İşte bütün bu çabasından ötürü, yani insan olma çabasında olan ve insanlara karşı vicdani bir yükümlülük hisseden Dima'nın adı "Durak"a çıkar, yani "Enayi"ye. Dostoyevski'nin kelimesiyle söyleyecek olursak "Budala"ya. Zira iyi insan olmak, insanların sizi aptal yerine koyması demektir.
Rus yönetmen Yuri Bykov'un, içerisinde yüzlerce kişinin yaşadığı bir apartman üzerinden bütün bir kasabayı, bütün bir şehri, bütün bir ülkeyi hatta ve hatta bütün bir dünyayı, bütün bir siyasi ve sosyal düzeni ve bunlardaki yolsuzluğu, çürümüşlüğü yansıtan, sistem ve düzen eleştirisi üzerine temellendirilmiş gibi görünen 2014 yapımı Durak (The Fool) filmi, aslında bundan çok daha fazlasını barındırıyor içinde.
Söz konusu apartman, gerekli bakımları yapılmadığından dolayı çökmek ve yüzlerce kişinin mezarı olmak üzeredir. Bakımların, tadilatın yapılmama sebebi ise elbette ki ilgili yöneticilerin paraları kendi ceplerine 'indirmek' adına rüşvetle döndürdükleri yolsuzluk çarkıdır. Bu çark zamanla öyle bir genişlik kazandırmıştır ki polisinden memuruna, yöneticilerden belediye başkanına ve hatta halkın kendisine kadar herkes bir şekilde bu çarkın bir parçası haline gelmiş, düzen bozulmasın diye hepsi birbirine göz yumup birbirlerinin arkasını kollamış ve birbirini her an canavarca parçalamaya hazır oldukları bir kardeşlik içerisindedirler.

Aynı zamanda bir inşaat mühendisliği öğrencisi olan Dima isimli bir tesisatçı bu apartmanın ahvalini görüp içinde yaşayan insanların canlarını kurtarmak için tek başına bir mücadeleye girişir. Dima, bir tesadüf eseri o gece belediye başkanının doğum günü kutlaması hasebiyle bir arada bulunan kasabanın bütün ileri gelenlerini bu durumdan haberdar eder. Yöneticileri, belediye başkanını bir korku, bir telaş alır. Ancak bu telaşın sebebi yüzlerce insanın her an ölebilecek olmasından ötürü değil, kendi düzenlerinin bozulacağını ve bu ölümlerin doğrudan müsebbipleri olarak yargılanacaklarını düşünmelerindendir. Bu telaş içinde kirli menfaatlerin birleştirdiği kardeşler, yine aynı menfaatler adına birbirlerini parçalamaya başlar ve sağ kalanlar işin içinden sıyrılırlar. Ancak apartmanla ilgili, içindeki insanların canlarını kurtarmak adına hiçbir şey yapılmamış ve bu insanlar göz göre göre ölüme terk edilmişlerdir. Belediye başkanı kendisini aklayıp bütün suçu apartman yöneticisi ve itfaiye başkanının üzerine atmak için polislere onları öldürmeleri emri verir. Öldürülecekler arasında insanları kurtarmak isteğiyle bütün bu kaosu başlatan Dima da vardır. Ancak tam öldürülecekken diğer bir öldürülecek kurban olan (aynı zamanda insanların hayatını hiçe sayarak bakım paralarını çalıp apartmanın yıkılacak olmasını hiç umursamayan) adi apartman yöneticisi, kendisinden beklenmedik bir insanlık tavrı sergileyerek tesisatçının hiçbir suçunun olmadığını söyleyerek onu öldürmemeleri için infazcıları ikna eder ve böylelikle bu cani adam, masum Dima'nın hayatını kurtarmış olur, kendisi birkaç dakika sonra ölecekken üstelik. İnfazcılar bir şartla serbest bırakırlar Dima'yı: Hemen o gece kasabayı terk edecektir! Dima kaçmak yerine apartmandaki insanları kurtarmak için kasabada kalır. Eğer kasabada kalırsa öldürülecektir ama kaçıp giderse de yüzlerce insan ölecektir. Apartmandaki herkesi zorla dışarıya çıkarır. Bina çökmek üzeredir. İnsanlar dışarıya çıkarlar ama bir yandan da homurdanmaktadırlar. Rahatlarını kaçırdığı gerekçesiyle Dima'yı, yani bu zalim dünyada onları umursayan, onları kurtarmaya çalışan tek insanı linç ederler, onu öldüresiye döverler. Ardından tekrar çökmek üzere olan apartmana girerler ve film biter. İşte bütün bu çabasından ötürü, yani insan olma çabasında olan ve insanlara karşı vicdani bir yükümlülük hisseden Dima'nın adı "Durak"a çıkar, yani "Enayi"ye. Dostoyevski'nin kelimesiyle söyleyecek olursak "Budala"ya. Zira iyi insan olmak, insanların sizi aptal yerine koyması demektir. Kendi menfaatleri yerine başkalarını düşünen, canı pahasına insanları kurtarmaya çalışan bir "enayi" olmak demektir iyi bir insan olmak.

