Deborah’ın hikâyesi, hem bireysel hem de kültürel planda kimlik arayışının bir temsili.
“Bizim zamanımızda” diye başlayan cümleler kurmaya başlamak için henüz erken. Fakat şimdi fark ediyorum ki, henüz 20 yıl önce bile akran zorbalıkları bugün anlatılan korkunç hikâyelerle kıyaslandığında --dilim varmasa da diyeceğim-- hafif kalıyor. İlk, orta ve lise yıllarımda genellikle tek arkadaşı olan çocuklardandım. En yakın arkadaşımla küstüğüm için lise değiştirmiş, okula gitmeyi ancak bu şekilde kabul edebilmiştim. Aksi halde okulu bırakmaya kararlıydım. Adımın Adalet olması, kızıl saçlarım, yamuk dişlerim, sessizliğim ve sıranın altında gizlice okumaya çalıştığım kitaplar her zaman sorun olmuştu. Hiçbir zaman çok çalışkan bir öğrenci olmadım; geçecek kadar not bana yetiyordu. Onca okul yıllarından geriye, adını ve soyadını hatırladığım tek bir kişi kaldı. O zamanlar dünyamızın ne kadar küçük, kırgınlıklarımızın ne kadar büyük olduğunu fark etmiyorduk bile.
Sonra İstanbul’a geldim. Şimdi geriye dönüp bakıyorum; 18 yıldır hayatımdan çıkmayan arkadaşlarım var. Onlara sadece "arkadaş" dememe bile kızan, her zaman yanımda olan insanlarla çevriliyim.

Bütün bunları yine bir romanla hatırladım, ama bu sefer bir çizgi romanla. Deb J. J. Lee’nin yazıp çizdiği Arafta, yeni kurulan Yuzu Kitap tarafından Tolga Yozcu çevirisiyle yayımlandı. Deb J. J. Lee, Koreli genç bir illüstratör. Hakkında internette pek çok bilgi ve çizim bulabilirsiniz. Hayran kalmamak elde değil ama bu keşfi size bırakıyorum.
Arafta, sanatçının kendi hikâyesinden yola çıkarak hazırladığı bir çizgi roman. Lee, bu kitabı 2018 yılında düşünmeye ve tasarlamaya başlamış. "Hayatımın yaklaşık beşte biri bu çizgi roman üzerinde çalışarak geçti," diyor. Hayatının kökten değiştiği bir dönemi ele almış ve o zamandan aklında kalan her olayı, her konuşmayı, her fikri yeniden değerlendirmiş. Pek çok meseleyi kendince törpüleyerek bu çizgi romanı oluşturmuş. Kitabın sonunda ise bu eserin ortaya çıkışını ve o dönemden bugüne kadar hayatında nelerin değiştiğini anlatmış.
Kitap, göçmen bir ailede büyüyen, kimlik karmaşası ve aidiyet sorunları yaşayan bir gencin hikâyesini konu alıyor. Kahramanımız Deborah, okulda yaşadığı zorluklardan, dil bariyerlerinden ve iki kültür arasında sıkışmış hissetmenin verdiği yalnızlıktan bahsediyor. Hayatını, ailesiyle olan karmaşık ilişkisi ve bu ilişkide yaşanan iletişim kopuklukları şekillendiriyor. Lee, bu zorlukları sade, etkili bir dille ve resimlerle destekleyerek sunuyor.
Deborah’ın aidiyet arayışı ve kimlik mücadelesi hem Kore kültürüne hem de Amerikan kültürüne tam anlamıyla ait olamamak gibi karmaşık bir meseleyi ele alıyor. Okul hayatında "farklı" olarak algılanması, Kore kökenine dair gelenekler ile Amerikan toplumu arasında bir denge bulma çabası Deborah'ın duygusal dünyasını derinleştiriyor. Annesinin akademik başarı için üzerinde kurduğu baskı Deborah’ın yaşadığı yabancılaşma tecrübesinin bir başka cüzü.
Deborah, Amerikan okulunda diğer öğrencilerle arasındaki kültürel farklar nedeniyle yalnız hissetse de, kendi yolunu bulmak için uğraşıyor. Orkestra gibi sosyal gruplara katılmasına rağmen kendini bu grupların bir parçası hissetmekte zorlanıyor. Yine de bu deneme yanılmalarla kendi benliğini bulma yolunda önemli adımlar atıyor.
Kitap boyunca kullanılan illüstrasyonlar, Deborah’ın duygusal durumunu ve yaşadığı içsel çatışmaları çok iyi yansıtıyor. Çizimlerin sadeliği, anlatının duygusal yoğunluğunu daha da vurguluyor. Lee’nin çizimleri, duygusal yükün altını çizen ve hikâyeyi derinleştiren bir araç olarak karşımıza çıkıyor. Özellikle Deborah’ın kendini diğer insanlara benzetmeye çalıştığı sahneler, onun aidiyet arayışını ve yetersizlik hissini etkileyici bir biçimde ortaya çıkarıyor.
Deborah’ın hikâyesi, hem bireysel hem de kültürel planda kimlik arayışının bir temsili. Ailesinin beklentileri ve toplumsal baskılar arasında sıkışmışken, tutkularını ve isteklerini keşfetmeye çalışıyor. Özellikle resim yapma ve sanatsal ifade arayışları, onun kendini bulma sürecinde önemli bir yer tutuyor. Bunca çaba boşa gidecek değil elbette. Nasıl bir ödülü olduğunu bulmayı da size bırakıyorum.
Arafta, göçmen çocuklarının yaşadığı kimlik karmaşasını ve bu karmaşanın duygusal etkilerini oldukça çarpıcı bir şekilde ele alıyor. Kendi yolunu bulmak, kendini ifade etmek için cesaret göstermek kolay değil, ama bir de olunca... Deb J. J. Lee işte o umuda giden yolu çiziyor ve anlatıyor.






