Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

3 Haziran 2022

Söyleşi

Daryo Beskinazi: "İçinde yaşadığım toplumu yakinen tanıyor, onlarla dar alanda kısa paslaşmaları tercih ediyorum."

Serkan Parlak

Paylaş

0

0


Daryo D. Beskinazi ile Oğlak Yayınları etiketiyle okurla buluşan yeni öykü kitabı Kafesperest hakkında konuştuk.

Serkan Parlak: Daryo Bey, yeni öykü kitabınız üzerinden kurmaca türlerle olan ilişkiniz, yazma serüveniniz ve son kitabınızın ortaya çıkış sürecini sizden dinleyelim.

Daryo Beskinazi: Edebiyatta kurguyu çok seviyorum. Usu okşayan iyi bir kurgu, hele sağlam dil ve üslup ile beslenmişse tadından yenmez. Gelgelelim pek çok yazarın hokkasına can suyu olan ve en karmaşık kurguyu şıp diye çözdüren o enfes rüyaya yatmalar bendenize hiç nasip olmaz; ilk kitabımdaki iki kısacık öykünün haricinde rüyalarımdan ilaç için tek damla içerik damıtmışlığım yoktur! Ne yapayım? Ben de oturup mesai niyetine, eni konu düşünüyorum. Aklıma gelen/takılan ilginç bir şey olursa ki bu ülkede aksi ne mümkün, onu suya atılmış bir taşın büyüttüğü dalgalar gibi zihnimde büyütüyorum. Yeri ve zamanı geldiğinde de kâğıda döküyorum. Demem o ki benim muhayyilem rüyalarımdan değil gözlem gücümden mülhemdir. Son kitabım Kafesperest, yine pek çok yazarın yaptığı gibi aldığım günlük notlar, yaratıcı fikirler, detaylı karakter tahlilleri ve nihayetinde çatısı onların doğru bileşimiyle kurulan metinlerden müteşekkil.  

SP: Her ne kadar okuma ve yazma deneyimleri, işçilik ve gözlem gücü önemli olsa da son kitabınıza başlarken ilham kaynaklarınız neler oldu? Öykü taslaklarınızı nasıl oluşturdunuz?

DB: Ben burjuvayım. Orta üst sınıf bir aileden geliyorum, iyi bir eğitim aldım, iyi bir semtte oturuyorum. Tüm bunlar, yaşamayı nefes almaktan ibaret addetmeyip hakkını vermeye çalışan biri için önemli şeyler. İçinde yaşadığım toplumu yakinen tanıyor, onlarla dar alanda kısa paslaşmaları tercih ediyorum. Şüphesiz bazı avantajları var bunun; yazmak için ihtiyaç duyduğum verilerin etrafımı bir hale gibi sarmaları, hatta yazdığım bazı sahnelerin neredeyse gözümün önünde birebir yaşanmaları mesela... Bununla beraber, mesleklerimin (ticaret ve yazarlık) bana sağladıkları çoklu adaptasyon yeteneği sayesinde toplumun her kesimiyle düzenli iletişim halindeyim. Yani öykü kahramanlarımdan çoğu çevremdeki iyi çözümlediğim tiplemelerden ve onların iyi tanıdığım statik davranış biçimlerinden türemiş gibi okunsalar bile bambaşka yaşamları da kolayca içselleştirip öykülerime baş tacı edebiliyorum; ilk kitabım Melek Tokadı’ndaki "Arsa", "Şahdamarı", "Kurtarıcı" adlı öykülerim buna örnektir.

SP: İlk iki kitabınızın temalarında bazı ortak noktalar var: kötülük, tekinsizlik, ölüm… Kafesperest’te iki öykünüz zaman anlamında farklı bir yerde duruyor, "İftira"da 15. yüzyıl son çeyreği İspanya’sında, "İrtifa"da ise avcı-toplayıcı ile yerleşik hayata geçiş arası toplumlarda geçen bir hikâye anlatıyorsunuz. İkisinde de farklı yönleriyle ölüm teması ön plana çıkıyor. Son dönem öykücülüğümüzde içerik ve biçim anlamındaki derinliği özgün üslubunuz ve temalarınızla geliştirdiğinizi düşünüyorum. Öykü türü üzerinden araştırdığınız temalar hakkında neler söylemek istersiniz?

