Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

28 Temmuz 2022

Edebiyat

Avucumda Soğuk Elin

Aynur Kulak

Paylaş

0

0


Robert Aickman kendi hikâyelerini, “Esrarengiz, garip hikâyeler” olarak nitelemiş ve “Korku hikâyelerinin tamamıyla dehşet verici olması, tamamen şok etme gücüne bağlıdır” demiş.

Korku içerikli kısa hikâye anlatıcılığının Avrupa’yı anavatan olarak seçmesi, bu türde hikâyelerin olağanüstü ifadesinde Avrupa’da doğup büyüyen yazarların katkısı tesadüf değil. Birkaç sebep saymamız gerekirse; Avrupa’nın Ortaçağ gelenekleri, Avrupa’nın gerçekleri göz ardı etmeyen akılcı yapısı, cemaatten ziyade bireyselde kalarak bir karakterin neler yapabileceğine dair tam analizi ve bu analizlerin edebiyatta korku türüne muazzam yansımaları denilebilir. Robert Aickman’ın Avucumda Soğuk Elin kitabını okumak tüm bunları düşünmeme sebebiyet verdi ve kitaptaki sekiz öykünün her birini bitirdiğimde edebiyatta korku içerikli kısa hikâye anlatıcılığının ne kadar önemli olduğunu bir kez daha kavradım. Aickman’ın anlattığı hikâye her ne olursa olsun korkunun kontrol edilemez gücünü baştan sona kontrolünde tutma yeteneği de bu sebeplere eklenince onun isminin korku türü literatüründe “Doğaüstünün yüce ustası” olarak telaffuzu tesadüf değildi elbette.

Korkunun Gücünü Kontrol Edebilmek

Avucumda Soğuk Elin’de Robert Aickman’ın standart korku, hayalet, vampir öykülerinin dışına çıkan, bu yüzden garip bir belirsizliği de içinde barındıran fakat tüm bunlara rağmen gücünü sonuna kadar gösterip, kullanan sekiz öykü yer almakta. Her iyi yazar gibi çok geç keşfedilen anavatanı İngiltere olan, sonrasında Amerika’yı ve nihayetinde dünya edebiyatını kapsayan hikâyelerinin çok okunduğunu göremeden ölen Aickman’ın Avucumda Soğuk Elin ilk olarak 1975’te İngiltere’de ve 1977’de ABD’de yayımlandı. Kitapta yer alan Genç Kızın Günlüğünden Sayfalar öyküsü 1975’te Dünya Fantezi Ödülü’nü kazandı. Darülaceze’de geceleyen bir adamdan, bir Alman aristokratına, kendi ruhunun görüntüsünü gören kadından, geleneksel vampir hikâyelerine atıfla yazılmış sekiz öyküyü okurken baş edilemez psikolojik bir derinlik ile beraber ilkel korkuyu zihnimizin görünür veya görünmez tüm dehlizlerinde hissediyoruz.

Aickman diğer korku türü ustalarından farklı olarak kokunun gücünü kontrol edebilen bir yazar ve bunu çok iyi yapabilmesinden dolayı öyküleri okurken bizlerin de aynı yaratılan karakterler gibi birer kurbana dönüşüyor olmamız. Karşılaştırmalı bir örnekle açıklamak gerekirse; Mary Shelley’nin yarattığı Frankenstein bir güç olarak nasıl ki kontrolden çıkıp etrafına korku saldıysa (Ki bunu yapabilmek de benzersiz bir unsurdur korku edebiyatı adına) Aickman’ın tüm yarattığı karakterler tam tersi yazarın bir an bile kontrolü dışına çıkmaksızın korku salmaya hikâyenin sonuna kadar devam ediyorlar. Dolayısıyla okuyucu olarak bizler de hikâyenin sonuna kadar kontrolü çok güç olan korkunun egemenliği altında kurban olmaktan kaçamıyoruz. Gerçekten korkuyoruz. Çünkü başlarına gelen olaylardan dolayı söz konusu korkmamız gereken kişiler  sadece onlar değil, kendimiz oluyoruz aynı zamanda. İşte bunu yapabilmek korku türü adına muazzam bir yapının inşa edilip, önümüze konması demek oluyor ki, korkunun o zapt edilemez gücünü hem yarattığı karakterler hem okuyucu bazında karşılıklı olarak kontrol ediş biçimi Aickman’ı bir çırpıda sayabileceğimiz korku türünün diğer ustalarından onu ayırabileceğimiz en önemli özellikleri oluyor.

