Çanta
26 Ağustos 2019 Öykü

Çanta


Twitter'da Paylaş
1

Senelerdir onunla birlikteyim. Bu sürede yanından hiç ayrılmadım. Peki, insanların hayatlarına göre değişen zaman eşyaya sirayet eder miydi?

Üşengeçliğinden çantasını değiştirmezdi de her gün çantasına uygun giyinirdi. Hatta ayakkabılarını bile seçerken en çok çantasına uyumuna dikkat ederdi. Yaşadığı şehre, kaldırımların hasar görmüş tarlalarına, gökyüzünün öfkesine, kadınlarının biraz heveslenen biraz ayıplayan bakışlarına, erkeklerin iştahlanan sözlerine aldırmadan giyinirdi. Sade, rahat olmaya dikkat etse de şık olmak şiarıydı. Olur da çantasını değiştirmeye karar verdi diyelim. Yeni çantaya ilk giren ben olurdum. Kalemini, rujunu, çakmağını hatta bazen cüzdanını unuturdu da beni unutmazdı.

Beni eline ilk aldığı zamanı hiç unutmam. Satıldığım mağazada bir kadının büyülenmesi için her şey vardı. Pembenin tüm tonlarıyla gözler boyanıyordu. Kadınlar pembeyi severdi. Bunu öğrenerek büyüyorlardı. O pembeyi hiç sevmezdi. Ona öğretilenlerden köşe bucak kaçardı. Maviyi erkeklere kaptırmış olmayı içine sindiremezdi. O beyazın saflığını, siyahın derinliğini, kırmızının tutkusunu severdi. Acı biber kırmızısı, kalp kırmızısı hatta kan kırmızısıydım. Kırmızının alacasıydı bedenim. O zamanlar yanımda benden büyük gösteren bir de ikizim vardı. Elbet onu kullandığı anlar olurdu fakat çok da önemi yoktu. Sanki fısır fısır sohbet edebilelim diye bizi birbirimize kilitlerdi. Alaca kırmızı bir “u” şeklindeydik. Nefesiyle temizlenirdik. Bir gün ikizim benden ayrıldı ve hiç geri dönmedi. Onu özledim ancak yokluğunda başkalarıyla tanışma fırsatım oldu.

Kadının çantaları bir köstebeğin toprakta açtığı yuva kadar derin olurdu. Hayatını oradan takip ederdim. Ben, onun kuytusundaki gözüydüm.

Bir ara çantasına küçük paketler halinde bebek kıyafetleri ve bebek bezleri koyar oldu. Bir pakette küçücük iki zıbın, birkaç kusmuk mendili, bir çift çorap, eşofman takımı, yün yelek ve penye şapka olurdu. Diğer pakette ise en az üç tane bebek bezi, koca bir paket ıslak mendil, alt açma örtüsü olurdu. Üçüncü paketse en renkli paket olurdu her zaman. Hazır kavanoz mamalar, evde hazırlanıp vakumlu kaplara konmuş ev yoğurdu, keskin olmayan çatal ve kaşık, biberon ve korunaklı bir kapta yedek emzik. Çocukları büyüdükçe onlara dair eşyalar da değişti; biberonların yerini su şişeleri aldı, ıslak mendilin ise sadece boyutu değişti. Onca eşya yerini, sürekli yenisi alınan oyuncak arabayla, türlü sesler çıkaran rengârenk saçlı bebeklere bıraktı.

Çantasında mutlaka bir kurşun kalem bir de dolma kalem bulunurdu. Bazen bu kalemlerin renkleri değişir, sayısı artardı ama o iki kalem hep yanındaydı Zaman zaman bitip yenisi gelse de kalemlerin üzerinde gezindiği küçük bir not defterini hiç eksik etmezdi. Bazen aniden elini çantasına sokar, el yordamıyla aranır, defteri, kalemi bulur, karalar ve yanımıza geri atardı. Kadının zihninde ne varsa o defterlerde yer alırdı. Ben hepsini okurdum. Çantada olan her eşyanın altını, üstünü, yüzünü, sırtını, içini ve dışını okurdum. Gözüydüm hiç farkında olmadığı.

İçinde iki banka kartı, dört mağaza kartı, ailesinden sadece en sevdiklerinin fotoğrafları, kendisinin bir adet gençlik fotoğrafı, çok az para olan cüzdanı pek değişmezdi. Sadece yaz aylarında üzerinde ananas figürü olan limon sarısı cüzdanını kullanırdı. Ben siyah, ince olanı daha ağırbaşlı, daha mütevazı bulur, çok severdim.

İlk zamanlar taşımazdı ama sonraları sigara paketini ve çakmağını da eksik etmedi. Çocukları büyümeye başladıktan sonra sigara paketi hep çantanın en kolay bulunan yerinde oldu. En çok da sigara paketi dışarı çıkar, her gün yenilenirdi. Onca çakmak içinden en sevdiğini bilirdim, arada değişse de o hep geri dönerdi. İnce ve dikdörtgen olan çakmağın üzerinde Van Gogh’un “yıldızlı gece” tablosunun bir örneği vardı. Okuduklarından gördüğüm kadarıyla kadın geceye aitti.

Okuduğu kitaplar düzensiz aralıklarla değişirdi. Bazen bir kitap ertesi güne biterdi, bazen de günlerce çantada bize eşlik ederdi. Kadının en sevdiğim tarafı ise her gün başka bir şiir kitabı koymasıydı. Seçtiği şairlerden bilirdim ruh halini. Umudunu yitirdiği günlerde daha çok sarılırdı defterine ve kalemine.

Çantasında birkaç ruj ve el kremi olurdu. En çok ben biliyordum kadının güzel olduğunu ama yüzü solgun, elleri kesik ve çatlak içindeydi. Yoksa ne el kremine ihtiyacı olurdu, ne de karanlığını gizleyecek kırmızı ruja.

Beni çantadan her çıkartışında göz göze gelirdik. Önce gece karanlığı gözlerine, sonra üstü ince bir çizgi, altı dışa doğru kıvrık, ruj olmadığında çöl kadar kuru ve renksiz olan dudaklarına bakardım. Çenesinin altında iki tane tüy vardı, eğer onlar çıkıp da gün ışığında belli olursa canı sıkılırdı. Bazen makyajı suratında yol yol olurdu. Beni itinayla yüzünün her yerinde gezdirir, kesik elleriyle hızlı hızlı yüzünü temizler ve hırsla çantasına atardı.

Ben onun kendisiydim, aynasıydım.


Twitter'da Paylaş
1

YORUMLAR


Seher Güneş
Bayıldımmm.Oykulerinizin devamını dilerim 🌺🌸
11:31 PM

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR