Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

19 Temmuz 2020

Öykü

Beni Öldüresiye Seviyormuş

Deniz Longa

Paylaş

4

8


Otuz dört yaşında öldüm ben.

Saçlarım güneş ışığının altında bakıldığında açık kumral gözükürdü, gözlerim de elaydı. Gülümseyince sağ yanağımdaki gamze daha da belirginleşir, dudaklarım incecik olurdu. Saçlarıma kâhkül kestirmiştim daha yeni, uzayamadılar. Etrafımdaki insanlara göre de sebepsiz neşeli ve bir o kadar da pozitiftim. Ben iyi biriydim, içtendim ve samimi. Bir de anneydim.

Mayısın en güzel günlerinden biriydi. Evde kalamayışımın, yavrumu alıp parka gidişimin, onu korunaklı salıncağa oturtup gökyüzündeki bulutları yakalayacak kadar çok sallayışımın olduğu herhangi bir mayıs günü.

Beni evimde, hemen kapı dibinde bulduklarında, karnımda iki, sol köprücük kemiğimde bir, boynumun gırtlağıma denk gelen tarafında da üç kurşun deliği vardı. İçimden geçip karşı duvara saplanmış bir tanesi.

Oracıkta can vermişim. Çok canım yanmadan… Kızımın saçlarını banyodan sonra nazikçe tarar gibi naif ve incitmeden olmuş bu can veriş. Çabalamamışım. Kalkmaya çalışmamışım. Olduğum yerde kalakalmışım. O kaçmış. Mayısın en güzel öğleden sonrasında saat ikiyi yirmi geçe işini bitirip gitmiş. Arkasında bıraktığı bana bir kez olsun dönüp bakmadı.Bunu gördüm.

Otogarda yakalamışlar onu. Bileti cam kenarından istemiş. Seyahat ederken ağaçlara bakmayı sever Yaşar.

‘Pişman mısın,’ diye tekrar tekrar sorarken muhabir, hiç ikiletmemiş. Çok pişmanmış, ‘namus meselesi, ama onu çok sevdim...' demiş.        Yaşayıp yaşamama hakkımı kendince değerlendirip bir karar vermiş. Ona göre bunu hak etmişim ve davranışlarımla onu kışkırtmışım. Konuşurken kameralara göğsünü gererek bunu anlatmış. Birçok insanın da onu anlayışla karşılayabileceğini eklemiş Yaşar. Yeşil gözlerine vurulduğum Yaşar. Beni çok seven çok sevgili Yaşar.

Güzel bir hayatım vardı benim. Dünya tatlısı bir kızım. Seneye birinci sınıfa başlayacaktı. Ama ben onun ilk okul gününü asla göremeyeceğim. Okumayı öğrendiğinde anne yazdığını, bana şiirler okuduğunu, ilk aşkını, ilk kalp kırıklığını… Sınıfındaki çocuklar anneler günü için defterlerine süsler yaparken benim kızım, benim kızım, kızım… Benim...

Severek evlenmek evliliğin harika gitmesi için bir ön koşul değilmiş. Sevsen de sevmesen de evlendiğinde neler olup biteceğini hiç kimse bilemezmiş. Ben tüm evlilik hayatım boyunca bu sonuca vardım. Yaşadıklarım bunlardan başka cümlelere inanmama izin vermedi çünkü. Ne zaman fikrim değişecek gibi olsa, ne zaman hayatımda o var diye mutlu olmaya azıcık başlasam hevesim kursağımda, sevgi değil de hırs ve kin dolu bakışlar üzerimde kaldı. Birlikte hayatı paylaşmak yerine birbirimizi parçaladık.

Evlendiğimiz ilk aylar bir rüya gibiydi. Ve ben bunun her seven kadın gibi bir ömür süreceğini sanıyordum. Süren diğer evlilikleri gördükçe enerjim artıyor gibi oluyor, her şeyin düzeleceğine olan inancım büyüyordu. Ama bu rüya kâbusa dönüşmeye başlamıştı bile. Alkol, kumar… Bırakır dedim. Bırakır dediler. Arada sırada bulduğu işlerde çalışıyor, biraz da olsa para kazanıyordu. Ben de çalışıyordum. Hem de çok. O harcıyor ben daha da çok çalışıyordum. Yeter ki evliliğimiz bitmesin... Azmedince ve biraz da görmezden gelince zamanla da düzeldi. Geldi geçti. Geçti gitti.

