Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

9 Eylül 2021

Öykü

Bir Dilim Yanmış Kek

Nuray Elçin

Paylaş

3

0


“Nasıl oluyor da insanı mesut eden bir şey aynı zamanda felaketinin de kaynağı oluyor.”

Genç Werther'in Acıları, Johann Wolfgang Von Goethe

Sen gittikten sonra üç gün yemek yemedim, boğazımdan geçen ilk lokmada boğulacağımı sandım. Yedi gün hiç uyumadım, gözlerimi kapattığımda karşımda gördüğüm surete tahammülüm yoktu. Kırk gün ağladım, en sonunda yaşlar içime mi, dışıma mı akıyor anlamayacak hale geldim; ağlamayı da o zaman bıraktım.

Şimdi orta yaşını çoktan geçmiş, yüzü de bedeni de yaşadığı hayat gibi eskimiş bir kadın olduğuma bakma, sen gittiğinde küçük bir kız çocuğuydum. Çocuklukla gençlik arasında sıkışmış, hangi tarafa geçse oraya yabancı tuhaf bir yaştı. Gidişinle, görünmeyen bir el hızlıca alıp yetişkinliğe bıraktı beni. Çocuk olmanın bana kalan birkaç yılını da ardımda bırakıp büyüdüm sayende. Kızdığımı düşünme sakın, ben sana olanları anlatıyorum.  Kırk birinci gün aynada kendimi gördüğümde sana ne kadar çok benzediğimi fark ettim. Fiziksel benzerlik değil bahsettiğim, çok iyi bildiğin gibi senin o dillere destan güzelliğinden nasibini alamamış çirkin ördek yavrusuydum. Bu konuda biraz kızgın olduğumu söyleyebilirim sanırım. Zira benden esirgediğin güzelliğin ve miras bıraktığın terk edişin yüzünden gönül işlerinde pek başarılı olduğumu söyleyemem. Neyse konumuz bu değildi. Aynada gördüğüm yalnız, kimsesiz ve üzgün halim senin aynındı. O gün, gidişinin bununla bir ilgisi olabileceğini ve seni affedebileceğimi ilk kez düşündüm. İnsan aynaya baktığında kendisini o halde görüyorsa gidebilirdi ama ben gitmedim. Bu noktada ayrıldı seninle olan benzerliğimiz ve ben gidemediğim için seni affetmekten de vazgeçtim.

O günü kâbuslarımda her gece tekrar tekrar yaşadım. Bazen elinden tutup gitme diye yalvardım. Bazen arkandan geldim, beni de götür diye eteğine yapıştım. Bazen hiçbir şey yapmadan gidişini izledim. Ne olsaydı gitmezdi diye aklımdan geçen her şeyi, her gece rüyalarımda yaşadım ama sen her seferinde gittin, hem de tek bir söz söylemeden. Ne olursa olsun bir gün gidecektin; uyandığım her sabah bunu yavaş yavaş kabul ettim.

Okuldan geldiğimizde açılmayan kapıyla başladı her şey. Oysa o kapı hep açılmıştı. Çarşıya, pazara gitsen çoktan dönmüştün. Komşuların kapıları tek tek çalındı, yoktun. Boynunda beslenme çantası asılı, üzerinde toz içinde kalmış siyah önlüğüyle elimden tutan kardeşimle kapı duvar bekledik öylece. Kendisi zaten küçük olan bir çocuğun daha küçük bir çocuğu her şeyin yolunda olduğuna inandırması ne kadar zor biliyor musun? Ben o çaresizliği de biliyorum. İlk başta öldüğünü sandım. Korkarak, kalbimin dışarıdan duyulabilecek kadar güçlü gümbürtüsüyle, o yaşıma kadar duyduğum bütün ölüm çeşitlerini geçirdim zihnimden. Camları silerken düştü mü dedim. Dışarı çıkıp sokakta ölü bir kadın görmeyince bu ihtimali hemen eledim. Yangın çıkmamıştı, eve hırsız girmemişti. Dışarıdan bakıldığında her şey normaldi, bu yüzden evde yalnız ve kimsesiz öldüğünü düşündüm. Ya banyoda ayağın kaymıştı ya da zehirlenmiştin. Başına bir şey gelmişti ve bu sırada yalnızdın, korkmuşsundur diye düşünüp o an bir tek bunun için üzülmüştüm. Birkaç saat geçip sen hala ortada olmayınca komşular babama haber verdiler. Babamın eve nasıl geldiğini, gelirken yolda kaç kaza atlattığını, dükkânı açık bırakıp geldiği için kasadaki bütün parasının çalındığını hep sonradan öğrendim.  Merdivenleri nefes nefese çıkışını, gözlerindeki korkuyu görseydin belki gitmezdin, ya da yine de giderdin, ne bileyim.

