Bu Bedene Bu Memeler Bu Sesler-2
Tüm bunlar çok saçma. Böyle olacağını tahmin edemezdim. Edemezdik. Kaç kişi annesini banyoda ölü bulur ki? Ben buldum.
Annem hep dikkat çeken bir kadındı. Her zaman öyleydi. Bunu ilk anasınıfından çıkıp anneme koşarken fark ettim. Kapıdaki diğer anneler annemi süzüyorlardı. Üstelik bu o kadar çok belli oluyordu ki dayanamayıp anneme, neden öyle baktıklarını, sordum. “Kimileri dünyaya bakmaya, kimileri de bakılmaya gelir, aldırma,” dedi. Hiçbir şey anlamadım. Çoğu zaman anlamazdım zaten fakat şikâyetçi olmadığını, aksine bu bakışların onu mutlu ettiğini hissettim. Ben de ona çekmişim. Bakımlı bir kadının saçlarına su dalgası yaparken elektrik kaçağından ölmesi belki de normaldir. Yaşadığı gibi öldü. Acaba acı çekti mi? Çekmiş olmalı. Hak ediyor muydu emin değilim. Ama ona yakışan bir ölüm olduğu kesin.
Onu benim bulmam ise tanrının bir işareti olabilir. “Bak Tuba senin de sonun böyle olacak.” Tanrının sesi banyodaki ilk şaşkınlığımdan, çığlığımdan hemen sonra yankılandı. Sustum. O tanrıydı, sesi benimkinden daha gürdü. Sonrasında birçok kez duydum sesini. Annem yerini tanrıya bırakmıştı. Belki de annem bir tanrıçaydı. Kim bilir? Ben bilmiyorum.
Küçüklüğümden beri annemin uyarıları omuzlarımı dikleştirip belimi inceltti, kalçalarımı çıkık ve yusyuvarlak hale getirdi. Bir sesin tüm bunlara gücü yeter mi demeyin. Yeter. Yetti. On iki yaşında kaşlarımın arasını, bıyıklarımı, kollarımdaki ve bacaklarımdaki tüyleri aldırmıştı. Ortaokuldaki tüm kızlardan biraz daha büyük duruyordum artık. Birdenbire büyüdüm. Onlar da regl olmuştu, kızlar tuvaletinde hep bu mevzu konuşulurdu. Ama hiçbiri benim kadar tüysüz değildi. Onlara çok güzel geliyordum, bunu bana defalarca söylediler. Ben ise kendimi bir ucube olarak görüyordum. Tüysüz, zarif bir ucube. Yüzme ve bale dersleri sayesinde vücudum giderek dikkat çeken bir hal almıştı. Gözlerin üzerimde olmasına küçük yaşlarda alıştım. Dikkat çekmek insanı mutlu etmiyordu. En azından bazılarımızı... Ben annem gibi değildim. Bunu mutsuzluğun derinliğine batarken fark ettim.
Mutluluğu tarif etmek zor. Ama mutlu olup olmadığını sorguluyorsan mutsuzsun demektir. Ben hep sorguladım. Âşık olduğum adamlar yanıma yaklaşamadıklarında daha çok sorguladım. Dikkat çekici olmam onları itmekten başka hiçbir işe yaramadı. Arkadaşlarım zaten kıskançlık batağından çıkıp da beni sevemediler. Halbuki bu kıskançlık karşılıklıydı. Onları deli gibi kıskanırdım. Kocaman gülümseyişlerini, kusurlu buldukları bedenlerinden fışkıran özgüvenlerini, sevilmekten şüphe duymamalarını hep kıskandım.
İş dünyasında da işler farklı ilerlemedi. Zeki ve çalışkan bir kadınım. Ancak güzelliğim bunu da gölgeledi. Sanki bulunduğum konuma gelmek için bacaklarımı veya memelerimi kullanmış olmam, çalışkan olmamdan çok daha normalmiş gibi fısıltılar kulağıma kadar geldi. Ne büyük haksızlık. Üstelik en yaralayıcısı da hemcinslerimin buna katkıda bulunması. Hani kız kardeşlik? İş yerindeki şu kız mesela; kilolu ve mutlu olan. Kilo vermek istiyor ve hepimiz ona yardımcı olmaya çalışıyoruz. Hatta ona bir spor salonu bile önerdim, kadınlara özel bir yer. Yüzünden belli belirsiz bir gölge geçti. Gölgeleri iyi yakalarım. Kendi gölgelerimi saklamayı çok erken yaşlarda öğrenmiş biriyim ne de olsa. Kadınlara özel bir spor salonuna gidiyorum, diye ekleyemedim. Erkeklerin o aç bakışlarından uzakta spor yapmak çok daha rahat. Ama o beni yanlış anladı, fark ettim. Biraz da başkaları mutsuz olsun. Yeter. Her istediğini yiyebilen, gülüşü kocaman hemcinslerim de mutsuz olabilir.
