Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

8 Nisan 2017

Edebiyat

En Sevdiğiniz Roman Karakteri Gerçek Olsa, Onunla Ne Yapmak İsterdiniz?

Denis Gürcü

Paylaş

14

0


The Gurdian ve Durham Üniversitesi tarafından yapılan okuma deneyimiyle ilgili araştırmaya göre, okuma alışkanlığı yüksek bireyler, okudukları romanlardaki karakterlerle gerçekçi bağlar kurabiliyor. 1.500 katılımcıyla gerçekleşen araştırmada, birçok okur roman karakterlerinin seslerini zihinlerinde canlandırdıklarıno, roman bittikten sonra bile zihinlerinde yer etmeye devam ettiğini ve gerçek yaşamlarına sızdığını söylüyor. Aslında bu, okuduğu romanın derinliklerinde kaybolan birçok edebiyat tutkunun başına gelmiştir. En sevdiğiniz roman karakterinin gerçek olmasını dilemek, ya da kitap bittiğinde onu özleyecek kadar bir bağ kurmak. Belki sizin de Gregor Samsa’nın derdini dinlemeyi, Zebercet’in iç dünyasını öğrenmeyi ya da Martin Eden’le sohbet etmeyi hayal ettiğiniz olmuştur. Biz de bu araştırmadan yola çıkarak kitapları hayatının vazgeçilmez bir parçası haline getirmiş okurlara, zihinlerinde böyle bir yer etmiş roman karakterlerini sorduk: En sevdiğiniz roman karakteri gerçek olsa, onunla ne yapmak isterdiniz? Bu yaratıcı metinleri okuduktan sonra sizin de en sevdiğiniz roman karakteriyle kitabın içinde bir yolculuk planını ya da onu oradan çıkarıp gerçek dünyada gezdirme fikri aklınıza geldiyse, bize yazın! İvan İlyiç Oblomov – Oblomov (İvan Aleksandroviç Gonçarov) Özcan Yılmaz “Oblomov ile çay içerken kendimi hayal ediyorum. Yanında gofret, benimki hindistan cevizli. Önümüzdeki karanlık ekrana bakıyoruz. Her şeyin fişini çektik, üzerimizde battaniye uyukluyoruz. Dünyada ikimizden başkası olduğuna dair tek kanıt salonda bir ileri bir geri dolanan Zahar. Çok uzaklardan sürekli meşgul bir kalabalığın sesi zayıflayarak kulağımıza geliyor. Rahatsız oluyorum, o da benimle aynı fikirde, kalkıp pencereyi kapatıyorum. Sessizlik diye buna derim. Gözlerini ekrandan ayırmadan gülümsüyor.” Sinek Isırıklarının Müellifi – Cemil (Barış Bıçakçı) Hektor Vartanyan “Benim hayatımın başkarakterlerinden biri Cemil. Sinek Isırıklarının Müellifi'nin Cemil'i. Onu duymakla kalmıyor görüyorum da. Toplu konut boğuculuğundan mutfağındaki küçük dünyasına, reçel kavanozlarına her kaçtığında orada onu bekliyorum. Üst kattakiler duş aldıklarında, banyonun tavan döşemesinin arasına yerleştirdiği gazete kâğıdına damlayan damlaların sinir bozucu seslerine dişlerimi gıcırdatıyorum. Cemil'le birlikte merdivenlere koşuyorum. Üst dairenin kapısını acele acele tıklatıyoruz. Kadın çekinerek açıyor. O an orada olmayan ama Cemil'in deyimiyle yabancı bir adam ve bir kadın bir araya geldiğinde orada olmasa da mutlaka orada olan üçüncü erkeği selamlıyorum başımla. Sonra ağzımı açıyorum ama Cemil'in cümleleri dökülüyor ağzımdan: "Bundan sonra banyonun zeminine su dökmeyin. Tek bir damla bile dökmeyin. Hep birlikte kuruyup gidelim!" Aynı hışımla merdivenleri inip yeniden mutfağımıza dönüyorum Cemil'le. Müzik çalara Ezginin Günlüğü'nün Bahçedeki Sandal albümünü koyup sakinleştirmeye çalışıyorum onu, beni, kavanozları ve mutfağı yapan her şeyi.” [caption id="attachment_27931" align="aligncenter" width="800"] Hermann Broch[/caption] Vergilius – Vergilius'un Ölümü (Hermann Broch) Fazlı Boluğur “Hayatın içinde sıkça rastlıyorum Vergilius'a. Ben çağırana kadar nasıl böylesine sessiz oturuyor bilmiyorum. Birlikte interneti inceliyoruz. Paylaşılanları okurken bana bakıp müstehzi gülüşlerinden birini yapıyor: Gördün mü ne kadar haklıymışım, sadece