Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

12 Ocak 2022

Edebiyat

Geçerken Uğramak: Özgür Yalgın'ın "Ağırküre"si Üzerine

Evşen Yıldız

Paylaş

4

0


Toplumsal ve kişisel kopuşlarımızı, bizi kısa süreliğine bir araya teyelleyen ziyaretler üzerinden anlatmış Öznur Yalgın. Mekânlar, ev sahipleri ve misafirler değişse de değişmeyen şey, bu kısa ziyaretlerin geride bıraktığı doldurulmamış boşluklardır.

Öznur Yalgın’ın Ağırküre adlı ilk öykü kitabındaki öykülerin çoğu “misafirlik” zeminine oturtulmuş. Bu misafirlik, aslında birbirinden oldukça farklı hayatların sadece bir ziyaret için kısa süreliğine bir araya gelmesini mümkün kılıyor. Bu ziyaretin öncesini bilmiyoruz, bize sadece o andan bir kesit sunuluyor; bazen diyaloglar bazen iç konuşmalarla önceki boşlukları tamamlamamız için ipuçları veriliyor veya bilhassa boşluk olarak kalmaları sağlanıyor. Ziyaretin sonrası ise malum, anlatılmasa da biliyoruz; herkes kendi hayatına dönecek.

Behçet Çelik, kitaba dair “konuşamama” üzerinden kaleme aldığı yazısında bu öykülerin “toplumsal yarılma”ya işaret ettiğini belirtiyor.[1] İşte o yarığın iki ucunu kısa bir süre için bir araya getirerek anlatmaya elverir bir motif olarak kullanılmış ziyaret, o yarığın varlığını unutturur gibi yapan ve bunu yaparken bile aradaki boşluğun doldurulamayacağının altını çizen bir motif. Bu yazıda ziyaret motifinin benzer ve farklı yanlarıyla öykülerde nasıl yer bulduğuna değinmek istedim.

“Kazlar” öyküsünde iki veteriner, devlet adına kaz yetiştiricisi Davud’un evine gelir. Özellikle veterinerlerden Esra ile ev sahibi Davud arasında gerilimli bir güç savaşı olarak okuyabiliriz bu öyküyü. Veterinerlerin arkasında devlet vardır, bu yüzden Davud’un kaybedeceği daha baştan kesin gibidir. Buna rağmen bu savaşta başka bir bildiği varmışçasına direnmektedir Davud. Bu öyküde ziyaret eden, devlettir; kışın yolu kapanan, Allah’ın bile unuttuğu bu köyü kazlar telef edileceği zaman hatırlamış ve sadece uğramıştır, kalıcı değildir. Ev sahibi ise bu misafire kızgınlığını göstermekten çekinmez, misafire sahte de olsa güler yüz göstermez: “Soğuk, donuk bir karşılama. Hoş gelmemişiz.”[2]

“Yeni Bir Yıl” adlı öyküde ziyaretin mekânı ev değil hastanedir. Öğrencisi ölüm döşeğindeki bir öğretmen, olaya dair -gereksiz- bir vicdan azabıyla aileyi ziyaret eder. Bu ziyaret esnasında konuşulamayanlar, öğretmenin kafasında kurup da bir türlü söyleyemedikleri, anlamını yitiren sözler, tepkileri yasa veya öfkeye dair bildiğimiz kalıplara sokulamayan aile… Bu bunaltıcı ortamla eş zamanlı anlatılan bir yılbaşı partisine de davetlidir öğretmen, o partide eğlenmek için yapılan şeyler de ona ağır gelir, içkiyle bulanıklaşan zihni aklının hâlâ öğrencisinde olduğunu bize gösterir. Her iki ziyaret için de yapılabilecek tek şey vardır: “Ben artık kalkayım, diyorum … Gitsem iyi olacak.”[3]