Sevdim. Çok sevdim, çok. İnsan her şeyi sineye çekiyor da kendisinin yerine bir başkasının tercih edilmesini asla! Delilleriyle sunduğumda mahkemeye her şeyi, yalanladı. Sonra yalvardı. Sonra bağırdı. Sonra yalvardı. Dayanamadık ailecek. İçimiz parçalandı yalvarıp deli gibi pişman olmasına ve bizi buna inandırmasına.

Barıştık. Herkes seferber oldu bunun için. Ailem bile. Evliliğim sürerken ne hissettiğimi sorgulamadı kimse. Ve ben neden boyun eydim bu tutuma? Bilmiyorum, inanın bilmiyorum. Sevdiğimi, hâlâ sevdiğimi biliyordum sadece. O yüzden vazgeçemedim sanırım.

Bu yaşananlarla bir şey olmamışsa evliliğimize eğer dayakla da olmazdı elbet. O da üstü kapatılan sorunların üzerine eklenmeliydi ve eklendi de. Şiddet başladı. Sözlü sözsüz her şekilde. Ben bu süreçte adeta hipnotize olmuş gibi ondan daha da korktum. Korktukça elim kolum makasla kesilir gibi kesildi sanki ve kıpırdayamadım. Gücümü biriktiriyordum. Bunu biliyordum yalnızca. Cesaret bir anda olurmuş ama zamanla biriktirilmiş bunu da öğrendim.

Boynumdaki morlukları fondötenle kapattım. Kollarımdaki kızarıklıklar için sıcaklarda bile üzerimden hırkamı çıkartmadım. Âşıktım. Âşıktı. Yine affettim. Aşk böyle bir şey sandım. Cesaretimi toplama bahanesi aşkımın içinde hâlâ bitmemiş olmasıydı. Aşk bu muydu gerekten? Böyle mi yaşanıyordu sahi? Her şeye rağmen demek bu mu oluyordu?

Böyle süregiderken hayatım ve her şey yolunda gibi gözükürken, bir akşam çay demlerken birden çayın altını kapattım. Durdum öylece. Hızlıca oturma odasına gittim ve onun gözlerine bakarak ona şunu söyledim: 'Senden boşanacağım.’ Ciddiye almadı, güldü ve sonra sövdü. Verdiği tepki tahmin edilesiydi. Göze almıştım hepsini. Duvar gibi olmuştum zaten, ne yıkabilirdi ki artık beni?

İşime devam edemedim. Dört yılımı verip seve seve yaptığım işimi bıraktım. Üniversite mezunu olunca kocanız size okumuşsunuz diye eziyet etmezlik yapmıyor. Yapan her türlü yapıyor. Bilin istedim.

Sonra boşandım. Bu kez yaptım. Eski kocamın tepkisi akıl alır gibi değildi. Ne değişmişti ki bu sürede de o buna 'tamam' demişti? Oldukça olgun ve sakince yaklaştı. Hatta bunu neden daha önce yapmadım diye kendime kızdım, 'bak,' dedim, 'ne kadar da kolaymış.'

Her boşanan kadının yaptığı gibi kendimi en güvenli yere attım kızımla ve ailemin yanına taşındım. Amcamlar bile beni bir ay geçmeden yeni biriyle tanıştırmak istediler. Karşılarında bu kadar kararlı ve güçlü bir kadın görmeyi normal bulamadılar çünkü. Muhakkak yeniden evlenmeliydim. Annemle babamsa beklediğim tepkiyi veremediler. Ne bekliyordum biliyor musunuz? Beni her şekilde kabul etmelerini, yargılamadan kararıma saygı duymalarını ve konuşanları susturmalarını.

Susturmak yerine kendileri sustular. Etrafla el oldular. Yanındayız da demediler, karşımda da durmadılar. Yalnızca kenara çekildiler geçmem için. Bu da iyiydi. Gölge etmediler en azından ama ben onlardan başka bir ihsan istemiştim.

Neden ya neden? Anlamadınız... Yapmadınız... Siz de Yaşar kadar suçlusunuz...

Ama ben susmadım. Kendim ittim gölgeleri etraftan. Işıklı, apaydınlık kıldım sağımı solumu.