Senelerce gözüm hep milletin yediklerinde kaldı. Sonra geçti. Neticede midem küçücük kalmıştı. Artık zorlasam da yiyemiyordum. Annemin istediği bedene kavuşmam hiç kolay olmadı. Fakat ben yine de başka şeyleri de başarmak istedim hep. Annem başarılarımı çok da önemsemedi. Onun için gereksiz çırpınışlardı bunlar. Babam gurur duyardı. Sessiz bir gurur duyuştu bu. “Bırak yesin çocuk. Gelişme çağında o,” dediği anlar kadar sessiz. Sesi biraz fazla çıkarsa annemin zehirli oklarına hedef olabilirdi. Akademik başarı mutluluk getirmezmiş. Mutluluktan kasıt, zengin olmak. Haklı çıktı. Zengin olamadım, mutlu da.
“Eğer yeterince havalı olursan zengin erkeklerin dikkatini çekersin.” Zengin koca. Tek hedefim bu olmalıydı. Ancak öyle sonradan görme bir zenginlik olmamalıydı hedefim. Köklü bir aileye dahil olmalıydım. Çünkü annem olamamıştı. Sıradan bir devlet memurunun karısı. Kaderim ona benzememeliydi. Benzemedi. Her şeye rağmen, bana âşık sıradan bir kocam bile.
Annemden bahsetmişken ilk tacizimi anlatmasam olmaz. Apartmanın üçüncü katındaki merdivenlerde beni duvara yapıştırıp göğsümü sıkmıştı. Sesim çıkmasın diye boşta kalan eliyle ağzımı kapatmıştı. Birinin dış kapıyı açmasıyla korkup koşar adımlarla kaçmıştı. Kaçarken bana göz kırpmayı da ihmal etmemişti. Donup kaldım diye hoşuma gittiğini düşünmüştü mutlaka. Oysa ben dehşete kapılmıştım. Nasıl tepki vereceğimi bilememiştim. Utanmıştım. Onun yerine ben utanmıştım. Koskoca adamdı sonuçta… Anneme anlattığımda “Umarım fazla tepki vermemişsindir,” demişti. Çünkü sadece koskoca değil nüfuzlu da bir adamdı. Zengin bir adamın eşi değil metresi de olabilirdim. Fark etmezdi. Bunu babama söylememem için de iyice tembihlemişti. Onu dinlemek yerine babama anlatsaydım ne olurdu acaba? Bunu senelerce düşündüm. En azından babam bana sarılırdı. Belki teselli etmeye çalışırdı. Fakat gidip o adamın ağzını burnunu kıramazdı. Hesap soramazdı. Neticede babama bu olayı anlatmak sevgi görmemi sağlayabilirdi ama o kadar. Hiçbir şey değişmezdi. Biz annemin gölgesinde mutlu taklidi yapan iki zavallıydık. Sonra babam sessizce geçip gitti hayatımızdan. Kalp krizi. Anjiyo, stent, kalp pili hiçbir umuda yer vermeyecek tek seferde alıp götüren bir kriz. Acı çekmedi diye düşünüyorum. Yeterince çekmişti. Koca bir ömür.
Artık ikisi de yok. Özgürüm sanrım. Arada seslerini ve sessizliklerini duyuyorum bu eski duvarlarda. Zamanla her şeyi değiştireceğim. Ama önce şu elektrik işerini halletmeliyim. Kendisiyle aynı hayatı yaşatmaya çalışan anneme, aynı sonu armağan edemem. Buna hiç niyetim ok. Bugün eve gelen usta, “Endişelenmemi,” söyledi. Tüm elektrik tesisatı elden geçmişti. Usta gider gitmez tanrı bana yeniden seslendi. “Kalk ve bol tereyağlı bir makarna pişir.”