DB: Nezaketiniz için teşekkür ederim öncelikle. Normal şartlar altında ben konularımı olabildiğince güncel olandan seçiyorum, nitekim Kafesperest’teki altı metinden dördü bizatihi Covid-19 kaynaklı pandemi dönemi ya da civarında yer alıyorlar. O kadar ki melun virüsün adı bir paragrafta illa zikredilmiştir. Bahsettiğiniz diğer iki kadim hikâyenin varlık nedenleriyse uygarlık tarihini baştan uca şöyle bir taramak suretiyle Kafesperest’te odaklandığım beş duyu mevhumunu kronik bir bağlamsal tekdüzelikten kurtarmak. Dikkat etiyseniz on üç bin yıl öncesiyle günümüz arasında git-gel gelişen son uzun öykü diğerlerindeki gibi temaya hâkim olan temel duyunun adını değil “Epilog” yani “Sonsöz” üst başlığını taşır ve gönül gözü de diyebileceğimiz altıncı hisse referans verir. Dört temel elementi her şeyi gören gözler olarak betimleyip ilahileştirişim de bundan.

SP: Daryo Bey, öykülerinizde bağlamına uygun biçimde Arapça, Farsça ve Türkçenin bileşiminden oluşan Osmanlıca sözcükler kullanıyorsunuz. Kendi ürettiğiniz sözcükler de dikkat çekiyor. Günlük hayata dair gözlemleriniz gerçekçi. Öykülerinizin dil ve anlatımına nasıl çalışıyorsunuz? Şunu da eklemek istiyorum, ilk kitabınız Melek Tokadı’nda 18 kısa öykü vardı. Yeni öykü kitabınız Kafesperest'te 6 uzun öykü var. Bu değişimin nedenleri hakkında neler söylemek istersiniz?

DB: Altı uzun hikâyedeki kurgunun karmaşıklığına ve karakter adedindeki artışa dikkat ettiyseniz eğer, amacımın bir sonraki kitabımın roman ya da uzunca bir novella olması için ön hazırlık yapmak olduğunu da anlamışsınızdır. Mevcut üslubumu usturubuyla muhafaza ederek nereye kadar ilerleyebileceğimi de test ediyorum bir anlamda! Dilim benim günlük dilim; o vurguladığınız Osmanlıca sözcükler ağzımdan sayfada okuduğunuz gibi çıkıveriyor. Bir arkadaşım vaktinde “Mesela sen önemli yerine mühim, olabilir yerine muhtemeldir diyorsun ama bunu o kadar doğal yapıyorsun ki hiç sakil ya da özenti durmuyor, resmen ağzına yakışıyor” demişti. Herhalde bunun yansımasıdır. Anlatım meselesine gelirsek; onun tüm yükünü gerçekçi diyaloglara çektiriyorum ve konuşuldukları ortama ve zamana uygun düşebilmeleri için hakikaten çok gayret sarf ediyorum. Bazen tek bir kelimeyi defalarca değiştirdiğim, hatta sırf istediğim gibi olmadı diye güzelim cümleyi silip attığım oluyor!

SP: Bağımlılıkları, sınırları, korkuları, hastalıkları ve yaratıcılıklarıyla günlük hayattan tanıdık gelen ancak her anlamda farklı karakterlerin hayatlarından kesitlere odaklanıyoruz öykülerinizde. Elinizdeki malzemeyi kurgu için yeniden üretip dönüştürürken nasıl bir süreç işliyor; mekânlar, atmosfer ve özellikle öykü kişileri söz konusu olduğunda.