Annelerin cesaretleri kalplerine sığmaz. Bazen on erkek gövdesi bazense bir kamyon motoru gücü barındırırlar içlerinde. En cılızı bile göründüğü kadar narin değildir. Sadece ne kadar dayanabileceklerini kestiremezler. İstediler mi kaplan kesilir, istemezlerse güvendikleri adamın omuzlarında yavru ceylan olabilirler. İstediler mi yaparlar. Ben de yapardım. Yaptım da…

Kızımı da alıp başka bir şehre gittim. İş buldum. Ev tuttum. Kızımı ana sınıfına yazdırdım. Mutluydum ben kızımla. Mayıslarda da, eylüllerde de, nisanlarda da, yağmur yağarken de gün batarken de… Yalnızdım ama güçlüydüm. Anneydim ve sapasağlamdım.

Her şey bitti sanıyordum. Ben hayatıma yeni bir yön vermiştim ve eski kocamın da kendisi için bunları yaptığını düşünüyordum. Nafaka dahil hiçbir şey talep etmemiş olmamı mutlulukla karşıladığını görmüş, bizden uzak durması için bunun yeterli bir sebep olduğunu varsaymıştım. Yanılmışım. Bu mutluluk halleri, bu ayakta ve hayatta kalma mücadelem ona fazla geldi. Çünkü benim ayrıldıktan sonra un ufak olmam, ona katlanamadığım için, şiddetin her türlüsüne hayır dediğim için, başka birinin koynundan çıkıp benim yatağıma gelmesini istemediğim için, aklımı kullandığım için geçimsiz, çok konuşan ve de nankördüm. Üstelik gözüm başka erkeklerde olmasa kocamın kahrını çekerdim.

Üzülmeli, yıkılmalı. onsuz asla yaşayamamalıydım. Bu hayatta kalma çabam ve yaşamayı her ne olursa olsun sevmem, boşanınca bile yeniden gülümseyebilmem onun ufkuna sığmadı. Her hareketimden başka bir anlam çıkardı. Eski kocamdı ve buna hakkı ebediyen vardı.

Önce yaşadığım şehre geldi. İşyerime zorla girdi. Mesai arkadaşlarımı tehdit etti. Eski kocamdı ve bu bir aile meselesiydi. Kimse karışmamalıydı. Karışmadılar. Sen de kim oluyorsun? Diyemediler. Dağılmış bir aileye saygı duydular da kendi ayakları üzerinde yaşamaya çabalayan bir kadına o saygıyı göstermediler. Kimse ses etmedi.

Patronum duruma müdahale edip beni işten çıkardı. Giderken anlayışı ve bu koruma iç güdüsüyle donanmış vicdanı için teşekkür ettim beyefendiye.

Şikâyet ettim. Defalarca korunma talebinde bulundum. Önce gözü korktu. Biraz görünmedi ortalıkta. El ayak çekince yeniden çıktı karşıma, hiç pes etmeden, yeniden hep yeniden.

Benden ne istediğini o da bilmiyordu ben de… Hayatımı yeniden kurmamı engellemek istiyordu, onsuz mutlu olmamamı. Bir de kızımı.

Kızımı da aldı. İş bulamadığım için kadın sığınma evine yerleştiğimde, pes ettiğimde, tepkisizce insan yüzlerine bakıp yalnızca iki göz görebildiğimde, derine inemediğimde, yalnızca uyuyup yemek yiyebildiğim bir gün kızımı ona verdim.

Kızımı da almıştı. Yetmedi. Ne istediğini anlayamamaya devam ediyordum. Bana müdahale etmek istiyordu. Yeniden barışmak bir de. Ona göre kadın sığınma evinde yeni bir aşka yelken açabilir ve hatta kanatlanıp uçabilirdim.

Sonra o aynı gökyüzünde tekrar bulutları bir şeylere benzetmeye başladım. Güneşi gördüm, yıldızlara isim verdim. Normale dönmeye yemin ettim. Kendi içimden dayandığım değneğimle kalktım ayağa. Benim gibi kadınların sözleriyle,bakışları ve sevinçleriyle yaptım bunu. Kızımı tekrar almak istememin kuvvetiyle bir de.