Babam kapıyı açınca bizi hemen içeri almadı, o da başına bir şey geldiğini sanmış olacak ki görmemizi istemedi. Ev her gün okuldan geldiğimizde nasılsa öyleydi. Tertemiz, düzenli, içinde hala senin kokun olan ama senin olmadığın bir ev. Her an bir odadan çıkıp zili duymadım, uyuyup kalmışım diyeceksin gibi aynı ev.  Mutfakta üç çeşit yemek, en sevdiklerimiz; köfte, pilav, ezogelin çorba... Gerçekten o akşam bize hazırladığın yemekleri iştahla yiyebileceğimizi mi düşündün? Oysa terk edişinle kirlettiğin mutfakta bir daha köfte, pilav ve ezogelin çorba pişmedi.  Koca bir kâse salata, ben sevmiyorum diye yine soğansız ama yağı, tuzu, limonu yanında; en son eklenecek. Tezgâhın üzerinde kokusu bütün mutfağı saran bir tabak dolusu kakaolu kek… Ama bu seferki, gidişinden birkaç gün önce yanlışlıkla fırın düğmesine değdiğim için yanan kek gibi değildi. O keki dilimlerken nasıl bağırdığını, yanık kokusunu, attığın tokadı, gözyaşlarımın tuzuyla karışan kekin acı tadını bugün bile hatırlıyorum. Belki de o gün karar verdin gitmeye; mutfakta oturup "benim istediğim puf puf kabarmış, tam kararında pişmiş yumuşacık bir kek; elimdeki ise yanmış, sert, tatsız bir dilim kek" dedin kendi kendine, kim bilir?

Her şeyi bu kadar ince düşünmüşken elbette kimse senin bizi terk ettiğini aklına getirmedi. “Başına bir şey gelmiştir” dedi duyduğum bütün sesler. “Bir yere giderken, bir yerden gelirken araba mı çarptı acaba?” dediler. Telefonla hastaneler, karakollar, akrabalar, arkadaşlar arandı. Senin o tertemiz bıraktığın ev o gün çok kirlendi. Meraklı yüzler bakarak kirletti. Endişeli sesler duvarlara çarpa çarpa korkulu izler bıraktı. Telaşlı adımlar ayaklarındaki çamuru, pisliği evin her yerinde gezdirdi. En sonunda, babam bize bıraktığın mektubu bulup “gitmiş” deyince hepsi yok oldu. Bakışlardaki merak yerini o zamanlar henüz bilmediğim ama sonrasında üzerimde hep hissedeceğim acımaya bırakıp gitti. Seslerdeki endişe mırıltılara dönüştü ne dediklerini o zamanlar duyamamıştım ama şimdi en azından tahmin edebiliyorum. Adımlar ise yine telaşlıydı ama bu sefer evden çıkmak içindi. Kimse iki küçük çocuğuyla terk edilmiş bir adamın yanında durmak istemedi o gün ve daha sonra; çünkü söylenecek tek bir söz yoktu. Ne diyeceklerdi? “Başın sağ olsun, geçmiş olsun, boş ver, Allah sabır versin, Allah’ından bulsun! Allah belasını versin…” Yok, herkes sustu. Okulda bizi gördükçe, evden çıkarken, eve girerken, bayramlarda başımızı okşarken sustu herkes; gidişinle bize sonsuz bir sessizlik bırakmıştın.

Babam, kardeşim ve ben baş başa kaldık. Saatlerdir elimi bırakmayan kardeşim ne olduğunu anlamaya çalışıyordu. Nasıl korkmuştu bir görseydin belki gitmezdin ya da yine de giderdin. “Acıktım” dedi sessizce, zor duydum. Acıkmış olmaktan utanmıştı. Odasına götürdüm üzerini değiştirdim. Elini yüzünü yıkadım. Mutfakta senin hazırlayıp bıraktığın soğumuş yemeklerin karşısında, ona hazırladığım ekmek arası peynir ve domatesi hızlıca yedi. Onu yatağına yatırıp uyuttuktan sonra babamın yanına gittim. Mektup elinde, başı önünde yatağın üzerinde oturup kalmıştı. Beni görünce başını kaldırıp, kim bilir kaçıncı kez söylediği cümleyi bir kez daha söyledi. “Anneniz gitmiş.” Karısı tarafından terk edilen bir adama babanız bile olsa “neden gitmiş, nereye gitmiş?” diye sorulamayacağını o gün kendi kendime öğrendim. Sormadım. Ekmek arası peynir ve domatesin aynısını babama da hazırladım. Yatağın yanında duran, üzerinde senin çocukluğundan kalan küçük kar küresinin durduğu komodinin üzerine bıraktım. Yemeyeceğini bile bile sabah akşam bıraktım. Ekmekler kurudu, peyniri koktu, domatesi çürüdü. Babam da benim gibi üç gün hiçbir şey yemedi, üç gün o odadan çıkmadı. Çıktığında ise artık başka bir adamdı.

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Ezgi Polat: "Susarak anlaşabilmek ilet..Semih Gümüş
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

A. Arvanitis

29 Ağustos 2025

Çalışma Ortamında Yaşanan Tükenmişlik ..

Bireylerin zihinsel olarak aşırı yorgun olduğu durumlarda toplumsal planda yaşanan adaletsizlikler kişileri aşırı uçlara sürükleyebiliyor.26 Yaşındaki Ivy League mezunu Luigi Mangione, United Healthcare CEO’su Brian Thompson’ı öldürmek..

Devamı..

Sipariş Yazı

Mehveş Bingöllü

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024