Hepimiz daha iyi bir dünya düşleyen insanlarız. İçinde bulunduğumuz koşullar ne olursa olsun, yaşadığımız dünyayı güzelleştirmek bizim elimizde. İnsanın binlerce yıldır sürüp gelen uygarlık mücadelesinde insan olmayı, insan kalabilmeyi öğrenmek yaşamın ilk koşulu.
Kuşkusuz tüm edebiyat türleri arasında en fazla düşünen tür denemedir. Söyleyecek sözü olan, anlatacak düşüncesi olan, iletmek istediği mesajı olan yazarların tercih ettikleri bir türdür. Denemenin her konuyu işlemeye elverişli olması, kanıtlama kaygısının olmaması, onun hafif, kolay yazılan, sıradan ve basit bir tür olduğu izlenimini uyandırır. Aksine deneme yazarlığı son derece ciddi bir iştir. Sağlam bir dil, geniş bilgi birikimi, zengin bir yaşam deneyimi gerektirir. Bunlar da yetmez, deneme yazarının kendini sürekli yenilemesi, sağlam bir düşünce yapısına sahip olması gerekir. Yazar bir konuda duygu ve düşüncelerinden söz ederken sanatını da ortaya koymuş olur.
İnsanlar bir deneme metnini niçin okurlar ve ondan ne gibi bir fayda görürler? Bilgi almak için mı? Haz almak için mı? Yoksa bilinmeyeni bilme içgüdüsü müdür? Bizi okumaya iten nedir? Belki de bunların hepsidir, bizi okumalara sürükleyen. Ama nedeni ne olursa olsun, okumaktan vazgeçmeyeceğimiz, okuma eyleminde yaşamımıza bir anlam verecek bir şeyler bulacağımız kesin. Okumanın sayısız ve sonsuz sebepleri var belki ama bizi bir yazarın metninin büyüsüne kaptıran sebeplerin başında yazarın kimliği gelir düşüncesindeyim. Esere çekiciliğini ve anlamını veren yazarın kendisidir. Bu hız çağında insanın boşuna harcayacak zamanı olmadığı bir zamanda, okurun da seçici oluşu kaçınılmaz oluyor. Düşünün saatlerimiz bölünmüş durumda. Randevularımızı bile saniyeli vakitlere göre ayarlıyoruz, üç çeyrek, beş kırkbeş gibi zaman parçacıklarına buluşma saatlerimizi ayarlıyoruz. Öylesine kıymetli oldu zamanımız.
Bir de şu soru çok önemli. Yazar neden bir şeyi anlatmak istemektedir, anlatacağı şeyi nasıl seçmektedir? Ve bu seçtiği konuyu okurun karşısına nasıl getirir? Okura nasıl görünür kılar? Adına yazar dediğimiz kişi ile yazı metni arasında nasıl bir ilişki vardır? Göz önünde bulundurmamız gereken bir özellik de düzyazı olarak bir deneme metni, iyi ele alınmadığı sürece, hem yazarın hem de okurun içinde çok çabuk boğulabileceği bir okyanusa dönüşebilir.
Edebiyat yazıları ve denemeleri ile öne çıkan yazarlarımızdan Hülya Soyşekerci’nin, son kitabı Günışığı Demeti'nde ele aldığı denemelerinde geniş bir kültür evrenine odaklanıyor. Başka bir şekilde ifade etmek gerekirse, dünyaya açılıyor. Bir yandan öznelliğe ve zekâya, öte yandan belli bir edebiyat birikimine ve dünya görüşüne dayanan denemeleriyle öne çıkan, kendini edebiyata adamış bir yazar Hülya Soyşekerci.
Bir yazarın içine girmenin en derin yönteminin yine onun sesini dinlemek, hatta kalbinin derinliklerindeki ezgiyi anlamak olduğunu söylememe gerek yok sanırım. Bir metnin bir sesi olmalı, güçlük çekmeden okur bu sesi işitebilmeli. Hülya Soyşekerci için edebiyat, içinde büyük zenginlik barındırır, edebiyatı insanın varoluşuyla ilişkilendirir. Ona göre edebiyat insanın yaşamı, evreni, doğayı anlamlandırma çabalarından biridir. Bu bağlamda edebiyatı tavır alma, duruş sergileme eylemi olarak değerlendirir. Her yazar gibi diğer kuşakların yapıtlarıyla beslenir ve bu yapıtları kendisine göre yorumlar.
