Dergi ağırlıklı olarak Ermeni kadınının hakları, eğitimi ve faaliyetleri üzerinedir. 1908’deki Meşrutiyet’ten sonra ülkesine geri dönen Beyleryan, önce İzmir daha sonra Tokat’taki Ermeni okullarında öğretmenlik yapmıştır. 1915 Soykırımı’nda hayatını kaybetmiştir.
Zaruhi (Seferyan) Kalemkâryan’ın (1874, İstanbul - 1971, New York)
Uyanış (
Zartonk) adlı bir şiir kitabı ve
Hayat Yolumdan (
Geankis Campen) adlı bir anı kitabı bulunmaktadır.
Çok sayıda şiiri, çevirisi ve yazısı
Hay Gin dergisinde yayımlanmış olan şair ve çevirmen Mannig Berberyan’ın (1883, İstanbul - 1960, ?)
Güneşli Yol (
Arevod Campa),
Pagan Çocuk (
Hetanos Dığa) ve
Nesir Şarkılar (
Artzag Yerker) adlı üç şiir kitabı bulunmaktadır. Ünlü şair ve eğitmen Reteos Berberyan’ın da kızıdır.
Yazarlığından ziyade aktivizmiyle göze çarpan Arşaguhi (Cezveciyan) Teotig (1875, İstanbul - 1922, Lozan) araştırmacı ve yıllıklarıyla bilinen Teotig Labçinciyan’ın da karısıdır. Kocasının 1907-1929 yılları arasında yayımladığı
Herkesin Yıllığı’ndaki (
Amenun Daretsuytsı) katkısının dışında çeşitli Ermeni kadın cemiyetlerinde görev almıştır.
Zaruhi Bahri’nin (1880, İstanbul - 1958, Paris) 1920’lerde ailesiyle birlikte Fransa’ya göç etmeden evvel
Hay Gin başta olmak üzere dönemin çeşitli Ermenice dergi ve gazetelerinde yazıları yayımlanmıştır. Kızların eğitimiyle ve yetimlerle ilgili faaliyet gösteren Ermeni kadın cemiyetlerinde de etkin rol almıştır. 1940’lı ve 1950’li yıllarda kaleme aldığı
Kayınbirader (
Dakrı),
Parantzem ve
Dayyan Kevork Bey adında üç romanı bulunur.
Siranuş (Zarifyan) Küpelyan (1903, İstanbul - 1973, Beyrut), mahlasıyla “Seza”, şair Madteos Zarifyan’ın kız kardeşidir. 1932-1934 ve 1947-1968 yılları arasında
Yeridasart Hayuhi (Genç Ermeni Kadını) adlı dergiyi çıkarmıştır.
Barikat (
Badneşı) adlı bir romanı ve
Günahkâr Kadın (
Meğavoruhin) adlı bir öykü kitabı bulunmaktadır.
Romancı Bercuhi (Bardizbanyan-Parseğyan) (1886, Edirne - 1940, Edirne) yükseköğrenimini Cenevre’de edebiyat ve pedagoji alanlarında almış, bu dönemde Edna mahlasıyla yazmaya başlamıştır. Giresun, Van ve Edirne’de öğretmenlik yapmanın yanı sıra
Fırtınadan Sonra (
Potorigen Verç) adlı bir öykü kitabı bulunmaktadır. 1915 Soykırımı sırasında kocasının ölümünden sonra, önce Bulgaristan ve Tiflis’e, ardından da Erivan’a yerleşmiştir. Kısa bir süre Sofya’da yaşadıktan sonra yerleştiği Paris’te yazarlığa devam etmiştir. Öyküleri Fransızca ve İngilizceye çevrilmiş, “Zincirimden Bir Halka” (Oğag mı Şığtayes) ve “Arpik” (Arpigı) adlı öyküleri ödüle layık görülmüştür.
Şair Mari Atmacıyan (1913, Bafra - 1999, Paris) A. Sema mahlasıyla yazan şair Keğam Atmacıyan’ın kız kardeşidir.
Dekreşento adlı bir oyunu ve
Golgota’nın Menekşeleri (
Koğkotayi Şuşanner),
Yıldız Hasatı (
Asdğakağ),
Altın Balad (
Vosgi Keğon) ve
Ateşten Kule (
Hreğen Aşdarag) adlı şiir kitapları bulunmaktadır. Şiirlerinde genellikle vatan hasreti çeken insanları ve Diaspora Ermenilerinin yaşamını konu edinir.
Birçok kadın yazar gibi, yazar Zabel Asadur’un öğrencisi olmuş Adrine Dadryanda (1913, Çorum - 2002, Paris) şiir, kısa öykü, tiyatro oyunu gibi çeşitli edebi türlerde eserler vermiştir. Yayımlanmış seçkileri arasında
Cehenneme Giden Yol (
Keheni Campun Vra),
Kaldırımlar Üstünde (
Mayteru Vra),
Bir Dördüncü Aranıyor (
Çorort mı gı Pındrvi) ve
Ey Yazar, Dur (
Heğinag, getsir) sayılabilir.
Yukarıda kısaca tanıtılan kadın yazarların çoğunluğunun İstanbul doğumlu olmasına karşın, 1920’lerde, yani Soykırım’ı takip eden yıllarda göç ederek, başta Fransa olmak üzere birçok farklı ülkeye yerleşmesi 20. yüzyıl Ermeni kadın edebiyatının başka bir temel özelliğini de gözler önüne serer. Bu durum, Osmanlı’daki Tanzimat ve Meşrutiyet ile sağlanan ilerici ve Batılılaşma yanlısı bir zeminden güç almış olan Ermeni kültürel tarihindeki modernleşme hareketinin, yüzyıl başında yaşanan Soykırım ile felce uğramış Batı Ermeni edebiyatının bir uzantısıdır. Ancak küllerinden doğan anka kuşu misali Diaspora edebiyatı ile yeni bir doğuş veya uyanış yaşamış olan Batı Ermeni edebiyatı gibi Ermeni kadın edebiyatı da benzer bir yol izlemiştir. Kaçınılmaz olarak dağılmış Ermeni kadın edebiyatı, Ermeni kadın yazarların yerleştikleri ülkelerin sosyal ve kültürel gerçeklikleri doğrultusunda verdiği eserlerle devam etmiş, günümüze dek bir kadın edebiyatı olduğu kadar Diaspora edebiyatı olarak da hayatta kalmayı başarmıştır.
Kaynakça
Kevork B. Bardakjian,
Modern Ermeni Edebiyatı, Aras Yayıncılık, İstanbul, 2013.
Lerna Ekmekçioğlu ve Melissa Bilal (Der.),
Bir Adalet Feryadı: Osmanlı’dan Türkiye’ye Beş Ermeni Feminist Yazar, 1863-1933, Aras Yayıncılık, İstanbul, 2006.
Victoria Rowe,
A History of Armenian Women’s Writing: 1880-1922, Cambridge Scholars Press, Londra, 2003.
Boğos Levon Zekiyan,
Ermeniler ve Modernite, Aras Yayıncılık, İstanbul, 2001.