Sürüklenme: Zümrüdü Anka'dan Tahta Kuşa
8 Ocak 2019 Edebiyat Roman

Sürüklenme: Zümrüdü Anka'dan Tahta Kuşa


Twitter'da Paylaş
0

Sürüklenme’de kendimi içinde bulduğum dünya, sömürgeci şirketleriyle, hoyrat çevre tahribatıyla, yarattığı yeni adamsendeci insan profiliyle küresel bir dünyadır.

80’lerde, Sevgili Arsız Ölüm’le karşılaştığımızda Latife Tekin, “Büyülü Gerçekçilik” atmosferinde bir yazar olarak algılandı. Bu analoji her eserine uymayabilir. Ama, tartışma götürmez bir gerçek varsa o da, Tekin’in ilk romanından beri var olan ve her yazarda rastlanmayan özgün, Türkçenin olanaklarını alabildiğine genişleten, büyülü bir edebi dili olmasıdır.

Başlangıç

Yazarın, birlikte tanıtılan son iki romanından biri olan Sürüklenme, köyden köye, kentten kente, trenden uçağa, uçaktan otobüse, olaydan olaya, geçmişten bugüne ve geleceğe sürüklenen ve okuyucuyu da birlikte sürükleyen etkileyici bir roman.

Fragmental bir kurgunun parçaları, yavaş yavaş göz önünde tamamlanan bir kolaj resim gibi, anlatımın, anlatılana uyan farklı renklerdeki dili (monolog, diyalog, iç ses, düşünceler ve mektup) ile bir araya geliyor. Hemen söyleyelim ki, ortaya çıkan ve günümüzün gerçeğini yansıtan tablo iyimserlik yayan türden olmayacaktır.

Kuşbakışı

Bir okuyucu yazarın kafasının içine girmek yerine, kitabın konusunun sunduğu dünyanın içine girip anlamayı ister. Bu bağlamda, Unamuno’dan alıntılayarak söylersek, “Bir romanın okuyucu sayısı kadar farklı anlamı ve dünyası vardır.” Hatta, birinin aynı romanı değişik zaman dilimlerinde okuması bile bu anlamı değiştirir.

Sürüklenme’de kendimi içinde bulduğum dünya, sömürgeci şirketleriyle, hoyrat çevre tahribatıyla, yarattığı yeni adamsendeci insan profiliyle küresel bir dünyadır. Çoktan, emperyalist sömürü mekanizmasında bir parça haline gelmiş sivil toplum kuruluşlarının ve bu kuruluşlara para desteğinde bulunan neoliberal zenginlerin, doğa ve canlı türlerine karşı yok edici eylemler içindeki şirketlerin dünyasıdır, sayfaların içindeki.

Ülkemizde hayatları ağır bir darbeyle örselenmiş bir eski solcu arkadaş grubunun kolay bir “anlam kaydırma” ile kafalarını rahatlatarak liberalleşmesi ve birikimlerini bir şirkete dönüştürüp küresel sularda kulaç atmaya başlamaları Takviye’nin tarihçesini oluşturur.

İnsan

Latife Tekin bu romanında, geçen yüzyılda edebiyatımızın ana konularından biri olan Doğu/Batı sorunsalını, yarattığı hem doğulu hem batılı ya da ne doğulu ne batılı anlatıcı karakteri (Asistan) ile yumuşatıyor ve bir çelişki olmaktan çıkarıyor. Zamanımızın ekonomik ve teknolojik olarak küreselleşmiş bütünsel dünyası bunu gerektiriyor olmalı. Böylece, roman kişileri aidiyet kodlarından arınıyor ve coğrafi/kültürel bakışımız insani yöne kayıyor. Bu da, onların yaşamlarındaki dramı daha iyi görmemize yol açıyor:  Acıların hayat çizgilerini ne denli eğip büktüğü gerçeği ve insanı sürükleyen gücüyle karşılaşıyoruz.

Dil

Yazarın büyülü dili daha çok, sayfalara özenle serpiştirilmiş doğa betimlemelerinde ve bilge kişi Çaredar’ın düşünce güneşinin patlamalarından esinle söylenenlerde kendini gösteriyor; doğanın unsurları (ay, yıldızlar, bulut, ağaç, nehir, göl) ve gözümüze nedense hep ‘yeni’ gelen, her gün ilk kez görüyormuşçasına seyrettiğimiz doğa olayları (günbatımı, gündoğumu, değişen renkleriyle gökyüzü ve dolunaylı gece), buluşçu cümlelerle, büyülü bir tüle bürünüyor. Dil, dilde ifadesini bulan öze uygun düşüyor.

Zaman

Romanın kendi zamanı, gün/ay kavramı yerine, görsel bir zaman ölçüsüyle; ayın evrelerine bağlı olarak veriliyor. Zaman algımız, dolunaydan “ince Ay”a, ondan yine dolunaya geçerek ‘sürükleniyor.’

Cinsellik

Romanda cinsellik, gerçek hayatta sık rastladığımız, esmer Türk delikanlılara musallat olan ellilerindeki geçkin İngiliz kadınlarının bir prototipi ile şekil alıyor. Ve giderek, roman karakterlerini içine alan egemen bir eğilim oluyor.

Çevre Sorunları

Romanın, bir bilge aklına sahip Çaredar’la başlayıp sonlanıyor olması, kitabı yaldızlı bir ön ve arka kapak gibi sarıyor. Sürüklenme her şeyden önce, kitabın kapak tasarımının da onayladığı gibi, okuyucuya çevreci bir gözle etrafına bakmayı öneriyor. Yazarın, on yıl önceki kitabı ‘Rüyalar ve Uyanışlar Defteri’nin satırları arasındaki kozada bekleyen masum çevreci yaklaşım, Sürüklenme’de, kararlı ve direngen bir çevre bilinciyle kelebekleşiyor. Her ne kadar, çevreci kıvılcımlar , –“çapkın” bir elin marifetini çözümden saymazsak– hayatta kalmamıza yarayan bir ateş doğurmuyorsa da, etrafı aydınlatıp, sakladığımız ve bizden gayretle saklanan hazin çevre manzarasını görünür kılıyor.

Kehanet

Sembolik bir sonla bitecek olan romandan insanlık adına bir hisse çıkaracak olursak; o da, yakın bir gelecekte çaresiz kalacağımız ve temiz bir doğa mutluluğu vaat eden Zümrüdü Anka efsanesinin düşü yerine, doğayı, zorlukla bulabildiğimiz bir ağaç dalına kondurduğumuz tahta taklit kuşlarla duyumsayacağımız gerçeğiyle yüz yüze kalacağımızdır.


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR