Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

4 Ekim 2020

Öykü

Bir Çam Ağacı Ölürken

Eşref Erdemir

Paylaş

9

6


Sabahın erken saatleriydi. Hava serindi. Bankın üzerinde oturmuş kahvemi içiyordum. Pazar olduğu için ortalık sessizdi. İkinci katın denizliğinde bir çift kumru sevişiyordu. Yaşlı ev sahibi yan pencereyi açınca, kumrulardan biri hemen uçtu. Diğeri kanatlarını açıp kapattı, yaşlı adama baktı. Kumrunun aniden uçup gitmesini beklerken… O denizliğin diğer ucuna kadar yürüdü, durdu.

 O esnada ev sahibimle göz göze geldim. Ben tam günaydın demeye hazırlanırken o, Çam ağacı ölüyor, dedi.

 Sola döndüm. Önümdeki atkestanesinin dalları arasında ağacın tepesine bakmaya çalıştım. O esnada bir karga dalların birinden havalandı. Kocaman bir kozalak yere düştü, çam fıstıkları ortalığa saçıldı. Koca çam çok heybetliydi. Sıcak yaz günlerinde taze reçine kokusu ta yoldan duyulurdu. Buraya taşındığımın ikinci haftasında, ağacın ev sahibim için çok büyük bir önem taşıdığını anlamıştım.

 Bu ağacı, buralarda daha asfaltlı yollar yokken, okuldan kaçtığı bir gün, yol kenarında sarı balçık çamurunun içinde bulmuş. Daha bir parmak boyundaymış. Kalem kutusuna koyup getirmiş. Babası demir atölyesinden bir şeyleri almak için eve erken döndüğünde o çamur içinde bahçe kapısından girer girmez, babası elindeki uzun yassı demirle hiçbir şey demeden onu dövmüş.

 Kendisine geldiğinde ağacın şimdiki yerinde, avucunda küçük fidan varmış. Bir çukur kazıp fidanı dikmiş. Can suyu yerine gözyaşı dökmüş.

 Ben ağaçtan sekiz dokuz yaş büyüğüm demişti.

 Dönüp ona baktım. Ama ne diyeceğimi bilemedim. Tepeden ağaca bakıyordu.

– Yetmiş yıl…

 Durakladı. Sözcükler boğazından düğümlendi.

– Evet, ölüyor, belki de zamanıdır, dedi.

 Gözlerini çam ağacından ayırmadan camı kapatıp kayboldu.

 Soğuyan kahvemden bir yudum aldım. İçimi bir huzursuzluk kapladı. Kalktım, çam ağacına doğru yürüdüm. Sert kabuğuna dokunup gövdesine sarıldım. Ama bütün bunları neden yaptığıma bir anlam da veremdim. Bir çift yaşlı gözün, kırışık göz çukurları içinde beni izlediği hissine kapıldım. Saklambaç oynayan bir çocuk gibi ağacın arkasına geçip yere oturdum.

 Benimle birlikte büyüyen bir ağacım olmadı. Onun neler hissettiğini belki de hiçbir zaman anlamayacaktım.

 O ağacı oraya diktiği gün, onun miladı olmuş. Okuldan bir daha asla kaçmamış, dayak yediği hiçbir seferinde ağlamamıştı.

 Parlak bir öğrenci olmadığı için, okulu bırakmış, babasının yanında çalışarak onun mesleğini öğrenmişti. Üç nesildir aynı mesleği devam ettiren son halkaydı. Sekiz yıl önce dükkânı kapatarak aile mesleğine noktayı koymuştu. Konuşma esnasında bana bir gün, Eğer iyi bir babanız olmadıysa, iyi bir baba da olamazsınız, demişti. Sanırım bundan dolayı da hiç evlenmemişti.

 Onun ebeveynler hakkında söylediklerini düşündükçe ona hak veriyorum. Çoğu zaman kendi çocuklarımıza onlar gibi davranırız. Bizler aslında kendimizin olmayan, bize yüklenenleri sırtımızda taşırız. Yani aktarılan mirası… Bize biçilen rol kadar hayattaki yerimizi alırız. Daha doğar doğmaz bize biçilenlerin, verilenlerin bütünüyüz. Ancak çok nadir kişilikler bu çerçeveyi kırıp dışına çıkabiliyorlar. Belki kendisine dayatılan her şeyi değil ama en azında babalık rolünü reddederek, kendi yolunu çizen nadir kişiliklerdendi benim için.

