Meraklısına, göz önünde tutması için.
Italo Calvino, klasiklerin, onları okumadıklarını söyleyenlerin yüzünü kızartabileceğini, ama sonunda bunun da çok önemli olmadığını belirtir. Çünkü, der, ne kadar çok okursak okuyalım, gene de okumadığımız çok sayıda kitap kalacaktır geride. Çeşitli nedenlerle gözden kaçmış, neden sonra hatırlanmayan pek çok roman, öykü kitabı vardır. Bazen okunmalarındaki güçlükler, bazen yayımlandıkları zamanın okuma kültürüne ters düşmek gibi nedenlerle gözden kaçar bu kitaplar, bazen de kendi dışlarındaki çeşitli siyasal, toplumsal, kişisel nedenlerle. Notosoloji’de üç yıl önce yapılmış bir çalışmaya yer veriyoruz. Aynı kitaplar bugün de aynı geçerliğini koruduğu için.
Öte yandan, seçimleri Şavkar Altınel, Fatih Özgüven, Cem Akaş, Sema Kaygusuz, Cem Uçan, İnan Çetin, Faruk Duman, Deniz Gündoğan yaptı ki, bu da önemli.
Mimesis, Erich Auerbach

Erich Auerbach’ın Mimesis’i ya da daha uzun altbaşlığıyla Batı Edebiyatı’nda Gerçekliğin Temsili edebiyatla ilgilenen herkesin okuması gereken, okumaktan da çok zevk alacağı bir ‘yakın okuma’ kitabıdır. Odysseus’dan Virginia Woolf’a kadar birçok yapıta ve yazara yaklaşır Auerbach ve Odysseus’un ‘yara izi’nden başlayarak okuru ağaçların arasından, ağaçlara tek tek hakkını vererek ormana götürür. Üstelik Auerbach, bu nefis kitabı 1942 Mayısı ile 1945 Nisanı arasında İstanbul’da yazmıştır!
Thomas Pynchon

Çağdaş Amerikan edebiyatının en büyük romancılarından Thomas Pynchon’u “gözden kaçırmak” biraz tuhaf tabii, ama anlı şanlı yayınevlerinin yayın yönetmenleri bile duymamış olabiliyor Pynchon’ın adını. Zor yazar Pynchon, kitapları çok uzun, dili zor, anlattıklarını izlemek zor; Amerikan yaşamına, Amerikan kültürüne yoğun göndermeleri var kitaplarının. Yine de iyi bir yayınevinin, iyi bir çevirmenle ve hak bilir bir çeviri telifiyle altından kalkabileceği bir yazar. Slow Learner adlı öykü kitabı ve The Crying of Lot 49 adlı romanı görece kolay halledilebilir.
B.S. Johnson

İngiliz yazar B.S. Johnson, bizde “deneysel” yaftası yiyecek yazarlardan. 2000’li yıllarda Amerika’da da aynı kapsamda yeniden keşfedildi. 1973’te, kırk yaşındayken “kaale alınmadığı için” bunalıma girip intihar ettiğinde gerçekten çok az tanınıyordu; artık “kült yazar” olarak değerlendiriliyor. Bir kutu içinde fasiküller halinde basılan ve okuyucunun dilediği sırada okuyabileceği The Unfortunates ile baş karakterinin yaşamını muhasebe ilkeleriyle anlattığı Christie Malry’s Own Double-Entry en önemli kitaplarından.
Eşsiz Hazlar, Harry Mathews

Eşsiz Hazlar, değişik karakterleri mastürbasyon sırasında tasvir eden küçük metinlerden oluşma gerçekten eşsiz bir denemedir. Cem Akaş’ın çevirisi de çok güzeldir ve mutlaka okunmalıdır. Harry Mathews. Amerika’nın yetiştirdiği ender (tek?) OULIPO’culardan ve ünlü Locus Solus dergisinin editörlerinden. Bizde yalnızca kısa bir metni küçümen kitap olarak yayımlandı, ama The Sinking of the Odradek Stadium ve Tlooth gibi önemli romanları var.
Russell Hoban

