Düşüp kaybolduğu o duvar ve dolap arası karanlıkta iyice keskinleşmiş. Çoktandır kayıptı. Anlık ihtiyaçlarda yokluğunu fark ederdim. Ekmeği doğrama tahtasına koyduğumda ya da domatesi dilimleyeceğim sırada.
Oysa şimdi sapından sımsıkı kavrıyorum. Ve yarı karanlıkta sana doğru ilerlerken hikâyeyi anlatmalıyım, dinleyen de ben olmalıyım. Bunun için susmalısın. Sen konuşursan ben cüceyi hatırlarım. Oysaki cüceyi sen hatırlatmamalısın, onu ben kendim anımsamalıyım. Yoksa bütün mafsallarım dağılır, bir daha toparlanamam.
Lamba yanmamalı. Bu loşlukta, her şey karanlıkla örtünüp seyirci olurken ışığın altındaki boynun daha da belirginleşmeli. Evet, aynen böyle. Başın önüne hafifçe eğilirken beyaz teninin doruğu olan boynunun arkası, o kuğumsu eğrilik ortaya çıkmalı. Evet, aynen böyle durmalısın. Boynun dupduru görünmeli. Böylece ben de daha iyi görebilirim, o cehennem zebanisi cücenin o cennet vadiye inişini ve orada bıraktığı izleri. Evet, aynen böyle. Saçların örtmeli gözlerini. Onları görmemeliyim. Yüzün aynen böyle olmalı.! İşlediği suçun arkasında olan o asi ifade.
Evet, aynen böyle. Hiç kıpırdamadan durmalısın. Put gibi. Tökezlemeden, yere kapaklanmadan sona doğru ilerlemeliyim. Putu tuzla buz etmeliyim. Bunun için de hikâyeden sapmadan devam etmeliyim. Ama sadece bu yeterli mi? Hayır! Hayır! Darbeyi indirmem için öncesine dönmem lazım. Evet. İlerlemem için geri dönmem lazım. O geniş ve yüksek pencereli lokalde oturmak için o mavi koltuğu çekerken saçlarının, boynunun arkasından yüzüne doğru dökülüşünü bütün ayrıntısıyla anımsamalıyım. O vakit, bir başlangıç için korkmadan yaklaşmıştım. Ne demiştim: “Affedersiniz!” mi, “Pardon!” mu, “Sizinle beş dakika konuşabilir miyiz?” mi? Kelimeleri anımsayamıyorum ama şimdi de o cesareti göstermeliyim. Bu yarı karanlıkta, başka yerlere sapıp kaybolmadan hem zihnimde hem de gerçekte boynuna varmalıyım. Hikâye ve adımlarım paralel olarak aynı anda sona doğru ilerlerken kelimeler ve görüntüler de birbirine eşlik etmeli. Ama attığım her adımla ışık titremeye başlıyor ve boynun bir görünüp bir kayboluyor. Karanlıkta yüzen bir kuğu gibi. Işık her titrediğinde uzaklaşıp kayboluyor. Bu karmaşıklık zihnime de sıçramadan cüceyi anımsamalıyım. Yoksa sonunu getiremeyeceğim. Onun, boynundan aşağıya doğru kıvrılarak inişini ve senin kendinden geçerek o kara ve kısa gövde altında inleyişini zihnimde canlandırmalıyım. İşte göründü. Ve bu sefer dupduru, sonsuza dek böyle kalacakmış gibi. İşte sol elimle kavrıyorum. O kuğumsu eğrilik ve beyazlık gölgem altında kayboluyor. Yumuşak ve sıcacık. Her darbeye karşı korumasız. Şimdi o melek çıkıp gelse, boynuzlarından tuttuğu o şey dışında ne getirebilir? Hayır! Başka şeyler düşünmemeliyim, yoksa sonunu getiremem. Sonrasını düşünmemeliyim. Işık titriyor. Evet, aynen böyle. Karanlık. Karanlık. Bir... İki... Bir... İki... Karanlıkta kaybolacak her şey; pişmanlık, utanç ve boynundan beyaz gömleğine akan bu pıhtılaşmış ıslaklık…
Resim: Modigliani, Polonyalı Kadın