 Ertesi gün işe gidince kapıda karşılaştık. Ayaküstü konuştuk. Dünkü konuşma aklıma geldi. Yüzüne baktım. Yüzündeki derin kırışıklıklara, konuştuğunda kalkıp inen kaşlarına… Ağzındaki eksik dişlerine rağmen kelimeleri doğru telaffuzuna bir kez daha hayran kaldım.

 Bahçenin bir köşesine küçük bir barakası vardı, orayı küçük bir atölyeye dönüştürmüş. Her gün işe gider gibi; hafta içi sabah sekizde kalkar, azığını hazırlar, termosunu doldurur, atölyeye iner. Bütün gününü orada geçirir. Hafta sonları ise genelde sandalyesini cam kenarına çeker, camın önünde oturur. Bilindik mahalle yaşlıları gibi sokakta geçip gidenleri ya da yan evdekilerin neler yaptığını gözetlemez. Kulakları içerde cazırdayan eski radyosunda, gözleri bahçeyi gezmektedir. Ama son zamanlarda yaşlı çam ağacını izleyip, uzun süre hareket etmeden otururdu.

 Kırk beş günlük yoğun iş gezimin ardında bir pazar günü nihayet yine bankın üzerinde kahvemi yudumluyordum. Sonbahar bahçedeydi. Güneşli, serin bir hava vardı. Kurumuş iğne yapraklar her yeri kaplamıştı. Çok az dalın ucunda yeşilimsi iğneler vardı.. Oraya buraya kozalaklar saçılmıştı. Çamın ince dalları yerlere dağılmıştı. Bahar bir daha onu uyandırmayacaktı. Başımı kaldırıp üst katın penceresine bakmadan, kalkıp ağacın yanına gittim. Sırtımı eve dönüp, koca gövdesine sarıldım. Birkaç damla yaş yerdeki kozalağa damladı. Durduğum yere çömeldim. Kurumuş iğne yapraklarının arasında çatlayan bir çam fıstığının kabuğunu yararak çıkan küçük çam filizini gördüğümde, aniden dönüp üst katın boş camlarına baktım.

 Bir ara sanki yaşlı iki gözün hala orda baktıklarını görür gibi oldum.

YORUMLAR

Nevruz Sultan

Emeğine kalemine sağlık Eşref Erdemir çok keyifli bir öykü

5 Ekim 2020

Nevruz Sultan

Emeğine kalemine sağlık Eşref Erdemir çok keyifli bir öykü

5 Ekim 2020

Murat Günerhan

Merhaba Eşref Öğretmenim, Bu ne güzel bir öyküydü. Okurken her kelimesini ve o kelimelerin ruhumu etkileyen cümleleri peşine takması ve onları okurken benimde öykünün içinde kaybolmanın derinliğini ve sürükleyeciliğini ifade etmenin memnuniyetini seninle paylaşmak istedim. Tebrik ederim değerli öğretmenim

6 Ekim 2020

Zeynep Erdemir

Çok başarılı ve anlamlı bir öykü

7 Ekim 2020

Muazzez Erdemir

Çok anlamlı ve güzel bir öykü. Anlatışın ve dilinin akıcılığı muhteşem olmuş EŞREF ERDEMİR 😊

7 Ekim 2020

Muazzez Erdemir

Çok anlamlı ve güzel bir öykü. Anlatışın ve dilinin akıcılığı muhteşem olmuş EŞREF ERDEMİR 😊

7 Ekim 2020

Öne Çıkanlar

Art Nouveau Eserlerinin Vazgeçilmezi Ç..Oggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Toprak Işık

14 Mayıs 2025

Anlam Kazandırmak ya da Anlamsızlığa K..

İnsanlar yüzlerce yıldır hayatlarına anlam katma arayışı içindeler. İsviçreli yazar Peter Stamm’ın, Gece Mavisi Bir Saatte adlı eserini Ufuk Tonka Türkçeleştirmiş ve Tudem markası altında yer alan Delidolu Yayınları ülkemiz okuru i..

Devamı..

Ölümle Randevumuz Var

Cüneyt Ayral

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024