DB: Ben sadece hikâyemin sonundan emin olarak çıkarım yola. Sonrasında tabiri caizse kervanı yolda düzerim. Yazarken metinlerim de tıpkı yaşamın kendisi gibi biteviye değiştiği için ön taslaklara göre hep çok daha damağa uygun pişerler, samimiyetlerinden sual olunmaz! Karakterlerime gelirsek; sanırım bu doğal dinamizm nedeniyle bir bilgisayar simülasyonu gibi öğrenerek değişir, olması gereken nihai hallerine varırlar. O kadar ki en altın kalpli olanı şeytana, rezil bir parazit olanıysa aziz(ey)e dönüşebilir.

SP: Sizce romanda, öyküde, şiirde döneme göre bazı konular, izlekler ön plana çıkıyor mu, son dönemde kadın erkek ilişkileri, yabancılaşma ve aile meselesi mesela?

DB: Bu bir mecburiyet değil elbette, ancak bilirsiniz, her sanatçı çağının tanığıdır derler. Ben de bir ölçüde bunu yapmaya, bazen bir asri zaman vakanüvisi gibi hareket etmeye çabalıyorum. Eh, sorunuzda değindikleriniz aslında bu çağın değil her çağın meseleleri, sadece o dönemin dinamiklerine bağlı olarak ele alınış biçimleri değişiyor. Amacın ne derseniz, payımıza bu çağda düşeni gözlem gücüne dayalı bir lisan-ı edebiyat ile aktarmak diye yanıtlarım.

SP: Sizi çok etkileyen roman ya da öykü karakterlerini ve başucu kitaplarınızı sormak istiyorum.

DB: En kuvvetli karakterlerin de baş aktörü oldukları kitapların da adlarını çarçabuk unuturum ben, ancak onları yaratan Türkçenin büyük ustalarınınkileri asla… Onlar ki hem hayranlıktan ağlatırlar insanı hem de kıskançlıktan! Benim için bu sınıfa hilafsız girenler, başta Ahmet Hamdi Tanpınar ve ebedi idolüm İhsan Oktay Anar olmak üzere Yaşar Kemal, Yusuf Atılgan, Sabahattin Ali, Ayfer Tunç, Hasan Ali Toptaş, Selim İleri, Murat Uyurkulak, Mine Söğüt, Şermin Yaşar, Hakan Günday, Latife Tekin, Mahir Ünsal Eriş, Seray Şahiner, Hüsnü Arkan…

SP: Önümüzdeki dönem için ne tür çalışmalarınız var?

DB: Şu an başlamaya bir türlü elimin gitmediği ama kendime ne olursa olsun en az birini 2023 sonuna kadar yazıp bitirmeye söz verdiğim, “ahlak meselelerine” dair iki roman projem var. Bunlardan ilki için yazılım konusunda mahir bir dostum hikâyenin temel izleği olan bilgisayar programının oluşturulmasında kullanmam gereken algoritmayı yazacak, onu bekliyorum. Bakalım!

Siz sormadınız ama bir de hayalimi söyleyeyim: Bana inanacak parası ve gönlü bol bir delinin desteğiyle Melek Tokadı ve Kafesperest’teki uzun öykülerimden sekiz adedini (hangileri olduğu bende saklı) kısa filmler halinde peliküle aktar(t)mak.

 

 

 

 

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Yeni Roman’ın “Nesne” Odaklı DünyasıR. R. Asal
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Hülya Duman

25 Temmuz 2025

Bir Zamanlar Yugoslavya, Balkan Dramı ..

Hülya Duman: Daha gerilerden sürüklemek istiyorum süreci. En başa, Yugoslavya’nın nasıl kurulduğuna, 1918’e gidelim isterim.             İrfan Kaya Ülger:1.Dünya Savaşı’ndan sonra imparatorluklar tasfiye edildi. Fransız Devrimi’nin ürünü olan..

Devamı..

Bipolar Fısıltılar

Tuğçe Vural

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024