Amaç hikâyeniz için gerekli okuru üretmek
“Bence bir yazar okurun ummadığı şeyi yazmalıdır. Yapılması gereken onların neye ihtiyacı olduğunu belirlemeye çalışmak değil, onları dönüştürmek, hikâyeniz için istediğiniz kıvama getirmek.” Son romanı Sıfır Sayı’da gazeteci Colonna, iletişim dünyasında önemli bir isim olan Domani tarafından henüz yayın hayatına başlamamış bir gazetede çalışmak üzere işe alınır. Muhtemelen asla da yayınlanmayacak olan bu gazeteyi yaratma görevini üstlenen Colonna ve çalışma arkadaşları, “Commendatore” lakaplı patronlarını memnun etmek için bir plan yapar. Commendatore ise gazeteyi üstü kapalı dokundurmalar ve sözde entelektüel yorumlar ile skandalları ortaya çıkarmak, İtalya’nın politik ve finansal üst tabakasına şantaj yapmak amacıyla kullanmak istemektedir. Hikâye ilerledikçe Colonna, idamından yerine başka biri geçirerek kurtarılan Mussolini’ye yönelik suikastı fark eder. Mussolini, rejimin düşüşünden sonra Arjantin’de sürgünde yaşamaktadır ve Başbakan Aldo Moro’nun 1978’deki suikastı de dahil olmak üzere kimi olayların ardında olduğu tahmin edilmektedir.
Kamu düşüncesinin yarısı yalanla şekillendiriliyor
“Ben bir düşünürüm, romanlarımı sadece hafta sonlarında yazıyorum,” diyor Eco. “Bir düşünür olarak ‘gerçeğin’ peşindeyim. Neyin gerçek olup olmadığına karar vermek çok güç olduğu için, gerçeğe yalanların analiziyle ulaşmanın daha kolay olduğunu keşfettim.” “Bence kamu düşüncesinin yarısından fazlası yalanlarla şekillendiriliyor. Yalanlar tarafından şantaja uğruyoruz,” diye ekliyor. Sıfır Sayı’da Gladio isminde, Soğuk Savaş yıllarında İtalya’da ve Avrupa’nın geri kalanında faaliyet göstermiş gerçek bir organizasyona atıfta bulunulur. Bu organizasyon muhtemel bir Sovyet işgalinde harekete geçecek yeraltı örgütlerinin bağlantılarından sorumludur. “İkinci Dünya Savaşı’ndan hemen sonra Avrupa’da sözde Sovyet işgalini durdurmak için gerilla savaşı üzerine eğitilmiş bir tür gizli örgüt kurdular. İçlerinden bazıları eski faşistlerdi ve daha da önemlisi, kimse bu örgütün farkında değildi,” diyor Eco. “Romanlarımdaki öğelerin benim icadım olduğuna inanılsa da tarihi gerçekleri kullanıyorum. Önceki Günün Adası’nda insanların gülünç bulduğu Jüpiter’in uydularını izlemek için tasarlanmış ilginç bir makine var. Gerçekte Galileo tarafından tasarlanmış ve Hollandalılara satılmaya çalışılmıştı. Düşünüldüğü zaman gerçekten de çılgınca, ancak bir hikâyeye dönüştürdüğünüzde komik hale geliyor. Gerçeklik kurgudan daha büyüleyici; çünkü daha yaratıcı.”Hayali komplolar çok güçlü
Peki ya gerçek hayattaki komplolar? Eco’nun eserlerinin çoğu, yerinde bir kuşkuyla paranoyanın sınırları arasında geziyor. Eco’ya göreyse bu, gerçeğe ulaşmak istiyorsak kendimizi hazırlamamız gereken bir dürtü. “Gerçek hayattaki komploların varlığını inkâr etmiyorum, ancak gerçek olanlar keşfedilmiş durumda. Jül Sezar’ın cinayeti bir komploydu, bir başarıydı hatta. Yani gerçek komplolar her zaman keşfedilir. Esas güçlü olanlar ise gerçekte var olmayanlardır; gerçekliğini kanıtlayamadığınız ya da yalanlayamadığınız için toplumun zihninde dolaşımına devam ederler ve pek çok saf insanı yönlendirirler.” Gerçek edebiyat kaybedenler hakkındadır Mullan, Sıfır Sayı’dan en çok sevdiği bölümü –“bilgeliğin hazzı kaybedenlere hastır”– alıntıladıktan sonra, Eco’ya hikâyesini neden kısıtlanmış bir karakterin ağzından anlatmayı seçtiğini sorar. “Çünkü edebiyat budur,” diye cevaplıyor soruyu Eco. “Dostoyevski kaybedenler hakkında yazıyordu. İlyada’nın ana karakteri Hector da bir kaybedendi. Kazananları konuşmak sıkıcıdır. Gerçek edebiyat kaybedenleri anlatır. Madame Bovary, Julien Sorel birer mağluptur. Ben sadece aynı şeyi yapıyorum. Kaybedenlerin hayatı daha ilgi çekicidir. Kazananlar aptaldır, çünkü genellikle şans eseri kazanırlar”Kaynak: Guardian