Hülya Soyşekerci’nin denemeleri yaşanan ve ortaya konan çağın düşünce yapısından izler taşır; çevresini eleştirir veya değerlendirir. İçinden çıktığı toplumdan etkilendiği gibi onu da etkiler. Böylece yerelden evrensele uzanır ve çağına tanıklık eder. Bu etkileşimden dolayı Günışığı Demeti'ndeki yazılarında çağımızı, toplumun bir aynasını sunar.
Bir sanat eseri sorular sorduğu, okuru sarstığı ve cesur olduğu sürece derin ve ilginç olur. Bu bağlamda Hülya Soyşekerci’nin denemeleri önem kazanır. Hülya Soyşekerci’nin denemelerini okumak kafanızı karıştırmaz, aksine zihniniz berraklaşır, kavramlar yerli yerine oturur, hayatla edebiyatın iç içe olduğunu fark etmeye başlarsınız. Ve bunu yaparken bilgi birikimini teşhir etmeyi amaçlamaz. Sizi küçümseyen, görüşlerinize kapıları kapatan, ben bilirim baskıcı yöntemi ile yapmaz. Her şeyden önce onun için sanat ödünsüz bir yaşama biçimidir. Kendi yaratıcı gücüyle, ödünsüz sanatçı duyarlılığıyla kalemini oynatır.
H. Soyşekerci denemelerinde süsten, gösterişten, özentiden, yapmacıktan sıyrılarak yalın ve açık bir dil kullanmayı tercih eder. Okurlarıyla doğrudan iletişim kurmayı sevdiği için onlara sade bir dille hitap eder. Konuları arasında o dönemde yaşanmış olan güncel olaylar bulunur. Toplumsal değişimler, o dönemin kültürü ve yaşantısı hakkında bilgiler verir. 2011 yıllında gerçekleştirdiği bir yerel tarih çalışması olan Bornova’dan Gün Rengi Sayfalar kitabının son sayfasında tarih bilinci üzerine şöyle tespitlerde bulunuyor:
“Tarih bilinci, yaşanan anın içinde şekillenirken, aynı anda geçmişe ve geleceğe uzanan süreçleri kapsar, bugünün içinden geçmişe ve geleceğe pencereler açar. Bu sonsuz sarmalda ışık ve düşünce hızıyla akan zaman, geçmişi ve geleceği insan bilincini köprü yaparak birbirine bağlar, ileriye doğru sıçramalar yapar; binlerce yıllık kayalarda çağıldayarak akan sonsuz bir ırmak gibi. Bornova’da zaman ırmağı bilincimize, duygularımıza seslenerek akmayı sürdürüyor. Güzelim semtindeki bu gizemli akışın çok uzun yıllar, yüzyıllar boyu sürmesini diliyor yüreğim.” (s.72)
Bornova’dan Gün Rengi Sayfalar bir dönem Bornova’da yaşayan insan profilinden kesitler sunması, önemli tarihi olayları konu alması ve sosyal olayları yansıtması bakımından İzmir, Bornova semti için önemli bir kaynak oluşturuyor.
Okuduğu her kitap onu etkiliyor, ama galiba onu en çok etkileyen Leyla Erbil, Tezer Özlü ve Demir Özlü’yü sayabiliriz. Bu yazarların eserleri üzerine yazmak onun için büyük önem taşıyor. Leyla Erbil’in gerçekleri çok özgün bir biçimde vurgulaması, Tezer Özlü’nün içtenliği, Demir Özlü’den ayrıntıya önem vermesi onu etkiledi; küçük bir ayrıntının büyük bir gerçek kadar önemli olduğunu bu okumalarından öğrendi.
