Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

8 Şubat 2017

Edebiyat

Dilimizin Derbederliği

Oggito

Paylaş

28

0


BİR BELGE

Dil Anketimiz II

Dilimizin yabancı kelimelerden arınması konusunda, bu işi tutan, tutmayan aydınlar arasındaki anlaşmazlık, kültürümüzün geleceği üzerinde kötü etkilerini gittikçe genişletiyor. Dilimizin yabancı kelimelerden arınması, bunun yerine öz Türkçe bir dilin kurulması işi doğru mu, yanlış mı? Doğru ise arınma işini nasıl başarmalı? Yanlış ise bugün içinde bulunduğumuz çıkmazdan nasıl kurtulmalı? Esi, taraf tutmadan, aydınların dil üzerindeki düşüncelerini belirtmek için bu sayfasını bu konuya ayırdı. Yazarlarımızın düşünceleri bu sayfada yayımlandıktan sonra varılacak sonucu gene tarafsız olarak göstermekle istenen yolu belirtmeyi doğru buldu.

Esi, sayı 9, 1956, s. 7.

Kemal Tahir Dil meselesine karışan herkes ilk önce dilden ne anladığını bildirmek zorundadır. I GİRİŞ Burada reel durumu tespit edilecek dil, “ORTAK - ORTALAMA ENTELEKTÜEL” diye tariflediğimiz bugünün konuşma ve yazı Türkçesidir. Bu Türkçe “ortak”lığını çeşitli ağızların, İstanbul lehçesiyle birleşmesinden, “ORTALAMA ENTELEK-TÜEL”liğini mektep kitaplarında, edebiyat, fikir ve sanat eserlerinde kullanılan normal şeklinden alır. (Mesleklere ve muayyen ilimlere doğrudan doğruya bağlı eserlerin, gündelik gazete üslubuyla kanun dilinin terim ve formüllerle dolu yazı şekli bu tarifin dışında kalmaktadır.) Esasını İstanbul ağzının meydana getirdiği “ortak konuşma dili” ile “ortalama entelektüel yazı dili’’ türlü vasıtalarla –bilhassa mektepler vasıtasıyla– memleketin her tarafına her gün biraz daha yayılıyor, her sınıfın okuyup yazanları tarafından kolayca kullanılıyor. Bu dil, bütün yaşayan diller gibi, kelimeleri, tabirleri zamanla eskitmekte, bazılarının manalarını daraltıp genişletmekte, yahut büsbütün değiştirmektedir. Dilimiz, hayat şartlarının, bu şartları tayin eden ekonomik ve sosyal münasebetlerin tesiri altında muhtaç olduğu kelimeyi veya tabiri bulduğu yerden alır. “Yerli-yabancı” demez, hele kökünü hiç araştırmaz. Söylenişini kendi hece bünyesine en hoşa gidecek şekilde uydurur, kısacası: Kendine mal eder. Ancak bu sayede en yeni ve en ileri fikri, ferdin veya toplumun en keskin ve en karışık hareketlerini, en derin ve en geniş insan duygularını karşılayıp anlatabilecek renkli canlı yeterliği içinde normal ve müspet ilerlemesini aralıksız sürdürür. Her sınıfa, her zümreye bağlı halklar, anlaşmayı kolaylaştıran diğer sosyal ve kültürel şartların da sağladıkları imkânlarla bu dili zorluk çekmeden, tedirgin olmadan konuşurlar. Normal yazı diliyle normal edebiyat ve sanat dili, ortak konuşma dilinin sürekli tesiri altındadır. Fakat yazı dili hiçbir gayret ve istekle konuşma dili haline getirilemez. Bugün yazarlarımızın, şairlerimizin büyük çoğunluğu bu normal yazı dilini kullanmaktadırlar. Halkla konuşan siyaset adamları, bütün mektepler ve üniversite, radyo, sinema ve tiyatro normal konuşma diliyle normal yazı dilinden ayrılmamışlardır. Bu sebeple konuşma dilimiz gibi normal yazı dilimiz için de bugün telaşa lüzum yoktur. Bunlar kendi kanunlarıyla normal gidişlerini devam ettiriyorlar, yaşama imkânlarını bünyesinde taşıyan bütün sosyal hadiseler gibi hayatla beraber hayatın içinde ifade imkânlarını genişletiyorlar. Yeni şiir ve hikâyelerin küçük bir kısmında pek azı müstesna sanat ve edebiyat “eleştirme”lerinde gördüğümüz uydurma edebiyat dili, öz Türkçeden üretme ve uydurma kelimelerle –tilciklerle– dolduruluyor, tersine çevrilmiş sakat cümlelerle –devrik tümcelerle– yürütülmek isteniyor. Uydurma ve zorlama yazı dilinin de –buna yazı dilinden ziyade “edebiyat argosu” demek daha doğrudur– ayrıca bir meselesi veya meseleleri yok... Çünkü bu dilin bizzat kendisi bir anormal ve karışık meseledir. Bir avuç entelektüel –dili metafizik manası ile FELSEFE’ye benzeterek– bu karışıklığı büsbütün artırmakta, dillerini anlaşılmaz, akıl almaz hale getirmektedirler. Bunlar, şaşılacak bir pervasızlıkla kendilerini dil üzerinde, her çeşit “tasarrufa” keyiflerince harekete yetkili sayıyorlar, daha beteri, bu işi bir milliyetçilik ve İLERİLİK NÜMAYİŞİ haline getirmiş bulunuyorlar. Fikirlerini kısaca şöyle sıralamak mümkün: “Atatürk’ün inkılapları, dil inkılabını da içine alan, bir bütündür. Savunmak lazım!” “Yabancı kelimeleri, ana köklerden yeni kelimeler üreterek –icabında uydurarak– dilimizden sürüp çıkarmalıyız. Milli dil ancak bu suretle yaratılabilir ve Türkçe ancak bu yoldan yüksek medeniyet ve kültür sahibi milletlerin büyük dilleriyle bir hizaya gelebilir.” “Halkla anlaşabilmek için dilin zorla ve süratle sadeleşmesinden başka çare yoktur.” “Bugünkü cümle kuruluşu nesre can sıkan bir “yeknesaklık” –tekdüzenlik– veriyor. Devrik tümce –yani ters-sakat cümle– hem konuşma dili ile yazı dili arasındaki farkı ortadan kaldıracak hem de cümledeki ses ve şekil yeknesaklığından nesrimizi kurtaracak...” Ve asıl önemlisi: “Yeni fikirlerimizi, edebiyatta duygularımızı bugünkü dille ifade edemiyoruz. Zira bir sanatkâr veya eleştirmeci kullandığı bütün kelimelerin ana köklerindeki asıl manayı mutlak surette ve tam olarak bilmek zorundadır. Bunu bilmedikçe düşündüğünü de, duyduğunu da tam tamamına yazamaz. İşte bu sebeple Doğu kültüründen Batı kültürüne döndüğümüz halde Batı’dan kelime alamayız. Alırsak mekteplerde Grekçe ve Latince okutmak şart olur. Eski Arapça ve Farsça kelimeleri de kullanamayız. Zira bu diller artık mekteplerimizde okutulmuyor. Şu halde tutulacak yol –çaresiz– öz Türkçenin ana-köklerine gitmek... Orada birşey bulunmazsa uydurmak...” Bu fikirler gösteriyor ki mesele gelip şu iki noktaya takılmış:
  1. a) Kelime üretmek ve uydurmak.
  2. b) Devrik tümce (ters-sakat cümle).
