Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

25 Temmuz 2017

Öykü

Dilek Emir • Eser Miktarda Aşk

Dilek Emir

Paylaş

16

0


Yazıyorum çünkü insanlar neden söz ettiğimi anlamıyorlar.

– Milena J.

Mutfağın kapısına tek omuzuyla yaslanmış, “Senin bu çay ve kahveye olan iştahsızlığın benim hâlâ sinirimi bozuyor,” diyor. “Yani... yani, acaba bir gün kendiliğinden, kahve içmek isteyecek misin diye merak ediyorum.” Yanağında gözünün içinde ağzının kenarında alaycı. Süzgeci bardaktan alıyorum, hâlâ fokurdayan çaydanlığın sakinleşmesini bekleyip bardağı ağzına kadar dolduruyorum. “Sen ne zaman benim iştahıma olan umudunu kaybedeceksin, ben de onu merak ediyorum,” diyorum. “Hiçbir zaman,” diyor. Kendinden son derece emin, “Asla,” diyen bir çene. “Hadi canım, bence geçen yaz kaybetmek üzereydin,” diyorum, elimde çaylar salona geçerken. “Hangi yaz?” “Geçen yaz işte, Paris’te günlerce çay içmeden durduğumuzda hiç aşermediğimde.” Salonun boğaza bakan geniş balkonunda sardunyalar içinde oturuyoruz. Büyük, dağ gibi bir şilep Marmara’ya doğru kayıyor. Arap kâğıdının bir kenarını düzgünce yırtacak, böylelikle kâğıdı küçültecek, sonra Golden Virginia tütününden iki tane saracak, birini bana verecek. O sararken her seferinde parmaklarını hamura benzetir, oyun hamurundan aynılarının yapılabileceğini düşünür, ona söylemezdim. “Bu tütünden bu kadar uzun zamandır bulunuyor olması hayranlık uyandırıcı,” dedim. “Kitap gibi konuşmanın sonu yok,” dedi, “bak bu konuda umudumu çoktan kaybetmiş durumdayım.” “Ben de senin sigarayı bırakman konusunda umudumu kaybetmiş durumdayım.” “Peki umudunu kazanabilir miyim.” “Bence umut kazanılmaz,” dedim, “umutla yeşerilir.” “Ama umutla yeşermek için artık çok yaşlı değil miyiz.” “Yaşlı bile değiliz. Umut için ölüyüz,” dedim. “Kitap gibi konuşman gerçekten içimi acıtıyor,” dedi tekrar, “yüreğimin âdeta kanadığını duyumsuyorum.” Böyle abartmalara alışığız, gülmüyoruz artık. Bunları bolca görüyor, okuyoruz. “Kitap gibi konuşmuyorum, kitaplar benim konuştuğum gibi yazılıyor,” dedim. Gülümsemek için durduk. “Yaseminler sence bu yaz birbirine kavuşur mu,” diye sordum. Balkon demirinin bir ucundan ötekine birbirine yürüyen yaseminlere baktı. “Emin ol haziranda sarılmış olacaklar.” Hanımelleri, begonviller, traçalar... hepsi yıllar içinde bizimle yer değiştirmiş, her taşınmada kökleri temizlenmiş, toprakları saksıları değişmişti. Yeni alınmış her çiçeğin onu nasıl mutlu ettiğini gördüğümde başlangıçta şaşırıyordum. Sonra alıştım. Ofise gelen yeni bir çiçek beni hiçbir zaman onu mutlu ettiği kadar etmedi. Geniş saksıların içinde gelir gelmez ölen begonyalarımı hatırladım. “Ebe Hanım’da nasıl ölmüştü begonyalar.” “Suyla boğmuştun zavallıcıkları,” dedi. “Dayanıklıdır onlar, ne yapsam öleceklerdi, yaşamak istemediler. Hem buna hakları da vardı.” “Böyle söylemen güzel, artık dünyayı kurtarabileceğini düşünmüyorsun.” Başımı sandalyenin gerisine attım. Gökyüzünü görmek için balkonun üstündeki ondulinleri söktürme konusundaki kararsızlığımızı hatırladım. “İyi ki çıkarttırdık şunu,” dedim. “Bunca yıldır yaptığımız en iyi şeydi,” dedi. “50. sayıdan da mı,” dedim. Kafamı kaldırdım. İyi espriydi, bunu beklemiyordum, der gibi güldüğünü biliyorum. Gözlerim başka yayınevlerinden gelen kitaplara kaydı. Camın iç kısmındaki pencere kenarında yatay istiflenmiş sırtlarını gösteren birçok kitap. “İtalya seyahatine ne dersin,” dedim. Birden durdu, bir şey anlamadığı ama mal gibi de bakmak istemediği zamanlarda hemen yüz ifadesini olduğu gibi korur, biraz düşünür, ya düşünür çıkarır ya da çıkaramazsa anlamadım der, ya da kaşıyla ne iş der gibi bir işaret yapar. “Belki olduğumuz yerde kalırız,” dedim. Klasikti. Kitaplar bitene ya da birimiz sıkılana kadar sürerdi. “Camdan bir kalede oturmanın nesi güzel,” diyerek devam ettim. Sonra hiç arkasını dönmeden, “Mor sokak sakinlerini de görmek gerek,” dedi, “sıfırdan başlarsın ve belki bir gün uçarız.” “Pembe ve Yusuf kayıp şeylerin bakım kılavuzunu bulmuş,” dedim. Hafifçe arkasını dönüp balkonun dökülen dış duvarlarına bakıyormuş gibi yaptı. Elleriyle saçlarını düzeltip baktığı yeri gizledi. Bıkmadan oynadığımız için daha da komik gelen bu oyunun içinde artık aldanmayacağımızı bile bile pozlar yapıyorduk. “Balıkçı İlyas’ı deniz vurmadan önce buldular.” “Şimdi bu aşk mı,” dedim ardından. “Ütopyanın kanatlarından çıkan araba sevdasını ne yapacağız. Bir safran çiçeği gibi duracak orada.” Camın arkasına artık gözlerimi kısarak bakmaya başlamıştım. Başımı yana yatırmam da kâr etmiyordu. “Yola öyküden çıkanlar koparacak onu,” dedim. “Zaten kızböcekleri basmış,” dedi. “Eeh tamam benden pes, ama sana benden son tavsiye,” dedim, “yalnızlık yengen olsun.” “Olsun.” Sonra cam kenarındaki bütün kitaplar bitene kadar sürdürmedik oyunu. Ben tek ayağımı sürüyüp topallayarak içeri girdim. Kitapların önünde durup camın ardından balkona baktım. Bir elimde fincan bir elimde tabağı varmış gibi yapıp yumuşak bir bilek hareketiyle fincanın dibini karıştırdım. Sonra da bir yudum içip fincanı ters çevirdim.
YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

En güzel aşk romanları...Oggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Christine Estima

20 Eylül 2025

Kafka’nın İlk Çevirmeni: Milena Jesenská

“Henüz var olmayan bir şeyi, ancak ona tutkuyla inanırsak yaratabiliriz."1920’li yılların Viyana’sı günümüzün kozmopolit Viyana’sı gibi değildi. I. Dünya Savaşı sona ermiş, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu çökmüş,  bu acımasız savaşın yarım bıraktığı işi 191..

Devamı..

Sapanca’da Doğa Yürüyüşü Yapılabilecek..

Oggito

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024