yalan, ünün ta kendisi, yoksa bilgi değil. Bugün bunun kanıtı gibi. Bir gölge düşüyor yüzüne, edebiyat olmasa sığınacak çok az yer kalmış yalanların karşısında, diyor. İktidarlara yaranmaya çalışan yazarların sayfalarını takip ediyor. Belki de, yakmalıydım Aeneis'i hiçbir gücün önünde eğilmeden, örnek olurdu şimdikilere. Gerçek sanat, yalana karşı galebe çalacaktır Vergilius, hiçbir güç kelimeleri alt edemez, derken, interneti kapatıyorum. Karşısındaki koltuğa ayaklarımı uzatarak oturuyorum: Söylesene Vergilius, ölümsüzlük boyun eğmemekte saklı olabilir mi?” [caption id="attachment_27927" align="aligncenter" width="800"] Metin Eloğlu, Muzaffer Buyrukçu, Ara Güler[/caption] İsimsiz Başkarakter – Gurbet Elde Her Akşam (Metin Eloğlu)  Erkmen Özbıçakçı “Ben daha ziyade şiirleriyle tanıdığımız Metin Eloğlu’nun farklı isimlerle yayımlanmış öykülerinin derlendiği İstanbullu kitabındaki "Gurbet Elde Her Akşam" öyküsündeki isimsiz başkarakterin hapishaneden arkadaşı olmayı isterdim. Özgürlük günlerinde bir takı masasında oturalım. Masayı İstanbullu dostu Saadet kursun, sofrada istirongolos tava olsun. Dostumun, dilberi Saadet’in küpelerini rehin koyup satın almayı hayal ettiği, mantara bağladığı rakı şişeleri, pareketlarla süslediği, Yenikapı önlerindeki üç arşınlık denize karşı içtikçe eski belalı günleri analım. Saadet gelsin, yosunlarda besledikleri karidesleri sürsün önümüze. Hapishane arkadaşımız İdris’in çizdiği açık saçık resimlerden laf açılsın, ben utanaym, Saadet kızsın sevdiğine ben utandıkça. Vakitlice kalkayım, o güzelim denizi özleyeyim.” C. – Aylak Adam (Yusuf Atılgan) Soner Sezer “Ben "Aylak Adam" C. ile Beyoğlu'nda sinemaya gitmek, saat dört buçuğa beş kala da "sinemadan çıkmış insan" olmak isterdim. O, eve gidip okumayı düşünürken kolundan çekiştirip "Gel yahu, iki kadeh bir şey içelim şurada, ev de kitabın da kaçmaz, merak etme!" demek isterdim sonra. Oturur oturmaz ıslak montumu çıkarıp tahta sandalyenin arkasına asarken, "Ne yaptın? Buldun mu "o" aradığını?" diye sormak da isterdim elbet. Gece boyu içip dertleşsek, gece yarısı da meyhaneden çıkıp yalpalayarak yağmur altındaki İstiklal Caddesi'nde yürüsek fena mı olurdu yani?” Henry Chinaski – Factotum (Charles Bukowski) Özgür Yılmaz  “Okuduğum romanlar arasında beni en çok yoksulluklar içinde yazar olma mücadelelerinin verildiği kitaplar etkilemiştir. Romanın bu başkarakterlerinin – aslında yazarın ta kendisinin – nice zorluklar yaşayarak yazma çabaları kendimi ya onların yerine koyma ya da onlar gibi yazma savaşı veren çok yakın arkadaşları olma hayalleri kurmama sebep olmuştur. Örneğin Bukowski’nin Factotum romanında Henry Chinaski’nin en yakın arkadaşı olarak onunla Amerika’da bir kentten başka bir kente giderek, ucuz pansiyon odalarında yaşamak istemişimdir. Gündüz aynı işyerinde çalışıp akşam pansiyon odasında bir süre beraber içip, dertleşmek sonra da daktilolarımızın başına geçip yazılarımızı yazmak.” Anna Karenina – Anna Karenina (Lev Tolstoy) Çiyil Kurtuluş  “Onu nerede bulacağımı biliyordum. Vronsky ile ilk kez karşılaştıkları tren istasyonunda. Anna, kalabalığın arasında bir gölge, şapkasının tülüyle gölgelenmiş yüzü. Beni gördüğüne hiç şaşırmazdı, ama acele etmeliydik, zamanımız kısıtlı, ancak birer bardak votka içecek kadar. Yakından görmek, bir kez olsun gözlerinin içine bakabilmek yeterdi bana. Yazarın bile bilmediği, Anna’nın benim için sakladığı bir sır, bir tebessüm, o her neyse, yalnız ikimizin bildiği. Hesabı ödetmezdim ona. Peronda, en uçta yan yana dururken elini sımsıkı tutardım. Yüzümüzü trenin