“Rosa hızlı değil ama sabit bir tempoda yürüyordu: Uçurum patikası kilometrelerce uzunluktaydı, ziyadesiyle yabandı ve güzeldi, hatırası hâlâ taze olan İngiltere’nin uçurum patikalarını, sahil koruma yollarını getiriyordu akla. Sıradan ziyaretçinin iradesi ya da hâkimiyetinin ötesinde kalan inişler ve çıkışların anlamı çok azdı Rose için; gelgelim güzel ve yabanı da pek umursamıyordu aslında; rüzgârdan bükülmüş uçurum bitkilerini de yamuk yumuk ve değişken jeolojiyi de, manasızdı hepsi. Tüm bu farklı şeyler belli belirsiz giriyorlardı farkındalığına Neredeyse her gün, güzel elbisesi içinde yavaş yavaş ilerliyordu; başkalarının, arkadaki otoparktakilerin ve silahlı adamların yanından geçip gidiyordu; onları gördüğüne dair hiçbir tepki vermeden, yana doğru yarım adım bile atmadan, elbette gülümsemeden.” Kiliseye Giden Esas Yol (Sayfa:49) 

Bu çok güzel paragraf sonrası Aickman’ı diğer ustalardan ayıran korku öyküsü anlatımındaki farkına bir tane daha ekleyelim: Öykülerde anlatılan gerçeklerin kahramanların korku ve arzularından nasıl çıktığını ve onları çevreleyen mantıksızlıkla kaplı dehşetin bu sebepten dolayı dışarıdan gelmediğini, yetişkin birer insan olarak büyümüş olsalar bile korkular bazında her daim nasıl da ilkel olduklarını ve bu sebepten korkularının nasıl da kendilerine ait olduğunu, çok daha doğru ve rahatsız edici bir şekilde gösteriyor olması. Aickman'ı okumanın başlıca zevklerinden birinin (dehşet verici zevklerinden birinin!) hangi ayrıntıların önemli olduğunu ve bunların nasıl birbirine uyduğunu belirlemede yattığını anlamamız bu açılardan önemli. Zira Aickman kontrolde tuttuğumuzu zannettiğimiz baş edilemez, ilkel korkularımızı kontrol altında tutarak yazmayı başaran bir korku üstadı.

Esrarengiz ve Garip Hikâyeler

Robert Aickman kendi hikâyelerini, “Esrarengiz, garip hikâyeler” olarak nitelemiş ve “Korku hikâyelerinin tamamıyla dehşet verici olması, tamamen şok etme gücüne bağlıdır” demiş. Çağdaş korku edebiyatı içerisinde tuhaf olay kurgularıyla yerini alan, bir korku klasiği olan Böcek’in yazarı Richard Marsh’ın torunu olan Robert Aickman dünya edebiyat literatürüne korku türünde kilometre taşı vazifesi gören hikâyeler kazandırdı. “Batı edebiyatının tamamında sadece otuz ya da kırk birinci sınıf hayalet hikâyesi vardır" diyerek önemli bir tespitte bulunan Aickman korku türünün olanaklarını yazdığı her hikâye ile genişletmeye çalışmış.

Avucumda Soğuk Elin İthaki Yayınları’nın Karanlık Kitaplık seçkisinde Emirhan Burak Aydın’ın çevirisiyle yayımlandı. Okumanız dileğiyle.      

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Bu Eleştirel ve Gerçeküstü Karikatürle..Oggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Tan Doğan

6 Şubat 2025

ârâfî

kendimi sıka sıka kırk beş yıl olmuş iş-ev arası hayatta! okullar, okumalar, okul: derslerin esîri olmuşum tam yirmi yıldır. tatiller de olmasa bizimkileri görmem güç. nefesiyle hemhâlım yalnızlığımın. insan zamanla alışıyor mu ne sesten, sözden öte, gölgesine? gün yorgunu, akşam tutkunu, gece ..

Devamı..

Bunun Adı Findel ..

Şevval Tufan

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024