***
Berry yemek odasına giriyor. Bertha Teyze ötekilerle birlikte masada oturuyor. Öğlen yemeği olarak rosto tavuk ve şarap kadehleri var masada. Bertha Teyze parti için gelmiş bir konuk sanki. Biri Dickie’yi içeri getirmiş, soluk bile almadan şakıyor. Öyle mutlu ki... Bertha Teyze ile tokalaşmak için masanın öteki yanına geçtiğinde konuşmasına hiç gerek yok; çünkü herkes Dickie susuncaya kadar her zamankinden daha yüksek sesle bir şeyler söylüyor. Bertha Teyze kimseye bakmadan konuşuyor. Söylediklerini düşünürken de tabağındakileri dikkatle yemeğe çalışırken de, göz kapakları kapanıyor, çilli beyaz yüzündeki acı ifadesi keskinleşiyor. Bu sırada konuşmasını sürdürüyor ve sözlerinin sonuna kadar kime bakacağı kestirilemiyor. Sözünü bitirdiğinde ansızın birine bakıp gülümsüyor. Bertha Teyze minik bir ibadethane gibi. Saçları kiliseye uygun biçimde ikiye ayrılıp arkada küçük bir topuz yapılmış. Yeni ve tertemiz muslin yeleğinin yakası, beyaz ve çilsiz boynunu örtüyor. Yeleğin üstünde kahverengi ipekten ellerini yarıya kadar örten bir giysi var. Berry büyümüş. Yakası farbelalı kahverengi ipek elbiseyle oturup bir şeftaliyi yemeye çalışmadan önce, bu güzel ve olgun şeftali bir süre tabakta kalır. Unutur onu, dimdik oturur, masanın öteki başındaki birine bir şey söylemek için başını çevirir, ama yine de şeftalinin hep orada durduğunu, az sonra yerinden kaldırırken parlayacak gümüş çatal ve bıçağı gayet kibarca eline alacağını bilir. Sonra soyup dilimler onu. İlk minik şeftali lokmasını çatalın ucuna saplarken söze başlar ve sözünü bitirdikten sonra gülümser. Şeftaliyi ağzına attığı sırada, başka biri bir şey söyler ve o uzaklara dalar. Ama Berry sözcüğü ikiye bölerek kar-deş demek istemez. Ya da iç içe evlerden birinde yaşayıp, küçücük bir kilise orgu alabilmek için on sekiz tane elbiseli minik domuzcuk yapıp pazarda satmayı düşünmez.***
Berry işlemesinin başında sakin bir yüzle, Bertha Teyze gibi öne eğilmiş oturuyor. Belki birazdan Bertha Teyze gittikten sonra da aynı duyguları hissetmeye devam edebilirse, her zaman sakin olup solgun görünmeyi ve konuştuğu zaman ansızın gülümseyebilmeyi başarabilecek. Doğru olmakla birlikte, söylemesi zor ve garip oluşuna kimsenin aldırmadığı bir şeyler söylemeyi de öğrenebilecek. Benim işim diyor Bertha Teyze ve senin işin. Önemli. Nakış. Hayır, bu Kurtarıcı Yaşıyor yazısından kesinlikle nakış işi olamayacağını biliyorum. Bayan Webb yine geldiğinde yapacağı yama işini düşünüyor. Bayan Webb buna dikiş dikmek diyor. Başlangıçta koton kumaşı kirletmemeye ve iğneyle elini delip kumaşta minik kan lekeleri bırakmadan düzgün dikmeye çalışmıştı ama artık öğrendi. Oysa Bayan Webb giyinme odasındaki lavanta kokulu kullanılmayan öteberi torbasından çıkan farklı desende küçük kumaş parçalarının nasıl göründüğünü hiç bilmiyor. Minik desenli leylak rengi küçük parçaların içini görmediği gibi onlara bakmak ve niçin o kadar derinlikli göründüklerini anlamak istemiyor. Ayrıca çizgili kumaşların ne kadar çirkin göründüğünden de habersiz... Bertha Teyze başını kaldırıyor. Fakat ancak ip yumaklarını görecek kadar. Bakışları yumakları buluyor ama başka bir şeyler düşünüyor. Düşünceleri başka yerlerde dolaşırken o karşıya bakmadan yeni bir ip alıyor. İğnesinin ucuyla tarazlanmış küçük bir parçaya bastırıyor ki düzgün işlenebilsin. Berry kalın dore ipek ipliğin doğru noktaya işlendiğini görebilmek için, kendi dokumasında da bir parça tarazlanmış ip olmasını arzu ediyor. Şimdi Bertha Teyze işinin uzaktan nasıl göründüğüne bakmak için, arkasına yaslanıyor, başını yana