Film, klişeler amalgamı gibi duruyor ilk bakışta. Genel olarak bahsettiği hiçbir şey beklenmedik, alışılmadık değil. Ancak yer yer Dostoyevski'nin gölgesinin yansıdığını düşündürüyor insana, ki can alıcı yerler de o kısımlar. İnsanların onlar için savaşan birini linç etmeleri şaşırtıcı değil. Bu beklenen bir şey zaten. Ayan beyan ortada olan bir şey. Bürokrasinin çürümüşlüğü, içlerinde insanca bir şeylerin sağ kalmış olanların dahi, yani umursayanların dahi evvela veya sadece kendilerinin başına geleceği düşünüyor olmaları ve insanların ölmesi onlar için bir sonuç bir felaket değil, bir araç, kendi mahıvlarını yapacak bir sebep olarak görmeleri. Bunlar da hiç şaşırtıcı değil.
Ama işin nazik/asıl tarafları çok etkileyici, bu klişelerden müteşekkil gibi görünen filmi güzel ve iyi yapmaya yetecek derecede hassas ve derinler, bu veçhelere Dima yani bir enayi olarak bakacak olursak şunları sıralayabiliriz;
1. Gerçekten suçlu dahi olsalar, insanca bir eylemde bulunmak isterken, suçlu insanların diğer suçlular tarafından öldürülmesine vesile olmak. Bunun vicdani yükümlülüğü. Her ne kadar diğer bütün insanlara karşı duyulan mesuliyet kadar kunt gerekçeleri olmasa da, diğer bir deyişle hafifletici yönleri varsa da yadsınabilecek bir mesuliyet ve azap değil bu.
2. Bu insani eylemi gerçekleştirirken ölmesine sebep olduğunuz birisinin (ki kendisi de bizzat bu kötülüğün içinde olan adi birisinin) size karşı olağanüstü bir insanlık tavrı gösterip sizin hayatınızı kurtarması.
3. Öteki insanlara duyduğunuz mesuliyetle bizzat kendinize karşı ve kendinizin sorumluluğu altında olan ailenize/çevrenize olan mesuliyetin çatışması.
4. Kurtarmaya çalıştığınız insanların dışarıdan hatta içine girilip bakıldığında bile hiç de insanca bir manzara oluşturmamaları, bataklığın içinde kendileri de bu bataklığın müsebbibi olarak yaşamaları, kendi kendilerine dahi değer vermeyişleri. Ve sizin en baştan itibaren bunun farkında olmanız. Buna rağmen uğurlarında savaşmanız.
5. Ve son olarak bütün bunları yaparken de bir yarı öğrenci yarı işçiden başka bir şey olmamanız, sıradan birisi olmanız. Ki bu da "bizim etimiz ne budumuz ne efendim" bahanesiyle rahatlatılmaya çalışılan vicdanlara ayrı bir darbe demek.
Ve bütün bunların 24 saatten az bir sürede gerçekleşmesi... İnsan denen yoğunluğun, bu yıldıran kesafetin güçlü bir nabız gibi her an atması...
Kısaca, Durak (The Fool) filmi çok katmanlı, ufuk açan, izlenmeye değer bir film.