İş buldum. Ev tuttum. Memlekete alıp götürdüğü kızımızı almak için azmettim. İşten izin alıp alıp onu görmeye ve ikna etmeye gittim. Bunu yapmaya beni hep o mecbur bıraktı. Kızımı kanunsuz bir şekilde verdiğim için ondan geri istedim. Ve verdi. Fazla kızı varda bir tanesini de bana verir gibi verdi kızımı. Sorun zaten kızımız değildi ki. Bendim. Tüm derdi ben. Niye peki neden ve ne içindi Yaşar?

Kızımı da almıştım. Yeni işim, yeni kiraladığım evim, herkesten ve her şeyden uzak yaşantım... Güzel günlerim bu kadarmış. Hak ettiğim mutluluk süremin sonuna gelmişim. Bana bu kadarı fazlaymış, bilemedim.

İşte o gün. Mayısın çok güzel bir günü. Öğleden sonrası için izin aldım işimden. Canım kızımın altıncı yaş doğum günü için ona evde pasta yaptım. Ana okulundan kızımı almaya pastamı hazırlayıp öyle gidecektim. Çikolatalı ve her yerinde pembe bonbonlar olan bir pasta olmalıydı bu,mutlu bir pasta.

Kapı çaldı. Elimdeki pembe bonbonlarla kapıya doğru yürüdüm.

Ama anladım. Ben anladım. İnsan öleceğini anlıyor.

Kapıyı isteyerek, seve seve, sanki ilk buluşmaya gider gibi sevgilimle, öyle heyecanlı ve öyle güzel bir gülümsemeyle açtım ki. Biraz sonra yapacaklarını neden yapacağını bilmeyen bir yüz vardı karşımda. Elinde tabanca. İçinde yedi kurşun. Sevgi dolu yedi tane mermi ve hepsi benim için.

Beni bulduklarında ellerimdeki pembe bonbonları onlara vermedim. Açamadılar kaskatı kesilmiş parmaklarımı.

Yüzümde bir gülümseme. Gözlerim kapalı. Mutfakta pembe bonbonlu çikolatalı pasta. Okulunda her şeyden habersiz bugün altı yaşına girecek olan kızım.

Günlerden çarşamba. Dışarıda insanı evde tutmayan bir güneş, sıcacık. Parkta korunaklı salıncakta sallanan, gökyüzüne ayakları değecek kadar mutlu çocuklar… İşte ben böyle güzel bir mayıs günü öldürüldüm.

YORUMLAR

Deniz Longa

Tesekkur ederim oktay bey

11 Ekim 2020

Sevda Gediz

Toplumumuzun kanayan yarasını çok güzel anlatmışsınız.Kaleminize yüreğinize sağlık

11 Ekim 2020

Deniz Longa

İncelikli okumaniz icin tesekkur ederim sevda hanim

11 Ekim 2020

Arzu Önel

Güzel memleketimdeki güzel insanların sonu hep mutlulukla bitsin ve değerli yazarlarımıza bu mutlu hikayeleri kaleme dökmek de nasip olsun.Emeğinize sağlık Deniz Hanım💖💖

11 Ekim 2020

Arzu Önel

Güzel memleketimdeki güzel insanların sonu hep mutlulukla bitsin ve değerli yazarlarımıza bu mutlu hikayeleri kaleme dökmek de nasip olsun.Emeğinize sağlık Deniz Hanım💖💖

11 Ekim 2020

Deniz Longa

Bu guzel yorumunuz beni mutlu etti. Tesekkur ederim Arzu hanim

19 Ekim 2020

Oktay Yılmaz

Emeğinize sağlık🌺

19 Temmuz 2020

Oktay Yılmaz

Emeğinize sağlık🌺

19 Temmuz 2020

Öne Çıkanlar

Ses ve Öfke: Faulkner’da ZamanJean-Paul Sartre
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

İsmet Balkaya

10 Mart 2026

Ona İyi Bak Üstüne

Ona İyi Bak'tan: "Ben kafes, sen sarmaşık; / Dolan dolanabildiğin kadar!" – Oktay RifatAtaerkil aile ilişkilerinin etkisini yitirmediği erkek egemen toplumlarda doğunca ikinci ya da üçüncü sınıf statüsü başlar kız çocuğunun. Büyük erkek, küçük erkek kardeş fark etmez, kız çocuğu bi..

Devamı..

Anneniz, Sevgiliniz ve Eşiniz için Kad..

Oggito

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024