kaydırıyor ve gözlerini kısıyor. Ciddi bir yüzle işlemeyi inceliyor. Berry de başını kaldırıp gözlerini kısıyor ve kendinden uzaklaştırdığı işlemeye bakıyor. Ama harfleri tek tek incelemiyor: Benim K-u-r harflerim o kadar güzel görünüyor ki onu benim yaptığıma inanamıyor. Keşke Bertha Teyze gibi sakat olsaydı da ‘malzemelerle’ (renk renk ipekler, iğneler, gümüş dikiş yüksüğü, nakış makasları ve bir de çok güzel görünen bitmiş işler) bir parti verebilseydi. Sonra da yeni bir işlemeye başlamayı düşünürdü. Yazının işlenmesi yarı yarıya bitmiş durumda. Sonuna konacak baklava biçimindeki noktayı saymazsak. İşlemedeki ipeğe dokunmak için elini uzatıyor ama iğneye iplik geçirmek dışında ipekler ellenmez kuralını anımsayıp hemen elini geri çekiyor. İşlemedeki altın yaldızlı harflerin ipeği, yumaktaki hali kadar temiz. Üstelik daha da parlak. Pug’ınkinden daha güzel hem de. Pug’ın işlediği harfler daha küçük. Pug gibi yazısı da kısacık: Tanrı Aşktır. Çoğunu Bertha Teyze yaptı, çünkü Pug hemen hemen her zaman başka bir yerde ve pis. Üstelik annenin doğum gününe sadece üç gün kaldı. O zamana kadar Bertha Teyze gidecek. Bütün sabah kahvaltı odasında parti varmış gibi oturmayacak. Anneyle araba gezilerine gitmeyecek ve dönüşte parti gibi uzun çay saatleri yapmayacak. Sıra evlerdeki evinde olacak.***
Annenin yatak odasında Mary gizlice paketten yazıları çıkarıyor. Pug’ınki en üstte. Küçük. Paket kâğıdından çıkarılıyor ve işte Mary’nin ellerinde çerçeveli bir resim. Ellen, “Çok güzel değil mi?” diyor. Çok güzel; kırmızı harfler ve kahverengi çerçeve. Ellen annenin en küçük resmini duvardan indiriyor ve Pug’ın yaptığı işi onun üzerine tutup deniyorlar. Pug herkes görsün diye çerçeveyi duvara tutuyor. Ve şimdi Mary’nin elleri öteki yazıyı saran kâğıdın üstünde. Berry korkuyla bekliyor. Gözlerini kapıyor. Kımıldayamıyor ve konuşamıyor. Kapalı göz kapaklarının ardından büyük güzel Kurtarıcı’yı görüyor. Altın yaldızlı harflerle yazılmış ama geri kalan kısım yarım kalmış. Bitirmeyi, baklava şeklinde noktayı ve zor da olsa helezoni kıvrımı yapmayı unutmayacak ama. Gözlerini açıyor. Mary paket kâğıdını açıyor ve sahanlığa atıyor. “Güzel olmuş,” diyor Mary. Berry bu söz kulaklarında yankılanırken sahanlığın öteki köşesine kaçıyor. Köşedeki pencerenin dışında, tırmanıcı güllerin kendisini süzdüğünü fark ediyor. “Berry!” Nereye saklansa? Hizmetçi dolabında iki büklüm; solukları Ann’in süpürgelerine orada olduğunu söylüyor. Mary ile Ellen’ın alt kata indiklerini duyuyor. Dolaptan çıkıyor hızla sahanlığa gidiyor. İşte orada. Şömine rafı üstünde, güzel altın harfler, nokta ve helezoni kıvrımıyla birlikte eğri bir şekilde asılmış. Üstelik uzanamayacağı kadar yüksekte. Mary’nin dediğine göre doğum günü sürprizini görsün diye anne bir bahaneyle buraya yollanacakmış.***
“İşte hayatım. Artık düz duruyor bebeğim. Ne hoş bir yazı ve sen onu çok güzel yapmışsın minik tavşancığım. Annen çok beğendi.” “Nokta baklava şeklinde.” “Evet, hayatım.” “Her zamanki gibi yuvarlak değil.” “Değil canım, çok güzel bir nokta olmuş.” Anne işe bakmaya devam ediyor ve Berry onun yanına sokuluyor. Annenin yüzünü yakından görmek istiyor. Yüzü üzgün gibi ve bir firketenin başından düşmek üzere olduğunun farkında bile değil. “Zavallı Bertha!” Berry boğazına bir şey düğümlendiğini hissediyor, yüzü yanmaya başlıyor. Aptal işte bu anne, aptal. Bertha Teyze’nin sakat olduğundan başka bir şey bilmiyor. Niçin duvarda asılı bu yazıda onun varlığını göremiyor; yazıya yazık ediyor. Çünkü göremiyor onu.İngilizceden çeviren: Şefika G. Kamcez






