Romanın bir kaç kahramanı üzerinden kurgulanıp yazılmış bir romanla karşı karşıya bırakmış okuru yazar.
İnsanın hası dar yerdeki duruşundan belli olur derler. Doğrudur! "Dar yer" derken, insan tekini iradesi, arzusu hilafına özgürlüğünü kısıtlayarak dört duvar arasına tıkmaktır sözün manası!
Bu elbette özgürlüğün telaffuzunun artık kavramsal olarak hayli lükse kaçtığı coğrafyalarda, mekânsal açıdan böyledir de!
Asıl mevzu o dar, çile mekânını beyinlerinde özgürlük mekânlarına dönüştürenlerdir. Yazdıkları ve yaptıklarıyla, kıvrak zekâları üzerinden tutsaklığa meydan okuyanlardır asıl.
Bu baptan hareketle kimileri için cezaevi aslında bir imtihan mekânı ve dolayısıyla da okuldur. İşte Selahattin Demirtaş sanki bu konumun simgesel şahsiyeti gibi özel bir yerde duruyor.
Efsun Selahattin Demirtaş'ın yeni kitabı. Seher, Devran ve Leylan'dan sonra şimdi de Efsun. Her dört kitabın adı da tek kelimelik. Sözünü, kelamını o tek kelimenin içine sığdırmanın zarafeti var sanki seçiminde yazarın...
Efsun, Tanıl Bora'nın yıllar önce kullandığı bir kavramla "oyuncaklı" bir kitap. Her biri bir diğerinin hikâyesine eklemlenmiş ama biribirinden hem azade hem değil, hem haberdar ve yakın hem de uzak hayatların örgüsü. Ama bütün roman kahramanlarını bir yerde bir araya getirme derdinde olan bir üst akıl(lı) var işin içinde.
Selahattin Demirtaş, iki öykü kitabı Seher ve Devran'dan sonra Leylan'la başlamıştı romana, Efsun'la sürdürüyor. Bu "iş" sahiden tuttu. Demirtaş edebiyatında ısrar edecek ve iyi de ediyor olacak.
Efsun'un hikâyesi birbiriyle buluşan bir aile örgüsü hikâyesi gibi kurgulanmış olsa da, yavan ve çıplak bir geniş aile hikâyesi değil! Farklı coğrafyalardaki yaşanmışlıklar ve oralara dair hikâyeler romana ziyadesiyle renk katıyor.
Geçtiğimiz yüzyılın yetmişli yıllarında çocuklarını teyzeye bırakıp Filistin'e kamplara giden "romantik" devrimciler de romanda gözüküp kayboluyor. Yakın zamanın Gezi eylemlerine katılanlar da!
Tabii bu sisteme cepheden karşıtlığın tavır alışı öylesine bir zarafetle bir alt metin kurgusuyla romana yedirilmiş ki, sanki değinilip geçilmiş gibi! Yazar, 'bunlar da var, ama siz asıl hikâyeden kopmayın' der gibi metni yoğurmuş.
Ve dahi mekânlar, coğrafyalar panoraması; Girit, Gümüşhane, Atina, Beyrut, Bayburt, Çanakkale, Edremit ya da İstanbul'un semtleri Dolapdere, Kâğıthane, Polonezköy...
Sürpriz yapmış bu kez Demirtaş; eşi-yoldaşı ve kızlarından lojistik destek alarak yazmış romanını. Mekânları onlar araştırmış, her bir yönüyle detaylandırmış, sonra paslaşmışlar. Gitmiş-gelmiş yazılan her bir şey. "Olmuştur" onayı çıkınca da roman yolunda yürümeye başlamış.
Efsun'un ilginç bir matematiksel kurgusu var. Aslında kıvrak bir zekâ ürünü kurgu demek, belki daha doğru. Romanın bir kaç kahramanı üzerinden kurgulanıp yazılmış bir romanla karşı karşıya bırakmış okuru yazar. Okurla adeta oyunlar oynayarak ve okuru şaşırtarak sanki!
Romanın kadın kahramanları çok güçlü direngen ve akıllı, karakterler; Mercan, Kibar, Sinem, Derdo, Efsun ve diğerleri...
Ve konuşan yürekli kadınlar...
"Bir kadını kim öldüre ki? E baban olur, kocan olur, sevgilin olur, kardaşın olur, ille seni öldürecek bir erkek vardır bu dünyada. Benim katil adaylarım babamla kocamdı."
Yakın günlerde Selahattin Demirtaş'ın "Ah Asuman" öyküsünün Ümit Kıvanç ve Gaye Boralıoğlu ustalığıyla kısa filmi çok keyifli bir hazan rengi kattı kültür-sanat dünyasına. Ve Efsun tam da onun üstüne geldi.
Efsun okundukça üzerinde çok konuşulacak bir roman. Demirtaş'ın edebi dili de hayli akıcılaşmış ve yerli yerine oturmuş.
Ve şu: açık alanda siyaset yapmasın diye mahpus damına tıktığınız muhalif kimlikten bu kez muhalif ve nitelikli bir edebiyatçı çıktı mı karşınıza! Hem de peşpeşe gelen dört kitabıyla neredeyse bir milyona yakın kitabının evlere, işyerlerine girmesiyle...
İki öykü ve iki romanla artık bir edebi külliyat da oluşuyor Demirtaş'ın ajandasında.
"Dar yer"e düşmüş olmanın keyfi olmaz! Ama dar yeri muktedirlere inat umut yeri, üretim yeri yapmak her daim mümkün tabii ki...
Boşuna dememiş Namık Kemâl: "Ne efsunkâr imişsin, ey didarı hürriyet..."







