Ölmekte olan Whitman ile karısını onunla tanışmaya getiren Hartmann arasındaki dokunaklı son karşılaşmada, daha sıradan şeyler hakkında konuşurlar. Whitman’ın öğle yemeği getirildiğinde, Hartmann gitmeye hazırlanır. “Umarım daha iyi hissedersiniz,” der Hartmann, Whitman’a. Whitman’sa her zamanki iyimser haliyle yanıtlıyor: “Şimdi hava bulutlu, muhtemelen geçecek.”
1873 yılında, Walt Whitman henüz elli üç yaşındayken felç geçirdi. Birkaç ay içinde İç Savaş’tan beri yaşadığı Washington’dan ayrılıp kardeşinin yanına, Camden’a taşındı. Bu evde Whitman Oscar Wilde’ı ağırladı ve onu son yıllarında resmeden ve fotoğraflarını çeken Amerikalı ressam Thomas Eakins’i tanıdı. Whitman 1884’te Camden’da bulunan Mickle Caddesi'nde kendi evine çıktı. Bu dönemin çoğunu yatalak geçirmesine rağmen ölene kadar Leaves of Grass’ı tekrar tekrar gözden geçirmeye devam etti (ölüm döşeğindeyken bile kitabın son baskısı üzerinde çalışıyordu). Aynı zamanda evine birçok misafir geliyordu. Whitman’ın kısa ve az bilinen, sanatçı Thomas Eakins’e adanmış olan biyografisini (Conversations with Whitman) yazan Sadakichi Hartmann bu misafirlerden biriydi.
Hartmann gerçek anlamda olağanüstü bir hayat sürdü. Portekizli tüccarları barındırmak için inşa edilen Dejima’da 1867 yılında Japon bir anne ve Alman bir babanın çocuğu olarak dünyaya geldi. Çoğunlukla Almanya'da geçen çocukluk yıllarının ardından, ailesiyle birlikte 1882'de on dört yaşındayken Philadelphia'ya taşındı ve sadece iki yıl sonra Whitman'a ilk ziyaretini gerçekleştirdi. Whitman’la ilk karşılaşmasını şöyle anlatıyor:
“Sakalı açık gömleğinin üstünden süzülen uzun, gri sakallı bir adam – Whitman’ın ilk gördüğüm yeri çıplak göğsüydü – kapıyı yarı araladı ve dışarı baktı.
Sadakichi: Walt Whitman’la görüşmek istiyorum.
Whitman: Bu benim adım. Sen de Japon çocuksun, değil mi? (Irkımı tek bakışta anlayan nadir kişilerden biri.)
Sadakichi: Babam Alman, ama annem ve ben Japonya’da doğduk.
Whitman: Hıı, içeri gel.”
Ve Hartmann içeri girer. Bu esnada odanın her yanına dağılmış yazılar, dergi ve gazeteler ilgisini çeker. Whitman’la yaptığı konuşmalar son derece ilginç detaylar ve tabii ki Whitman’ın unutulmaz konuşma tarzıyla doludur. Genç Hartmann'ın içtenliği, Whitman'ın içindeki cesur iyimserliği ortaya çıkarır. Şöyle der: “Amerikalıların farklı olma hakkı vardır. Hükümetimizin teorisi her bir insana özgürlük vermektir – çalışmak, okumak, heyecanlanmak için…. Amerikan ulusu şu anda elle tutulur bir özelliğe sahip değil, ama bir gün dünyadaki en şanlı ülke olacak. Yemek yenmeden önce pişirilmeli, sofra hazırlanmalı. Şimdi enstrümanları akort ediyoruz, ardından müzik gelecek.”
Ölmekte olan Whitman ile karısını onunla tanışmaya getiren Hartmann arasındaki dokunaklı son karşılaşmada, daha sıradan şeyler hakkında konuşurlar. Whitman’ın öğle yemeği getirildiğinde, Hartmann gitmeye hazırlanır. “Umarım daha iyi hissedersiniz,” der Hartmann, Whitman’a. Whitman’sa her zamanki iyimser haliyle yanıtlıyor: “Şimdi hava bulutlu, muhtemelen geçecek.”

Hartmann, Whitman dışında Stéphane Mallarmé, Maurice Maeterlinck ve Ezra Pound gibi ünlü isimlerle arkadaş oldu. Alfred Stieglitz’in Camera Work’ü için yazdı, iki ciltlik bir Amerikan Sanatı Tarihi ortaya çıkardı ve Guido Bruno tarafından Greenwich Village Bohemians Kralı olarak taçlandırıldı. Ayrıca en eski İngilizce haiku'larından bazılarını kaleme aldı, 1919'da San Francisco'da ilk “koku senfonisini” (tamamen parfümlerden oluşan bir performans) sahneledi ve Bağdat Hırsızı (1925) filminde sihirbaz olarak küçük bir rol oynadı.
İkinci Dünya Savaşı sırasında Japon Amerikalıların toplu olarak gözaltına alınması sırasında hapsedilmekten kıl payı kaçan Hartmann, hayatının son yıllarını Güney Kaliforniya'da geçirdi ve kızlarından birini Florida, St. Petersburg'da ziyaret ederken öldü. Efsanesi solup gitmiş olabilir, ancak tarihteki en ilginç figürlerden biri olmaya devam ediyor. Avangart tavırları ve Luc Sante'nin Low Life'ta belirttiği gibi "fotoğrafçılık üzerine ileri görüşlü teorik yazıları"yla hatırlanıyor.
Çeviren: Aslı İdil Kaynar
(Public Domain Review)