Tezer Özlü için yazmak dünya ağrısına çare bulmanın, hata direnmenin bir yoluydu. Bu açıdan yazmak Tezer Ozlü’de bir varoluş biçimine dönüşüyordu. “Neden yazılır?” diye soran Tezer Özlü yanıtını da kendisi veriyordu, ”Dünya acılı olduğu için yazılır. Duygular taşıdığı için yazılır. Başka bir metinde “Neden edebiyat?” cümlesiyle kendini sorgulayan Tezer Özlü, şöyle devam ediyordu sözlerine: “Yeryüzüne dayanabilmek için.”
Tezer Özlü gibi karanlıklarda yol alan bir başka yazar da Bilge Karasu’dur. Gün gelir en karanlık masallar yırtılıverir ve sayfalar arasından gökyüzü görünür insana. Hülya Soyşekerci’ye göre, insan var oldukça umut da var olacaktır. Albert Camus, “edebiyatın olduğu yerde umut vardır”, derken yüreğimizi ışıkla, yazma ve okuma heyecanıyla doldurur. Binlerce çelişkiyi ve acıyı barındırsa da, yine edebiyatla, sanatla bir anlam kazanır bu yeryüzü, bu sonsuz gökyüzü ve bu denizler.
"Olric’e Dair Notlarım" adlı yazısında Oğuz Atay’a olan hayranlığını da şöyle ifade ediyor: “Benim roman kahramanlarım; varlığı epeyce sorunlu ve derin bir karakter olarak Tutunamayanlar’ın sayfalarında yaşayan Olric’tir desem ne dersiniz?” Okura Olric’i şu şekilde tanıtıyor: “Olric, bütünsel bir karakter değil; ruhen kırılıp parçalanan, şizoit bakışla dünyayı yorumlayan ve yine de yaşama tutunmaya çalışan Turgut Özben’in parçalanmış kişiliğinden tezahür eden ayrıksı, sıra dışı, irrasyonel, sanal kimlikli bir roman kahramanıdır. Turgut Özben’e bağımlı bir kişilik parçası olarak Olric, Turgut olmadan var olamaz; onun varoluşunu kuran özne Turgut Özben’dir. Bir anlamda Olric, Turgut Özben’in özündeki öteki benliktir; onun bilinçaltında şekillenen gölge karakterdir. Turgut Özben “persona” ise Olric onun “gölge”sidir. (s.80)
Unutmamak için sanata direnmek yazısında Latife Tekin’in Unutma Bahçesi eserinden etkilendiğini metninin anlamını eserden bazı alıntılarla çoğaltıyor. Olvido’nun dizelerinde şairin, unutuşun kendisini gamlardan kurtarmasını istediğini vurgularken şöyle yorum getiriyor. “Bazen düşünüyorum; kederle gölgeli anılar, bellekten silinip bilinçaltının karanlığına mı düşüyor? Derinlerde karanlığın soluğu mu yankılanıyor? Kara gölgeler, insanın iç çalkantılarında yüzeye çıkıp birer karabasan adası mı oluşturuyor o bilinmez denizlerin içinde? Karabasan adalarında kalmak, ürpertici ve ürkütücü; uykuda bile olsa.” satırlarıyla bazı psikolojik süreçlerin izini sürüyor.
Okurluğun ve “okuryazarlığın” gerilimi denemesinde yazmanın ve okumanın gerilimi üzerine bizleri düşünmeye sevk ediyor. Eserlerdeki gizleri keşfetmenin, iz sürerek metindeki ipuçlarını değerlendirip belirli bir sonuca ulaşma çabasını, yaratıcı okurun oldukça derinden yaşadığı bir gerilim olduğunu söylerken okurun bir eseri okurken yoğun düşünce emeğini göz önüne seriyor. Bir eserin değerini verenin okur olduğunu göstermiş oluyor.
Sosyal medya, edebiyat ve insan ilişkileri yazısı çağımızdaki sosyal medya paylaşımları üzerine. Sosyal paylaşım sitelerinin ülkeler arası sınır tanımayan bir iletişim ağı olan internet üzerinde temellenmesini, paylaşımların ve mesajların aynı anda dünyanın her yerindeki milyonlarca kullanıcıya ulaşmasını mümkün kılmasını, peri masallarındaki kadar mucizevi bir gerçek olarak yorumluyor. Bu görüşünü şöyle bir örnekle açıklıyor. Danimarka Başbakanı’nı sosyal paylaşım sitesi üzerinden “arkadaş” olarak ekleyen köydeki bir ilkokul öğretmeninin, birkaç mesajı sonunda Başbakan’ı okulda konuk edişini, sade vatandaşın sanal ortamda bu denli güç kazanmasını masal mucizesi olarak değerlendirmekte çok da doğru bir tespitte bulunuyor. Ona göre sanat teknolojiden, bilimden uzak tutulamaz. Bu sistemler gibi, sanat da, yaşamı ve insanı anlama, yorumlama, açıklama biçimidir. İç ve dış gerçekliğin anlaşılmasına yardımcı olur. İnsan, sanat aracılığıyla kendini dile getirir, ifade eder; dünyayı tanır, anlar, değiştirir.
Bir varoluş ve duruş biçimi olarak “yazmak” adlı denemesinde edebiyat nedir? Kültürün neresindedir? Edebiyat okura ne söyler? Hayatımızdaki yeri nedir? Neden okuruz? Neden yazarız? gibi sorular etrafında ufkumuzu, anlam dünyamızı genişletmeye, okuru dönüştürmeye amaçlıyor. H. Soyşekerci’ye göre edebiyatın bir diğer yönü de kötülükleri, vicdansızlığı, merhametsizliği, adaletsizliği, çürümüşlüğü ortadan kaldırmak için atılan bir çığlıktır aynı zamanda. Bu denemesinde Sait Faik’in Haritada Bir Nokta adlı öyküsünden yola çıkarak, insanın ve insanlığın türlü zaaflarına, akıl almaz kabalık ve kötülüklerine; bir o kadar şaşırtıcı olarak da insanın onuruna, erdemine, iyilik ve değerbilirliğine dikkat çekiyor. Bu duruma şöyle yorum getiriyor: “Bir çelişkiler yumağıdır insan; tıpkı yaşamın kendisi gibi. O çelişkilerin içindeki dinamizmdedir insanın ve hayatın gücü; evrenin sonsuza akışı.” s. 97
Okumayı severim, bazı eserleri tekrar tekrar okurum, müzik amatörlerinin aynı parçayı tekrar çalmayı, aynı diski tekrar dinlemeyi sevmeleri gibi. Onlarda kendimi eğitme ve kendimi zenginleştirme şansı görürüm. İçinde devindiğimiz dünyanın bin bir sorunları var. Yazarların ve bilim insanlarının özellikleri tüm sorunlara ilk dikkat çeken ve tüm bu sorulara ilk yanıt arayan olmalarıdır. Onlar da bizlerden bu sorulara duyarlı olmamızı talep ederler. Belki de dünyayı kurtarmayacağız, ancak en azından kötülüğe katkıda bulunmamak için bilinçlenmek de gerek… Veya şöyle diyelim, dünyayı belki yeniden oluşturmayacağız, en azından biz, dünyanın ne de olsa küçük bir parçasıyız; her birimiz dünya üzerinde sahip olduğumuzu imgelediğimizden daha fazla güce sahibiz. Yaşamı mükemmelleştirmek tüm sanatın temel amacı. Her şey insanla, insanda başlıyor. Her zaman her şeyi yapan ve her şeye başlayan tek bir insan olabiliyor.
Hepimiz daha iyi bir dünya düşleyen insanlarız. İçinde bulunduğumuz koşullar ne olursa olsun, yaşadığımız dünyayı güzelleştirmek bizim elimizde. İnsanın binlerce yıldır sürüp gelen uygarlık mücadelesinde insan olmayı, insan kalabilmeyi öğrenmek yaşamın ilk koşulu. Günler gelip geçiyor; kalıcı olan insanlık ve değerlerimiz. Yaşamla yüzleşmek… Hayatın bir anlamı olmasını istemek… Hayatımızı değerli bir şeye dönüştürmeyi ummak… Hülya Soyşekerci Günışığı Demeti'ndeki denemeleriyle bu görevi üstlenmiş oluyor.
Kaynakça
Hülya Soyşekerci, Günışığı Demeti, Pagos yayınları, Aralık 2021
.jpg&w=3840&q=75)





