“Bir şiirdir Orhan Veli, en güzel şiirleri içerisinde barındıran."
Kalıpları yıkmak zor. Hele ki eski zamanda ve 1500 yıllık süregelen bir anlayışı… İşte bunu başarır Orhan Veli. Türk şiirinde adeta yeni bir çağ açar.
Kusuruma bakmayınız ben de direkt girdim konuya. Dilerseniz baştan başlayalım ve Orhan Veli’nin klasik ama edebiyatta çığır açan hayatına bakalım.
1914 yılında hayat serüvenine İstanbul’da başlar Orhan Veli. 1 yaşında da hayvanların en küçük familyalarından olan kurbağalardan korkar. Çocukluğu Beykoz, Beşiktaş ve Cihangir'de geçer. Mütareke sırasında Anafartalar İlkokulu'nun ana sınıfına gider. Bir sene sonra ise bu okuldan alınarak Galatasaray Lisesi'ne yatılı olarak verilir. Fakat burada çok kalmaz, 1925'te dördüncü sınıfı tamamladığında babasının isteği ile Galatasaray Lisesi'nden ayrılarak annesiyle birlikte Ankara'ya taşınır. Orada, Gazi İlkokulu'na yazılır, ardından da Ankara Erkek Lisesi'ne yatılı girer. Çocukluğunda sürekli okul değiştirmesi elbette Orhan Veli’yi olumsuz etkiler. 9 yaşında okumaya başlar. Çok çok okumaya başlar. Yazmaya hevesli olduğu bellidir Orhan Veli’nin. Zaten 10 yaşında da bir şeyler yazmaya, yazdıkları da aynı zamanda hayatına yön vermeye başlar.
Orhan Veli, çocukluğunda bazı hastalıklar ve tehlikeler de yaşar. Örneğin, beş yaşında yanma tehlikesi geçirmiş ve bir süre tedavi görür. Dokuz yaşında kızamık, on yedi yaşında ise kızıl hastalığına tutulur. Tabi, bu süreçte de hayatını en büyük tanışması olur. 13’ünde Oktay Rıfat'la ,15’inde Melih Cevdet'le tanışır. Lisenin ilk yılında edebiyat öğretmeni Ahmet Hamdi Tanpınar'dır. Tanpınar, öğretmeni olduğu sürece Orhan Veli’ye öğütler verir ve onu yönlendirir. Şair, lise döneminde arkadaşları Oktay Rıfat ve Melih Cevdet’le “Sesimiz” isimli bir dergi çıkarır. Yine lise yıllarında tiyatro yarışmalarına katılır hatta bazı oyunları Türkçeye çevirir. O zamana kadar her şey güllük gülistanlık olmasa da güzel gider şairimizin hayatında.
Herkes bir sendeler gençlik yıllarında, sorumluluklarını boşlar. Hayatın büyülü ışıkları Veli'nin de gözlerini kamaştırır. 18’inde alkole başlar. Sonunda kaçınılmaz son olarak da hayatın sillesinden nasibine düşeni alır ve 20’li yaşlarda sefaleti tadar. Daha sonra tam toparlandım derken 25 yaşında yine bir kaza atlatır. Bu olaydan sonra da tamamen silkinir. Daha sıkı sarılır hayatına. Tekrardan yazmaya döner. Yaşadığı dönemden, tanıştığı kişilerden, gittiği okullardan olsa gerek hayatında hep başarılı olur.
Şair, 1932'de liseden mezun olur. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'nin Felsefe bölümüne kaydını yaptırır. 1933 yılında Edebiyat Fakültesi Talebe Cemiyeti başkanı seçilir. 1935 yılına kadar devam ettiği üniversiteyi bitirmeden okuldan ayrılır. İstanbul Üniversitesi'ne giderken bir yandan sürdürdüğü Galatasaray Lisesi'ndeki öğretmen yardımcılığı görevine, okuldan ayrıldıktan sonra bir sene daha devam eder.
Bu süreçte şiirleriyle büyük kitleleri etkiler. Şiirin konuşma dili olması taraftarlarındandır ama konuşma diline şiiri yaklaştıramayınca tam tersini yapar. Şiiri konuşma diline yaklaştırır. Öyle ki bir tabela var Gemlik’e giderken “Gemlik’e giderken denizi göreceksin, sakın şaşırma!” diye. Çoğu insan bilmez onun bir şiir olduğunu. Yine bir şiir var herkesin bildiği ama şairini tanımadığı. Herkesin ağzında sakız gibi, “İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı” diye. Ama yoldan geçen birine sorsanız muhtemelen bilmez şairinin Orhan Veli olduğunu.
Bir gün Ankara'da belediyenin kazdığı bir çukura düşer ve başından hafifçe yaralanır Orhan Veli. Pek önemsemez bu kazayı ve İstanbul’a geri döner. Bir arkadaşının evinde öğle yemeği yerken fenalık geçiren şair hastaneye kaldırılır. Beynindeki damar çatlaması yüzünden başlayan rahatsızlığın sebebini doktor anlamaz ve Orhan Veli’ye alkol zehirlenmesi tedavisi uygular. Beyin kanaması geçirdiği ancak sonradan anlaşılır. Aynı akşam sekizde komaya giren şair gece komadan çıkamayarak Cerrahpaşa Hastanesi'nde hayata veda eder. Yaşamına yakışır bir cenaze töreniyle de Aşiyan mezarlığına defnedilir.
Kardeşi Adnan Veli Kanık, daha sonra otopsi sonrası dikişleri iyi yapılmadığından tabutu taşırken bazı insanların eline kan bulaştığını söyler. Bu olayın üzerine de Orhan Veli’nin yakın arkadaşlarından Halim Şefik, Otopsi şiiriyle tepkisini dile getirir.






