Berna Durmaz'ın Okunmasını Zorunlu Gördüğü Kitaplar
26 Ekim 2019 Liste Kitap

Berna Durmaz'ın Okunmasını Zorunlu Gördüğü Kitaplar


Twitter'da Paylaş
0

Seçtiğim altı kitabın Türk veya dünya edebiyat›ndaki yerinden, öneminden söz edecek değilim. Bunlar herkesçe bilinir. Herkesin bildikleri, okur olarak benim gözüme, alg›ğma değince bende bıraktığı her okuduğumda derinleşen izleri nelerdir? Ne düşündürür, ne duyurur bana? Çokça kişisel olsa da bende devam eden serüveni ne olur bu kitapların? Bunların izini sürmek istedim.

yaşar kemal

Hüyükteki Nar Ağacı, Yaşar Kemal

Okuma edimlerimiz yazınsal dilin hazzını duymak içinse, Yaşar Kemal’in öykü ve romanları bunu doyasıya yaşamak için var. Her okuyuşumda şaşırıyorum, seviniyorum, kendi dilimin yıkanıp arındığını duyuyorum onun anlatımının aklığında. Dil nasıl bu kadar çırılçıplak, net ve her sözcük bu kadar güzel… Konuşmalardaki kısalık ve yinelemeler kusursuz işleyen bir saatin tik takları gibi ilerliyor.

Dil bu denli saydam olduğu için daha bir görünür oluyor Çukurova ırgatının perperişan hali. Anlatılan, binlerce yıl hiç değişmeyen bir hikâyedir Hüyükteki Nar Ağacı’nda. Sarı öküzle birlikte makineye kurban edilen insan, çaresizliğini, kutsallar yaratarak umuda dönüştürmeye çalışır.

juan rulfo

Pedro Páramo, Juan Rulfo

Sadece bir satır boşluğu yeterlidir zamanın ve mekânın değişmesi için. Geçmişin, hiçbir zaman geçmişte kalmadığı anlatıda, bugünün, ölüm çizgisinin hangi tarafında konumlandığını anlamak için de bir hayli dikkatli bir okuma gerektirir kitap. 

Hayaletler, fısıltılar şehri Comala, var olmayan düşsel bir şehir gibi boşlukta dursa da Media Luna çiftliğinin sahibi Pedro Páramo’nun, her türlü zorbalığı altında kurulan yaşamlarındaki acıları gerçektir Coma’lıların. Acılar bir ömre sığmadığı için, öldükten sonra da çekilmeye devam eder.

william faulkner

Döşeğimde Ölürken, William Faulkner

Bu kitabı yıllar önce ilk kez okuduğumda kurgulama tekniği beni büyülemişti. Her kahraman için bir bölüm açılıyordu romanda. Böylelikle herkes olup biteni kendi dili, üslubu, kendi dünyasıyla aktarıyor, bu da durmadan çoğalmasına neden oluyordu romanın, hem de başka gözlerde tamamlanmasına. Bu nedenle Döşeğimde Ölürken beni hep heyecanlandırır. Farklı bakışlarla sürse de roman ortak bir atmosfer içinde ilerler. Güney Amerika’nın, doğayla iç içe ve kıran kırana süren yaşamında buğulu, masalsı atmosferi…

ferit edgü
O/Hakkâri’de Bir Mevsim, Ferit Edgü

Bir tılsım mührü, bir harita ve kimden geldiğini bilmediğimiz mektuplarla bir masal gibi başlayan roman, iki bin yüz metreye çıkınca buz katılığındaki gerçeklerle sürer, yine de şiir diliyle. Bebekler ölür, çocuklar ölümlerin adını heceler defterlere. Çaresizlik ve umutsuzluk bir dilden öteki dile çevrilince değişen bir şey olmaz. Sürgün mü, kazazede mi, kendini mi arıyor, yoksa kendinden mi kaçıyordur anlatıcı. Anımsamadığı bir geçmişten gelip ırmakta kayıkla belirsiz bir geleceğe doğru yol alır. Bir düşten gelip bir düşe sürüklenir âdeta. Geriye ne düş ne masal, Hak. ilinin şimdiki zamanda var olan kaskatı gerçekliği kalır.

boris vian

Yürek Söken, Boris Vian

Boris Vian’nın romanlarında başka bir dünyaya girerim. Bildiğimiz tüm formları unutmamız gerekir okumaya başlamadan önce. Çünkü roman her şeyi yeniden biçimlendirir. Canlı ve cansız varlıkların tümü payını alır bu değişimden. Ne ağaç bildiğimiz ağaçtır, ne nehir, kırmızı akar örneğin. İlk bakışta insan ve ona ait değerler de aynı tuhaf atmosfer içinde değişime uymuş gibi görünse de aslında büyük bir mercek altına yatırıldığından tüm çıplaklığıyla görünüyordur. Vicdanı olmayan köylüler, kötülüklerinin diyetini altın karşılığında öderken, çocuklara ve yaşlılara birer hayvanmış gibi davranıyorken var olan karanlık taraflarını sererler gözler önüne Yürek Söken’de. Annelerinin uçmayı öğrenen çocukları için bir kafes yaptırması hepimize tanıdık gelmelidir bence. Kitabın sonunda, en azından beslenebildikleri için bu duruma özenen işçi çocuğun özlemi de. Kendimizi tuhaf bir aynadan, olduğumuz gibi görmek için okunmalı Yürek Söken.

hasan ali toptaş

Bin Hüzünlü Haz, Hasan Ali Toptaş

Kitabın daha ilk cümlesiyle elime sıkıca tutunmam için sapasağlam bir ipin ucunu uzatıyor Hasan Ali Toptaş. Tutar tutmaz okuma başlıyor deli bir hızla. Aslında helezonik bir dönüş bu okuma dediğim. Durmadan, sonu gelmeyen daireler çizerek ortadaki bir noktaya varma hayaliyle dönüp duruyorum. Döndükçe sözcüklerden kurulu zahiri bir evren de dönüyor benimle birlikte. Kelimeden bir şehir kuruluyor önce, maketten apartmanlar, muşambadan bir deniz, teraslar, pencereler… Sisin içinden çıkıp gelecek Alaaddin’in hikâyesini arıyorum, anlatıcıyla birlikte. Her satır başında bir olasılık başka bir olasılığı doğuruyor. Olası yollardan olası hikâyelere, masallara varılıyor, durmadan birbirine ulanıyor cümleler. Sayfalar sonra aslında olanın olmadığı çarpıyor yüzüme. Der demez başka bir olasılığın içinde mayalanıp yeniden kabarıyor kelimeler, içine gömülmem için. Bin Hüzünlü Haz’ı durmadan, tekrar ve tekrar okuma isteğimin mayalanıp kabarması gibi.

(Notos, Sayı 43 • Aralık 2012-Ocak 2014)


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR