"Arditi'nin büyük eğlence imparatorluğu o civarda kurulmuştu. Barlar, komedisi ayrı, dramı ayrı tiyatrolar. Devrin en büyük oteli Pera Palas. Tipik bir Viyana pastanesi olan Tilla. Türkiye'nin en meşhur kahvehanesi, tarihi Kanunuesasi Kıraathanesi. Hemen her gece konserler verilen Tepebaşı bahçesi. Başta Haçaduryan olmak üzere, dans salonları ve lokantalar."
Günümüzde Beyoğlu olarak adlandırılan bölge, Konstantinopolis kadar eski ve bir zamanlar Bizans başkentinin bir semti olan, Haliç ve Boğaz’ın kesiştiği noktadaki İstanbul'un eski liman bölgesi Galata'yı da kapsamaktaydı. Bizans çağının son iki yüz yılında Cenevizlilerin kontrolünde kalan bölge, fetih sonrası dahi İstanbul'un Latin bölgesi olmaya devam etmişti.
Eskiden Pera denilen Galata'nın yukarısındaki tepelik bölgede Beyoğlu merkezinin ana caddesi Grand Rue de Pera'ya (İstiklal Caddesi) ilk Avrupa büyükelçilikleri, kiliseler yapılmıştı ve bu bölge çok farklı inançtan ibadethanelere sahipti. Pera Avrupa'nın moda, sanat, müzik, teknoloji ve siyasi felsefesindeki son akımların yanı sıra kendi şehirlerinde bulunmayan sıklıkla da yasaklanmış, rafineden alemciliğe uzanan eğlencelerle karşılaşma imkânı sunmuştur.
Meşrutiyet Caddesi, Tepebaşı. Kaynak: eskiistanbul.
19. yüzyılın ortaları ile başlayan Osmanlı'nın Batılılaşma eğilimini bu cadde üzerinde görmek mümkündür. Osmanlı İmparatorluğu’nun kapitalist ekonomiyle entegrasyonuna bağlı olarak hızlı bir dönüşüm içerisine giren Beyoğlu, hem altyapı hem de üst yapı yatırımlarıyla modernleşen kentin aynası durumuna gelmiştir. Gayrimüslim burjuvazinin, kente yerleşen Avrupalıların ve Levanten nüfusun yoğunlaştığı bu bölge, kültürel dönüşümün ve Avrupai pratiklerin de merkezi haline gelmişti. Pera (karşı, öteki), Haliç'in "karşı" kıyısındaki şehirden farklı bir karakter ve kimlik oluşturmuştur, bu yüzden burada Batılılaşma pratikleri daha kolay uygulanmıştır.
Kuşkusuz, Kırım Savaşı'nın (1853-1856) bu bölgenin dönüşümünde büyük etkisi vardır. Savaşın İstanbul üzerindeki ilk etkisi, kent nüfusuyla İngiliz ve Fransız birlikleri arasında doğrudan irtibat kurulması fırsatının doğmasıydı. Tanzimat’la başlayan Osmanlı-Avrupa ilişkisi bürokratik olmaktan çıkıp Avrupalıların kendi hastanelerini, kışlalarını kurmaları ile iyice belirginlik göstermiştir. Kırım Savaşı'nın İstanbul'un sosyal kültürel coğrafyası üzerindeki en büyük etkisi sur içi ile Galata-Pera bölgesi arasındaki ayrımın daha da keskinleşmesiydi. Galata'nın nüfusu artmaya başlamış, bir yandan burada yaşayan Avrupalı-Levanten kesimi barındırdığından kendi elçilikleri ile ticari bağlantılar kurmaya başlamışlardı. Dolayısıyla Osmanlı hukukundan muaf olan Galata tacirleri ve bankerlerinin elde ettiği varlık, Avrupai havada olan Grande Rue de Pera boyunca sıralanan binalara yatırılmaktaydı.
Kanunuesasi Kıraathanesi, Tepebaşı. Kaynak: twitter,kültürİstanbuL
Kente polis, posta, itfaiye, haberleşme ve kanalizasyon hizmetleri vermek, yol yapmak ve bozulan yolları onarmak, kentin temizliğini sağlamak ve modernize etmek amacıyla Fransız modelinde 1855'te Belediye Teşkilatı (Şehremaneti) kuruldu. Altıncı Daire-i Belediye de bu yılda kuruldu. Paris'in altıncı bölgesine istinaden bu adı almıştır. Bu teşkilat belediyecilik adına öncül olmuştur. 1864 yılında Galata surlarının altıncı Daire-i Belediye tarafından yıkılması, Taksim'deki kabristanların Şişli'ye taşınması, bu mezarlıkların yerine Beaux-Arts tarzı parkların yapılması ve Tepebaşı'nda yeni bir park yapılması, 1867'de ana caddenin Grand Rue de Pera ismini alması gibi değişiklikler uygulandı. Hatta bu dönem burası için "Küçük Paris" denmekteydi, ancak altyapısı sorunlarına tam anlamıyla bir çözüm getirilemediğinden ve düzensiz caddeler, dar sokaklardan ötürü bu söylem abartılıdır diyebiliriz.
Yine de bütün bu süreçte yapılanlara bakıldığında Batılı anlamda yenileşme ve yaşam standardının, üst kesimden insanlara, burjuvaziye, bürokrasiden insanlara yansıdığı, yani belirli bir çevrede kaldığını söyleyebiliriz. Bu anlamda İstanbul'un Batılı-modern yüzünü Pera bölgesinin temsil etmeye başladığını ve burada batılı anlamda talepler üzerine yeni eğlence mekânlarının ortaya çıktığı görülmektedir. Özellikle Pera'daki bu yenilikler ve farklı yaşam tarzlarının iç içe olmasıyla birlikte farklı eğlence kültürlerini de bir arada görmek mümkün olmuştur. Bir yandan kıraathaneler ve pastaneler gündüzleri sosyalleşme ortamı olarak ön plana çıkarken, oteller, gazinolar, tiyatrolar ve bahçeler akşamları müzikli ve danslı eğlence olanağı sunmuştur. Halkın da eğleneceği mekanlar bulunmaktadır. Bu mekânlar arasında Tepebaşı'ndakilerden birkaçı üzerinde özellikle durmak gerekir, zira Tepebaşı, bütün bu canlı hayatın kan akışını kontrol eden merkez konumunda olabilecek pek çok mekânı bir arada toplamaktadır. O yüzden "Beyoğlu'nun kalbi Tepebaşı'nda atardı," demek doğrudur.
Garden Bar, Tepebaşı, 1930lar. Görsel: Manifold: Gökhan Akçura yazısı.
Tepebaşı (Petit Champs)
Meşrutiyet Dönemi için önemli olan ve Petit Champ adıyla da anılan Tepebaşı, Hikmet Feridun Es'e göre, "Arditi'nin büyük eğlence imparatorluğu o civarda kurulmuştu. Barlar, komedisi ayrı, dramı ayrı tiyatrolar. Devrin en büyük oteli Pera Palas. Tipik bir Viyana pastanesi olan Tilla. Türkiye'nin en meşhur kahvehanesi, tarihi Kanunuesasi Kıraathanesi. Hemen her gece konserler verilen Tepebaşı Bahçesi. Başta Haçaduryan olmak üzere, dans salonları ve lokantalar," gibi sosyalleşme yerlerini barındırırdı.
Ancak bu yazıda dört mekân üzerinde durulacaktır: Kanunuesasi Kıraathanesi, Tepebaşı Bahçesi, Garden Bar ve Tepebaşı Asri Tiyatrosu.
Kanunuesasi Kıraathanesi II. Abdülhamid döneminde yapılmış ve 1970li yıllara kadar açık kalmış önemli mekânlardandır. Bristol Otel'in (şimdi Pera Müzesi) hemen yanındadır. Bu otelin yanı başındaki kahvelerin hepsine "İzmir Kahveleri" denir. Şehir Tiyatrosu oyuncuları, çalgıcılar, yazarlar buraya sık sık gelir. Önemli tiyatroculardan Hamit Akınlı'nın uğrak mekânıdır. Orhan Kemal ve Nurer Uğurlu Beyoğlu'na çıktıkları vakit buraya gelirler. 1940 kuşağı ile sonraki kuşak sanatçıları da yolları düştükçe burada bir kahve içmeyi yararlı bulurlar. Burası hokkabaz, meddah, Karagöz, çalgıcı gibi halk sanatçılarının da kahvesidir. Haldun Taner onların konuşmalarını dinlemek ve hafızasını onların anılarıyla doldurmak için bir ara buraya sık sık gelmiştir.
Türkiye'nin ilk millet bahçesi: Tepebaşı Bahçesi. Görsel: Twitter: kültürİstanbuL
Tepebaşı Bahçesi Servet-i Fünuncuların, Fecr-i Aticilerin tercih ettiği, bir duhuliye ile girilebilen, kadın-erkek ayrımı olmayan, yürüyüş ve canlı müzik imkânı sunan, modern bir bahçedir. Herkese hitap etmesiyle ilk millet bahçesi olma özelliğini de taşımaktadır. Daha önce yerinde mezarlık bulunmaktadır. Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Refik Halit Karay, Abdülhak Şinasi Hisar gibi önemli edebiyatçılar kışın Lebon Pastanesi'nde, yazın buradadırlar. Pek çok romanda bu bahçeye rastlamak mümkündür. Örneğin Halit Ziya Uşaklıgil'in Mai ve Siyah adlı romanında Ahmet Cemil karakteri burada dinlediği vals ile hayallere daldığını belirtir. Tepebaşı'ndaki kahveleri çok iyi bilen Halit Ziya'nın Tepebaşı Bahçesi'ne sıklıkla uğradığını söylemek mümkündür. Daha sonraki yıllarda burada Hececiler de görülür.
Buranın bahçe olarak düzenlenmesi 1870'li yıllara rastlar. Bahçenin dört bir yanı parmaklıklarla çevrilmiştir. Ortalık yerinde bir kameriye, bir orkestra yeri vardır. Buraya Avrupa'dan çeşitli tiyatro toplulukları getirilir. II. Abdülhamid'in Ertuğrul yatında bando şefliğine atanmış olan Maestro Lange burada orkestraları yönetir. 1886 yılında gemi ile bir durak noktası olarak İstanbul'a gelen Çaykovski, Tepebaşı yazlık bahçesinde Maestro Lange'nin yönettiği orkestradan Beethoven'in Pastoral Senfonisi'nden bir bölüm dinleme imkânı bulur. Enteresan bir olay yine burada cereyan etmiştir: Neyzen Tevfik bir çingeneye ayı oynatma dersi vermiş ve birçok insanı kendine hayran bırakmıştır.
Garden Bar, Macar Artistlerin Gösterisi, Görsel: Manifold, Görkahn Akçura yazısı.
Garden Bar kısa süreli faaliyetini sürdürse de ilginç gösterilere ev sahipliği yapmış bir eğlence mekanıdır. Tepebaşı Bahçesi'nin hemen yanındadır. Burada varyeteler ve dünyaca ünlü yıldızların dans gösterileri olurdu. Burası biraz daha elit bir mekandı. Özellikle Rus, Macar ağırlıklı gösteriler sunardı. Yılbaşı’nda en çok gidilen ilk dört mekândan biriydi. Bu mekânlar Maksim, Garden Bar, Tokatlıyan ve Turkuaz'dı.
Tepebaşı Asri Tiyatrosu (Cumhuriyet,10 Ocak 1932) Görsel: Manifold, Gökhan Akçura yazısı.
Tepebaşı Asri Tiyatrosu (Amfi Tiyatrosu, daha sonra Şehir Tiyatrosu Komedi Sahnesi)
1930lu yıllarda siyahi gösterilerine büyük ilgi vardı. Avrupa'ya hızla yayılan bu etki belli ki o dönemlerde modernleşme ölçütü olarak bize de taşınmış. Özellikle Douglas Zenci Heyeti (Black Birds) ve eşinin grubu Miss Cook, Tepebaşı Asri Tiyatrosu'nda ve Garden Bar'da çok sayıda gösteri düzenleyerek beğeni toplamışlardır. Ramazan'da dahi özel gösteriler sunan bu gruplara ilgi o kadar büyüktü ki Akşam Gazetesi'nde şöyle bir yazı yayımlanmıştı: "Zencilerle şarkı söylemek ve raksetmek, yeyip içmek gibi hayati bir ihtiyaçtır."
Kaynakça:
Akçura, Gökhan, “Siyah Kuşlar ve Douglas, Bir İlanın Peşinde İstanbul'da Erken Dönem Dans ve Caz”, Manifold, 19.07.2019.
Freely, Brendan, Freely John, Galata, Pera, Beyoğlu: Bir Biyografi, Çev. Yelda Türedi, YKY, 2. Baskı, 2015.
Es, Hikmet Feridun, Beyoğlu’nun Kalbi Tepebaşı’nda Atardı, Taha Toros Arşivi, s. 65-66.
Çolak, Aydın, İnci, Tanzimat'tan Cumhuriyet'e Resim ve Edebiyat 'ta Paylaşılan Ortak Dil, MSGSU Doktora Tezi, İstanbul, 2017.
Aracı, Emre, Çaykovski'nin İstanbul'da Dinlediği Beethoven Konseri, Andante Dergisi, Mayıs 2012.