“Daha Kalmayalım”, yine bir öğretmenin ve yokluğu gördükten sonra sahip olduklarından utanmanın öyküsüdür. Bu kez öğretmen ora'da misafirdir; öte yandan bir kez ora’yı gördüğü için artık bura’da da evine dönmenin rahatlığını hissedemez. Ora’daki yokluğa örnek olsun diye anlattığı anı da yine bir ziyarete dairdir, misafir olarak gittiği topraklarda ev sahibi olup öğrencilerini evinde ağırladığı güne dair. Nerede misafir, nerede ev sahibi olduğu netliğini yitiren öğretmenin öykü sonunda kurduğu ve başlığa taşınan cümle cevabı okura bırakılan bir soru gibidir: “Yeter artık, kalmayalım daha”[4] derken bitirmek istediği misafirlik hangisi, gitmek istediği evi neresidir?

“H.K.” öyküsünde, göçükte arkadaşları ölen ancak o gün işe gitmediği için hayatta kalan maden işçisi Hakkı’nın hikâyesini dinleriz. Yazarın hikâyeyi dinlemeleri için iki kadını Hakkı’nın evine misafir olarak göndermesi, o misafirlik bitince o iki kadının da evlerine döneceğini, paylaşılan anın paylaşılmayanları ortadan kaldırmayacağını okura tekrar hatırlatır. Hakkı’nın karşısında belli ki sadece merak ederek gelmiş (gazeteci, siyasetçi, araştırmacı… gibi kimliklerden bahsedilmez) ve geldiğine pişman olmuş, hikâyenin ağırlığından ve Hakkı’nın tekinsizliğinden âdeta kaçarak uzaklaşan kadınlar olunca asıl hikâyenin Hakkı’nın yaşadığı değil de bu yabancılaşma olduğu daha çok hissedilir. Hakkı daha önce gelenlerden söz eder. Onlar sorular sormuş, fotoğraf çekmiş, yardım vaatlerinde bulunmuştur. Sonra da herkes gitmiştir. Maden tekrar açılacaktır. Yazgı kendini yineleyecektir. Oysa -anlatıcı ses olan o iki meraklı kadından birine göre- misafirlik bitip de konfor alanına dönmek, bizi göçükte kalmaktan kurtarmaz: “O köye gelen, Hakkı’yla konuşan herkesin, onun varlığından haberi bile olmayacak herkesin ayaklarının altından geçecekti o kuru sıcak, yer altının kızgın sıcağı hepimizi yakacak, eritecekti. … ben hep bunu hissettim.”[5]

İki çocuğuyla kendi evinden kopup deniz aşırı bir ülkeye sığınan Meryem, ülkedeki daha ilk günlerinde ev sahibi pozisyonunda kalır çünkü ziyaretine gelen gazeteciler onun yaşadığı zor şartlara sadece uğrar. Bu öyküde misafir konumundaki gazetecilere dair hiçbir duygu, düşünce ön plana çıkarılmaz; Meryem’in hikâyesi çok ağırdır, yazar ona odaklanmıştır. Ancak “Meryem” öyküsünün hemen ardından gelen “Önemsiz” adlı öykü, o kimliksiz gazetecilerden birinin hikâyesi olarak okunmaya müsaittir. Artık çalışmasa da geçmişte mültecilerin haberini yapan ve hâlâ o haberlerin ağırlığını taşıyan anlatıcı bu kez ev sahibi konumundadır. Misafiriyse uzak akraba, aralarında derin bir uçurum olduğunu ve kendisini yadırgayacağını sandığı İsmail. Belli ki yadırganmayı kanıksamıştır, beklediği yadırgamayı görmedikçe kendi evine misafirinin gözünden bakar. Ev sahibi, misafirle aralarında varlığını bildiği derin yarığın kapanmaya başladığını hissetmekte veya buna inanmak istemektedir. Bu misafirliğin yinelenmesini ister ama bunu açıkça söylemeyip sadece içinden geçirir: “İşim düşmese de seni arayabilir miyim?” Misafir konumundaki İsmail ise evden çıkarken söylediği sözle bu ziyaretin sonuna virgül değil nokta koyar: “Peki o zaman, tamam”.[6] 