Birincisi: Dili sadeleştirecek, daha anlaşılır hale getirecek, ifade kudretini artırarak fikirlerin ve duyguların yanlışsız yazılmasını sağlayacak, bu suretle Türkçeyi milli benliğine kavuşturacak... İkincisi: Konuşma diliyle yazı dili arasındaki farkı ortadan kaldıracak, nesirdeki ses ve şekil yeknesaklığını –tekdüzenliliği– giderip fikirlerin ve duyguların ifade imkânlarını şekilde genişletecek... Biz dil üzerinde fazla durmaya üşendikleri için bu iddialara bazılarının inanıverdiklerini sanıyoruz. Bazıları da geri sayılmaktan korkuyor, ileri gibi görünen her hareketi tutmaya kendilerini mecbur zannediyorlar. Bu gidişe biraz da istemeden katılmaları, sürüklenmeleri bundan... Başta sayın Nurullah Ataç olmak üzere geri kalanlarınsa, biraz safça olanları, hele bunların sanat ve edebiyatla uğraşanlarını, hiç acımadan alaya aldıklarına eminiz. Eğer alaya almasalar, Atatürk inkılaplarını, Atatürk’ün sonraları tamamıyla reddettiği bir yanlış hareketle savunmaya kalkışırlar mı? Bu inkılapların işe yarar temel fikirlerini, ilerletici ruhunu görmezden gelip kelime uyduruculuğu yoluyla biricik anlaşma vasıtasını bir anlaşmazlık karşılığı haline getirmeye çabalarlar mı? Yaşayan dillerin, kültür ve medeniyetlerin birbirleriyle münasebetlerini, birbirleri üzerindeki karşı durulmaz, önüne geçilmez tesirlerini unutmuş görünürler mi? Türkçeyi, bugünkü medeniyet ve kültür dillerinin hizasına yükseltmek iddiasıyla işe girişip “ana kökler” dedikleri Orta Asya’nın ilkçağ karanlıklarındaki iptidailiğe, fukaralığa kadar geriletmeyi akıllarından geçirirler mi? Halkın kim olduğunu, nerde bulunduğunu, nasıl yaşayıp neyle geçindiğini, hangi şartlar altında hangi sınıflara bölündüğünü bilmeden, bilmeye de lüzum görmeden biricik anlaşma, vasıtasını –yüzde yüz sosyal bir hadise olan dili– oturdukları yerde uydurabileceklerini ileri sürerler, dili ilerletmeyi sadece bir “lügat” işi saydıklarını pervasızca ilan edebilirler mi? Yazı diliyle konuşma dilinin başka başka kanunlara bağlı, başka başka sosyal hadiseler olduklarını, birbirlerine tesir etmekle beraber birleştirilmelerinin, bünyeleri bakımından imkânsız bulunduğunu unutmuş görünürler mi? Buraya kadar saydığımız şeylerin pek de önemi yoktur. Fakat devrik tümceye –yani ters ve sakat cümleye– geldi mi, iş biraz ciddileşir. Çünkü her milli dilin değişmez ana temeli, yabancı dillere karşı milli vasfının ana koruyucusu yazı dilinin cümle kuruluşundaki hususiyettir. Cümle kuruluşu her dilin yaşama ve ilerleme şartını tek başına tayin eder. Bu sebeple insanlara, kendi cahilliklerini ilan için de olsa cümleye dokunmak hakkı tanınmamak lazımdır.
YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Led Zepplin e-kitaptaOggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

A. Dilek Şimşek

7 Şubat 2026

Yoldan Çıkanlar Var Aramızda

Biz yoldan çıkanlar, dünyayı mahvetmekle geçirdiğimiz zamanı keşke onun gerçek sahibi doğayı anlamakla geçirsek.Sosyal medyaya çok karşı değilim. Su akmadı mı, patlama sesi mi duydun X’e bak. Ankara’da neler oluyor instagramda. Yeni filmler ve söyleşiler, atölyeler, sergi..

Devamı..

Kısa Sürede Çok Şey Hissettiren Rotalar

Oggito

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024