Çocuğun renk algısında görme duyusu yalıtılarak sanatsal açıdan en üst düzeyine gelecek şekilde biçimlendirilir, en saf halini alır...
Renk ruhsal bir şeydir, yani netliği ruhsal düzeyde elde edilen ya da karışımı bir belirsizlikle değil de bir nüansla sonuçlanan bir şey. Gökkuşağı safi çocuksu bir imgedir. Gökkuşağında renk tamamen konturdur, çocuksu insan için sınırların işaretidir, yetişkinler için olduğu gibi maddenin üzerine geçirilmiş bir kılıf değildir. Yetişkin insan rengi soyutlar, zaman ve mekândaki tekil şeylerin aldatıcı kisvesi olarak görür. Konturları belirleyen renkte ise şeyler somutlaştırılmaz, aksine sonsuz nüanslarla dolu bir düzen içinde yerini bulur; renk tekildir ama ölü bir şey ve direngen bir bireysellik olarak değil de, bir şekilden diğerine uçuşan kanatlanmış bir varlık olarak tekildir. Çocuklar sabun baloncukları yapar. Çubuk çekme oyunlarının renkli parçaları, biçki dikiş aletleriyle oyunlar, çıkartmalar, evcilik oyunları, hatta üçboyutlu kitaplar ve az da olsa kâğıt katlama oyunları da rengin bu mahiyetine işaret eder.
Çocuklar nüansların iç içe geçmesi sonucunda rengin değişmesinden (sabun baloncukları) veya yağlıboya tablo baskılarında, ressamların resimlerinde, çıkartmalarda ve laterna magica’larda renklerin niteliğinin net ve belirgin bir şekilde yoğunlaşmasından haz alır. Renk onlar için akışkandır, bütün değişimlerin aracıdır, bir semptom değil. Dokunarak keşfedeceği plastik şeylerde gözü yoktur çocuğun. Çocuklarda duyusal algılar (görme, işitme vs.) arasındaki farklılaşma, farklı duyusal yetilerin daha gelişmiş bir uyum içinde işlediği yetişkinlerde olduğundan daha fazladır muhtemelen. Çocuğun renk algısında görme duyusu yalıtılarak sanatsal açıdan en üst düzeyine gelecek şekilde biçimlendirilir, en saf halini alır; öte yandan nesnelere renk içeriklerine göre, dolayısıyla onları yalıtmadan bakan çocuk böylelikle fantezi dünyasında bütünlüklü algıyı sağlar ve görme duyusunu zihinsel düzeyde biçimlendirir. Fantezi ancak renklerin bu şekilde algılanması ve ele alınmasıyla tam olarak geliştirilebilir, tatmin edilebilir, terbiye edilebilir. Bu şekliyle plastik alana yöneldiği anda bereketli sonuçlar verir, tarih alanında da aynısı geçerlidir, müzikte ise verimsiz olacaktır. Çünkü fantezi, yasanın konusu olan formla asla ilişkilenemez, yaşayan dünyayı, insandan yola çıkarak yaratıcılık duygusuyla algılayabilir sadece. Bu da renkte gerçekleşir, ki renk tam da bu yüzden tekil ve saf olamaz, o haliyle donukluğa mahkûm olacaktır, nesneleri resmetmesi gerekmediği yerdeyse tüm nüanslarıyla ortaya çıkar, hareketli, keyfi ve daima güzel kalır. Bu bakımdan çini mürekkebiyle boyama, şeylerin yüzeyini mürekkebe bulamayıp saydamlığını ve tazeliğini koruduğu sürece resim yapmaktan daha saf bir pedagojik işleve sahiptir. Yetişkinler, üretken insanlar renkte aradıkları istikrarı bulamaz, onlar için renk sadece kurallı ilişkiler dahilinde mümkündür, çünkü en derindeki nedenleri ve yapıları kavramayı değil, onları geliştirmeyi, bir dünya düzeni sağlamayı ödev bellemişlerdir. Çocuğun yaşamında renk, (onun) dünyaya yönelttiği saf duyumlama yetisinin saf ifadesidir. Saf duyumlama yetisi, tıpkı renk gibi, koşulları ve rastlaşmaları kaydetse de, onlara bağımlı olmayan, ölü nedensel özlerin varlığını haber veren yaratıcı bir zihinsel yaşamın nasıl olması gerektiğini gösterir.

Çocuk resimlerinin temel özelliği rengârenk olmalarıdır. Renklilikte özgül ve azami bir saydamlık hedeflenir; form, yüzey, mekâna odaklanmayla herhangi bir bağlantı yoktur. Çünkü saf bakış mekâna ve nesneye değil, muhakkak ki son derece somut olan ama mekânda somutlaşarak belirmeyen renge odaklanır. Bir sanat dalı olarak resim doğadan derledikleriyle forma doğru ilerler. Rengin somutluğu forma dayanmaz, algıyı ampirik düzeyde işletmeyip görme aracılığıyla yalıtarak doğrudan zihinsel nesneye yönelir. Ruhun entelektüel bağıntılarını fesheder ve bu uğurda dünyadan feragat etmeksizin saf bir ruh hali tesis eder. Rengârenklik hayvani bir duyumsamaya yol açmaz, çünkü çocuğun kesintisiz fantezi etkinliği daima ruhundan kaynaklanır. Ama çocuklar ruhsallıklarını altüst etmeden saf görebildiklerinden, zihinsel bir şeydir de: Gökkuşağı edepli bir soyutlamaya değil, sanat içinde bir yaşama işaret eder.
Sanatsal düzen cenneti andırır, çünkü heyecanla deneyim nesnesiyle kaynaşma gibi bir dert yoktur; dünya özdeşlik, masumiyet ve uyum durumunda renkli bir hal alır daha çok. Çocuklarda utanç yoktur, çünkü düşünmezler, sadece bakarlar.
1914-1915
Almancadan çeviren: Şeyda Öztürk
* “Die Farbe vom Kinde aus betrachtet”, Gesammelte Schriften (Toplu Yazılar), c. 6, ss. 110-112.






