Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

8 Ocak 2023

Söyleşi

Cihan Çakan : "Gücüm yettiğince tiyatro yazmaya devam edeceğim ama kendimi öyküye daha yakın hissediyorum."

Semih Gümüş

Paylaş

1

0


Tabii öyküde benim için her şey çok daha hızlı gelişiyor, karakter birden karşıma çıkıyor (ama onu hep tanıyormuşum gibi) ve öyküyü yazdıkça ilişkimiz daha da güçleniyor.

Cihan, Geçmiş Zaman Ambarı’nda en çok dikkati çeken, senin köyün ve taşranın gerçekliği içinden çıkan öyküler yazmana rağmen öykülerinin köyü ya da taşrayı anlatmaması. Doğrudan insan ilişkilerine odaklanan öyküler yazıyorsun. Bu ikisini bir arada nasıl görüp seçtiğinden söz eder misin?

Cihan Çakan: İlkgençlik yıllarımın sonuna kadar köyde ya da taşrada yaşayan insanların birbiriyle ilişkilerinden doğan çatışmaların içerisinde yer aldım. Gelenekler ve görenekler, farklı inanç ve etnik kökenler, ekonomik sıkıntılar ve daha sayabileceğim birçok etmen bu çatışmaların temel nedenlerini oluşturuyordu. Yani doğduğum coğrafyada mevcut olan her şey aslında ilişkilere yön veriyordu. Durum böyle olunca mekânı ve ilişkileri birbirinden pek ayıramıyorum ama daha çok ilişkileri gösterip mekânın rüzgârını hissettirmeyi tercih ediyorum.

Anlattığın dünyanın içinde çeşitli kişiler var, ana oğul da var, genç kızlar ya da başkaları. Senin o kişilerin dünyalarında gördüğün can alıcı sorun nedir?

cihan çakan geçmiş zaman ambarıCÇ: Anlatılan dünyanın içinde en çok rollerin ama en az kişinin kendisinin olduğunu düşünüyorum. Coğrafya bireyle ilgilenmiyor; nasıl anne ya da baba, oğul ya da genç kız, gelin ya da kaynana olmanız gerektiğiyle ilgileniyor. Kişinin yalnızca başkalarıyla olan ilişkilerini değil, kendisiyle olan ilişkisini de coğrafya belirliyor. Bu kapana kıstırılmış hal bana en can alıcı sorun olarak gelmekle beraber asıl dramatik malzemenin de orada saklı olduğunu düşünüyorum.

Elbette genç insanların aşk ve sevgi çevresindeki ilişkileri, düşünme biçimleri, ruh durumları...

CÇ: Aşk ve sevgi de kapana kıstırılmış halde. Geçmiş Zaman Ambarı’nda bu çokça yer alıyor. “Kuyu” adlı öyküde olduğu gibi toplumsal normlar karşısında eli kolu bağlı olanlar intiharı seçmek zorunda kalabiliyor, “Adaletin Ardından”da normlara karşı koymakta kararlı olanlar ise kaçmaya karar verip bunun için taşranın en gözde yerini yakmayı bile göze alabiliyor. Ya da “Kışın İlk Karı”nda olduğu gibi bazı aşkları ise kişi kendine bile itiraf edemiyor. Öbür öyküler için de benzer şeylerden söz etmek mümkün. Nereden bakılırsa bakılsın fazlasıyla bıçak sırtı ve hırpalanan ruhlar...

Sen öykü yazarlığından önce oyun yazarıydın. İyi oyunlar yazdın. Oyun yazmanın öyküye geçen katkıları neler olmuştur?

CÇ: Genel olarak tiyatroda diyaloğun önemli bir yeri var. Öyküde diyalog yazarken tiyatrodan gelen tecrübe yardımcı oluyor. Ama iyi diyalog yazabilmek için karakteri iyi tanımak gerekiyor. Bunda da tiyatro yardımcı oluyor. Tiyatroda karakterleri oluştururken her karakter için öykü torbası tutuyorum. Bu torbada karakterin ne zaman, nerede doğduğundan, hatta ayakkabı numarasından tutun hayatının kırılma anlarına değin birçok bilgi yer alıyor. Ardından bu bilgilerden yola çıkarak karakterin biyografisini yazıyorum ve onunla kurduğum ilişkimi gitgide güçlendiriyorum. Karakteri iyi tanımak diyalog yazmada ima alanlarını genişletiyor. Tabii öyküde benim için her şey çok daha hızlı gelişiyor, karakter birden karşıma çıkıyor (ama onu hep tanıyormuşum gibi) ve öyküyü yazdıkça ilişkimiz daha da güçleniyor. Sanırım tiyatro, öykü yazarken karakterlerle hızlı tanışmamın yolunu açıyor. Ayrıca tiyatroda dramatik mekânı çizmeye kafa yoruyor olmam öyküde atmosfer kurmamda yardımcı oluyor. Öykü yazarken yazdığım yeri iyi tanıyorum ve karakterlerimin orada ne giyip nerede duracaklarını iyi biliyorum. Yine tiyatroda sahne trafiğini bir matematiğin etrafında vermeye gayret etme alışkanlığım öyküdeki eylemlerde ölçülü olmam için beni frenliyor.

