Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

26 Ocak 2017

Öykü

Denis Gürcü • Kumru

Denis Gürcü

Paylaş

25

0


Soner ve Ezgi’ye sevgilerle

Masadan kalkıp dayımın koluna giriyorum. Kelimeleri yuvarlaya yuvarlaya Mahir Abi’ye bir şeyler söylüyor, anlamıyorum. “Hadi Mahir Abi iyi akşamlar,” deyip sıyrılmaya çalışıyorum. Yoksa lafa tutacak. Bizimki de bu kafayla uzattıkça uzatacak. Mahir Abi, “Bir şeye ihtiyaç olursa haber et,” diyor. Dayım da bütün ağırlığını bana vermiş, diğer kolunu sallaya sallaya yürüyor. “Sağ olasın abi,” deyip çıkıyorum sokağa. Hafif bir esinti, bahar gelmiş, üşütmüyor. Zaten kaç gündür evden çıkmamışız, bütün gece de bir göz dayımı kollamışım. Derin derin soluyorum, temiz hava iyi geliyor. “Yahu bu Selma ne yapmış öyle ya,” diyorum. Sefer Abi’nin meşhur Selma’sı. Evlenmiş. Sefer’e tekmeyi basmış. İstanbul’a kaçmışlar. Neyse ki Sefer Abi geldiği gibi bombayı masaya attı. Bizim mevzunun açılmasına fırsat kalmadı. Bütün akşam, yakacam onları deyip durdu. Herkes de fiştekledi. Basalım ulan, gidelim İstanbul’a diye diye birbirlerini gazladılar. “Valla dayı,” diyorum, “kimseye güven olmaz.” “Giden gidiyor oğlum,” diyor, son hecelerini yayarak, “giden, gidiyor.” Adımlarını izlediği başını kaldırıp yukarı bakıyor. Tepedeki dolunay yüzünü aydınlatıyor. Yanakları al al. Sakalları ilk kez bu kadar uzamış. Ensesi çıkmış. Kolumdan sıyrılıp elini başına götürüyor. “Kazan oldu kazan,” diyor. Önüne gelen ufak bir taşa ayağıyla vuruyor. Taş sokak lambasına çarpıp çınlıyor. “Yedisi çıktı. Çıkmasa içmem,” diyor. Ananemin ölümünün arından sekizinci gün. Susuyoruz. Kaldırım taşlarına baka baka yürüyoruz. Sokağın köşesinde tekeli görüyorum. Açık. “Hah,” diyorum, “dayı sen bekle de ben bi'sigara alayım.” Giriyorum dükkâna. Bir kısa Camel istiyorum. Derken bir bağırış kopuyor. Dayımın sesi. Küfürler savuruyor, anlaşılmaz. Bir anda boynumdan yukarısını sıcak basıyor. Aklıma sürüyle şey doluşuyor, eyvah diyorum, atıyorum kendimi dışarı. Dayım kenarda, arkası dönük, iki büklüm. Bir yandan el kol, bir yandan tekmeler savuruyor, bir yandan da, “Ulen şerefsizin oğulları, çekilin ulen,” diye diye bir şeylerle boğuşuyor. Etrafta tüyler uçuşuyor. Kanat çırpışları, ciyak ciyak sesler geliyor. Koşa koşa gidiyorum yanına. Sağında solunda kuşlar. Kara kara kargalar. “Dur dayı,” diyorum, “ne oldu?” Son karga da uzaklaşıyor. Sokağın köşelerine dağılıyor hepsi. Dayım yere çömelmiş. Pantolonu iyice aşağı inmiş. Üstündeki gömleğin sırtı ter içinde kalmış. “Dur dur,” diyor. Doğruluyor, bana dönüyor. Ellerini uzatıyor. Avuçlarının içinde kırçıllı bir kuş. “Öldürüyordu piçler,” diyor. Kalbimin atışı yavaşlıyor. Omuzlarım düşüyor, yüzümün şekli değişiyor. “Aaa,” diyorum. “Kumru mu o?” “Ya,” diyor dayım, “kumru.” Tekel de peşimden gelmiş. “Kardeş sekiz lira,” diyor, “yaygara kopardınız.” Al da git diyemeden tutuşturuyorum eline bozuk paraları. Şaşkınlığım dağılıyor. Dayımın omzuna dokunuyorum, yürümeye devam ediyoruz. “Çıkarsana hırkanı,” diyor bana. Çıkarıyorum. “Yaralı bak, kanadının altı,” diyor. İki elimle açıyorum hırkayı. Yavaşça kumruyu koyuyor. Sarmalıyor. Sonra yine kargalara küfrediyor. Gülüyorum. Benim gülmem onu da güldürüyor. Karşılıklı gülüyoruz. Dönüp tükürük saça saça, “Ne var lan bu kadar güldün,” diyerek bir eliyle saçımı kurcalıyor. Öteki elinde hayatın sırrını tutuyormuşçasına özenle hareket ediyor. Parmağımı dudağıma götürüyorum, “Sus, sus,” diyorum, kıkırdaya kıkırdaya. Sokak sessiz, bomboş. Üstümüzden bir yük kalkmış gibi sakin sakin yürüyoruz kalan yolu. Eve girince dayım ayakkabılıktan bir kutu alıyor. Altına da havlu seriyor. Kumruyu yerleştiriyoruz. Önüne ufak bir kap su bırakıyoruz. Bir divanda dayım, bir divanda ben, kutuda kumru, sızıyoruz. Ertesi gün teyzem yemenisini takmış, pencerenin önündeki masaya eğilmiş, pirinç ayıklıyor. Bıdır bıdır da konuşuyor. “Günaydın,” diyorum. “Hah, gel de anlat,” diyor. “Nerden geldi bu zilli?” Kumrunun önüne buğday dökmüş, kutunun yarısına gazete sermiş, kalan yarsını havluyla kaplamış. “Anlat hele,” diyor. Anlatıyorum dünkü hikâyeyi. Teyzem güldükçe göz altlarındaki şişler kabarıp kabarıp iniyor. “Ben gazlı bezle yaralarını sildim, bizim Rıfat’a da sordum, döş kemiğine baskı yapmıcakmışız. Panik olurmuş. Ha bi’de sıcak tutcaz,” diyor. Dayım giriyor mutfağa, “Mazlum o mazlum, yaralı o da,” diyor, kumrunun başını okşuyor. Kumru da gagasıyla dayımın parmaklarını didikliyor. “İyileşir yaraları iyileşir,” diyor teyzem. Kumruya eğiliyor, “Hızır yardım ede de, uça da gide,” diye devam ediyor. “O ne demek kız,” diyorum, gülüyoruz. “Eh,” diyor dayım. “Bi’pazar kahvaltısı hazırlarsın.” Teyzem elindeki işi bırakıyor, çayı demlemeye koyuluyor.
YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Walker Evans’ın Fotoğrafları ÜzerineErhan Sunar
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Nihat Dağlı

24 Aralık 2025

Ele Geçirilemeyenin Peşinde

“Yola çıkarken şunu unutmamak gerekir: Hazırlanmış güzergâhlara, haritalara, önceden ayarlanmış konaklamalara, tesadüflere ve beklenmedik olaylara rağmen yolları önümüze açan Tanrı’dır. Issızlıkları o yaratır ki biz içlerinden yollar geçirebilelim. Dağlar arasında, sanki d..

Devamı..

Şaka

Erhan Sunar

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024