“Melih’in Yüzü”, gergin bir hasta ziyaretinin öyküsüdür: “Zaman kalkıyor biz koltuğa yerleşince. Konuşmuyoruz, bakışır gibi durup bakışmıyoruz.”[7] Beklenen patoloji sonucu ve o sonucun hemen öğrenilme ihtimali gerginliği artırmaktadır. Bu öyküde ev sahibi ve misafirin arasında açılan yarık, duygulara dairdir. “Ferda Faruk Fikret Figen” öyküsünde geçen, suçlar tondaki “her şeyi ne güzel, ne kadar kolay anlatabiliyorsun”[8] cümlesinin öyküleşmiş halidir. Patoloji sonucunu öğrenmeyi sıradan (ne kadar kolay!) bir iş olarak gören misafir ile henüz bunu duymaya hazır olmayan ev sahibi arasındaki gerginlik bu ziyarete damga vurur.

“Kör Karanlıkta” öyküsünde, 15 Temmuz sonrası devletin el koyduğu bir okula giden, “…apar topar kapatılan bir yere ev sahipleri olarak geri dönecektik”[9] diyen anlatıcı öğretmenin “ev sahibi” sözünü seçmesi çok manidardır. Dahası, öykünün sonunda -söylenmez ama- öğretmenin işine son verildiği hissettirilir; aslında ev sahibi olmaya gelen, kısa süreli bir ziyaretçi konumunda bırakılır. Hem “Kör Karanlıkta” öyküsü hem de yurt dışına çıkma/çıkamama konusuna değinen “Son Mavilik”, “Öyle” ve “Sallantıda” adlı öyküler, karakterlerin kendi yurdunda ev sahibi olamayışı üzerinden okunabilir. Yasemin Yılmaz’ın kitaba dair genel tespitini burada hatırlamak yerinde olacaktır: “Öykü karakterleri kendi küçük yaşantılarının evsiz bireyleridir.”[10]

Toplumsal ve kişisel kopuşlarımızı, bizi kısa süreliğine bir araya teyelleyen ziyaretler üzerinden anlatmış Öznur Yalgın. Mekânlar, ev sahipleri ve misafirler değişse de değişmeyen şey, bu kısa ziyaretlerin geride bıraktığı doldurulmamış boşluklardır.

 

[1] Behçet Çelik, Öznur Yalgın’ın Öyküleri: Dilin Tutulup Kalışı, T24: https://t24.com.tr/k24/yazi/oznur-yalgin-in-oykuleri-dilin-tutulup-kalisi,3236. Erişim Tarihi: 06.01.2022.

[2] Öznur Yalgın, Ağırküre, İstanbul: Everest, 2021, 12.

[3] Yalgın, Ağırküre, 23.

[4] Yalgın, Ağırküre, 76.

[5] Yalgın, Ağırküre, 29.

[6] Yalgın, Ağırküre, 41.

[7] Yalgın, Ağırküre, 77.

[8] Yalgın, Ağırküre, 42.

[9] Yalgın, Ağırküre, 60.

[10] Yasemin Yılmaz, Dönmek Zorunda Olan Bir Ağırküre, T24: https://t24.com.tr/k24/kitap/agirkure,581. Erişim Tarihi: 06.01.2022.

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

(Kadın) YazarJ. C. Oates
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Benjamin Smith

6 Ağustos 2025

Trajik Gerçekçilik ve Meksika Narko-Ed..

Meksikalı yazarlar polisiyenin gerçekçi geleneğiyle dalga geçseler de mesele devlet olduğunda çok daha gerçekçi, hatta acımasız bir portre çizerler. Polisiye artık gerçekten küresel bir edebiyat türü. Reykjavik, Oslo ya da Barselona’yı kendin..

Devamı..

Gerçek Ne Kadar Gerçek

E. O. Ekşioğlu

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024