Peki öykülerini yazarken senin için en önemli sorun ne oluyor?

CÇ: Öncelikle öykü yazabilmek için iyi beslenmem gerekiyor. Aslında ne türden yazarsam yazayım durum hep böyle. Çokça kitap okumaya, film izlemeye, oyunlara gitmeye, eleştiri metinleri bulup kafa yormaya, elden geldiğince atölyelere katılmaya özen gösteriyorum. Bunları yaparken bir anda kendimi oturup yazarken bulabiliyorum. Nereden, nasıl geliyorlar bilmiyorum ama öykü yazarken bir sorun yaşamıyorum. Saatler sürse de çoğu zaman bir öyküyü o gün içinde yazıp kalkabiliyorum. Bedenen yorulduğum zamanlarda yazmaya farklı günlerde devam ediyorum ama araya giren zamanda ne yazdığımı ya da neler yazacağımı düşünmüyorum. Zaten yazmaya koyulmuşsam kafamda farkında olmadan bitmiş bir şeyi yazıyorumdur.

Benim için asıl süreç öykülerin bir araya gelip bir dosya bütünlüğü oluşturmasıyla başlıyor. Bu süreçte yazdıklarıma kapanmayı seviyorum. Başta dil olmak üzere uzun bir işçiliğe girişiyor, ritme, alt metinlere yoğunlaşıyor ve yazdıklarımı farklı günlerde sık sık okuyup değerlendiriyorum. Sesli okumalar da yapıyor ve sezgisine, eleştirisine güvendiğim kişilerin yorumlarını dinliyorum. Bunlar en meşakkatli ama beni en çok geliştirdiğini hissettiğim süreçler.

Artık öykü ile oyun arasında bir öncelik gözetiyor musun? Bundan sonraki ilk kitabın bir oyun mu öykü mü olacak?

CÇ: Tiyatro benim uzun yol arkadaşım. Halihazırda yazılmış, açığa çıkmamış, demlenmekte olan birkaç tiyatro metnim var. Gücüm yettiğince tiyatro yazmaya devam edeceğim ama kendimi öyküye daha yakın hissediyorum. En azından durum şu an böyle. 2020’nin sonlarına doğru bitirdiğim ve 2021 boyunca işçiliğini yaptığım yeni bir öykü dosyam hazır: Yerini Yadırgayanlar. Sırada bu var. Sanırım ondan sonra da yine öykü olacak. Yeni bir dosya için de kolları sıvamış durumdayım.

Sevdiğin ve sana ışık tutan yazarların ve kitapların neler?

CÇ: Değişmeyen başucu tiyatro metinlerim/yazarlarım var: Yunan tragedyaları, Shakespeare’in, Ibsen’in, Çehov’un, Brecht’in, Beckett’in, Lorca’nın ve Tennessee Williams’ın bütün oyunları... Tiyatroda liste daha da uzayabiliyor ama öyküde zevklerim yeni yeni oluşuyor ve öykü dosyalarım değişen zevklerimle paralel kendi aralarında farklılık gösteriyor. Ama birkaç başucu yazarım: Cortázar, Márquez, Salinger, Carver ve Yaşar Kemal.

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Julio Cortázar: “Hayat bana kimsesiz b..Oggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Cevher Özcanlı

23 Şubat 2025

Saime Yadigâr: “Öykü tanrı misafiri ol..

Cevher Özcanlı: Saime Hanım, uzun yıllar boyunca resim sanatıyla uğraştınız. Birçok kişisel ve karma sergi, resim öğretmenliği derken ilk kitabınız yayımlandı. Resmin o büyüleyici dünyasından, yazınsal kurgunun b..

Devamı..

Çiğdem Sezer: "Hayat, düz bir çizgide ..

Ayşe Yazar

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024