rüzgârına verip gözlerimizi yumardık. Son vagon da önümüzden geçene dek. Ne zaman raylara uçmuş güzelim şapkası, topuzu çözülmüş. Ama biliyordum elbet, mıhlandığımız yerde, yepyeni bir şapka seçmek için onu asla ikna edemezdim. Korkarım o da beni, çünkü tek bir gerçek vardı. Anna’nın yazgısı.” Sefiller – Jean Valjean ve Javert (Victor Hugo) Zehra Süer  “1840’larda yazılmış Sefiller’in başoyuncuları eski mahkûm, yeni saygın iş adamı Jean Valjean ve onu büyük bir adalet bilinci ile yakalamaya çalışan polis müdürü Javert’la karşılıklı oturup sohbet etmek isterdim. Hugo’nun kendilerine biçtiği kimliklerini eleştirmelerini isterdim. Güzel bir Fransız şarabı eşliğinde ‘ahlak, suç ve adalet’ kavramları üzerine bir sorgulama ya da sohbet yapalım isterdim.” Winston Smith – Bin Dokuz Yüz Seksen Dört (George Orwell) Pınar K. Üretmen “Kestane Ağacı Kahvesi’nin köşesinde oturmuş beni bekliyordu. Bin Dokuz Yüz Seksen Dört yılının son günleri, soğuk, nemli bir akşamüzeri. Rüyamda bana, Seninle gözlerin olmadığı yerde buluşalım, demişti. Winston’ın sesi miydi, bilmiyorum, emin değilim ama içimden bir şey, Git ve bul onu, dedi. Beni burada bekleyeceğini biliyordum. Boş bakışlarını yüzüme çevirdi. Vakit dar, gözetleyen gözler her an belirebilir, acele etmeli. Neden Winston, diye sordum, Neden vazgeçtin insan kalmaktan, sevmekten, kendine inanmaktan? Bir ışık belirdi sanki bakışlarında. Fareler, dedi, Fareler yüzünden. Onlardan vücudumu koruduğumu zannetmiştim, meğer benim insanlığımı kemiriyorlarmış usul usul, üfleyerek, soğuk nefesleri nedeniyle hissettirmeden. Korkuma yenildim ben. Gözleri yaşardı. Sonra boş bakışları cin bardağına takıldı. Gözlerinde hayat yoktu artık, ışık yoktu. Evet, burası gözlerin olmadığı yerdi, eminim. Fareler ışığı da kemirmişti.” Marco Polo – Görünmez Kentler (Italo Calvino) Gönül Ocak “Gölgesi gibi takip ettiğim Marco Polo artık serüvenlerine son verme kararı aldığında bir cesaretle yanına yaklaşıp, Benim de bildiğim bir şehir var, emin ol şimdiye kadar gördüklerin kadar farklı bir yer, orayı da ben sana gezdireyim, dedim, 'Hayır, gidemem artık, orayı da sen anlat.' dedi. Deniz kıyısında, dağların yamaçlarına kurulmuştu Kristelya. Gece yanaşırsan bu kente, tam anlamıyla bir yanılsama yaşarsın. Karanlığın içinde gökyüzünün yere yakın bir uzantısıdır sanki, kocaman yıldızların yanıp söndüğü. Gündüz ise bakamazsın o tarafa, gözün kamaşır küçük bir güneşin oturduğunu sanırsın. Yüzlerce tepelerden oluşan, her tepenin arkasında yapılmış, birbirini doğrudan görmeyen, yeşilliklerin arasında kıvrıla kıvrıla dönen sokakların ulaştırdığı, bir görünüp bir kaybolan üçgen şeklinde ama en az üç, beş, yediden fazla yüzleri olan, her bir yüzün içinde ki nesneleri değil de yaşayanların kişiliğini yansıtan, kristal evlerden oluşur. Bu evlere girenler, cenneti de cehennemi de seçerek girer. Derler ki; bu şehir adını, kendi iç bütünlüğünü yansıtmasından almıştır, ikiyüzlü ev göremezsiniz. Kristelya'ya gelenlerin gözleri en çok da bu yüzden kamaşır.”
YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Leonardo Da Vinci'nin Gizemi • Belgese..Oggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Serkan Parlak

25 Aralık 2024

Gönül Ocak: "Öykülerin yazan kişide sa..

Öykülerim, bireyin iç dünyasıyla evrensel sorunlar arasındaki bağlantıyı keşfetmeyi amaçlıyor.Gönül Ocak ile Metinlerarası Kitap tarafından yayımlanan ilk öykü kitabı Dünün Geleceği Yok hakkında konuştuk.Serkan..

Devamı..

Mağriplinin Son İç Çekişi

Erhan Sunar

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024