Russell Hoban, fantezi ve bilimkurguyu ana akım edebiyat gelenekleriyle birleştirebilen yazarlardan. Kaplumbağa Güncesi vaktiyle bizde de yayımlandı, ama arkası gelmedi. Yazarın tutkulu bir okur kitlesi var; doğumgününde kitaplarından alıntıları sarı renkli A4 kâğıtlarına yazıp on dört ülkede kamusal alanlara bırakıyorlar. The Lion of Boaz-Jachin and Jachin-Boaz, Riddley Walker ve Kleinzeit mutlaka çevrilmeli.
Chandler, The Strings are False, E.M. Forster

Dedektif romanları yazarı Raymond Chandler’ın inanılmaz derecede akıcı ve güzel mektupları bu yalnız ve çekingen adamın garip dünyasına açılmış bir pencere gibidir.
Şair Louis MacNeice’in otobiyografisi The Strings are False (Sazın Akordu Bozuk) şiirlerinden bile daha fazla okumaya değer.
E. M. Forster’ın Hindistan’la ilgili küçük anı kitabı The Hill of Devi (Devi Tepesi) de romanlarının gölgesinde kaybolmayı hak etmeyecek kadar ilginçtir.
Diane Williams

Amerika’da bile çok az tanınan bir öykücü Williams. Kimilerine göre, deli. Müthiş metinleri var. Romancer Erector, The Stupefaction ve Excitability başta olmak üzere.
Obabakoak, Bernardo Atxaga

Obabakoak, nitelikli edebiyat tutkunlarının elinden bırakamayacağı bir roman. Ne yazık ki Türkiye’de okurla buluşması çok kısa sürdü, sora ortalıktan kayboldu. Bask edebiyatının en önemli yazarlarından biri kabul edilen Bernardo Atxaga’nın sihirli bir anlatımı var, Obabakoak da bir edebiyat şöleni. Bu nedenlerle bile gözden kaçmış önemli kitaplar arasına girebilir. Ama kitabın arka kapağında da yazıldığı gibi, “Bu kitabın kayıp kıta Atlantis’in diliyle yazıldığını daha baştan kabullenmeli.”
David Markson

This Is Not a Novel ve Reader’s Block, edebi anekdotlardan kurulmuş, gevşek birer “roman”. Springer’s Progress yine “postmodern” sayılabilecek, ama daha yoğun bir anlatı yapısı olan bir metin. İlk iki kitaptan anekdotlara Kitap-lık dergisi birkaç sayısında yer vermişti. Tek bir kitabı çevrilecekse, Wittgenstein’s Mistress. 2007’de yeni bir romanı yayımlandı: The Last Novel.
Kapalı Kitap ve ötekiler, Gilbert Adair

Türkçede Yapı Kredi Yayınları tarafından yayımlanmış üç romanı bulunan Adair ilginç bir edebiyatçı. Karakterlerini zor durumlara yerleştiriyor ve bu zorluğun yarattığı gerilimi okuru sürükleyen bir anlatımla sürdürebiliyor. Kapalı Kitap’ta yalnızca diyaloglardan oluşan bir roman yazma cesaretini gösteren yazar, yaratıcılığını kendine –ve tabii ki karakterlerine– koyduğu kısıtlamalarla besliyor. Adair, roman yazımının sınırlarını zorlarken, görme engelli ana karakterinin dünyası ile okurun dünyasını eşitliyor. Romanda okur da bir bakıma, tasvirlerden, renklerden yoksun bir biçimde, yalnızca seslerin, kokuların ve dokunmanın dünyasında yaşamayı deneyimliyor.
Kulenin Anahtarı’ndaysa başka türlü bir zorlukla karşı karşıya kalıyor okur (ve karakterler). Fırtınalı bir gecede farklı yönlere giden iki arabadaki karakterlerin kaderini düşen bir yıldırım kesiştiriyor. Yıkılan bir ağacın yolu kapaması nedeniyle iki karakter birkaç gün sonra buluşmak üzere sözleşip arabalarını değiştirerek kendi yollarına devam ediyor. Sonrasındaysa, bir resmin peşinde gelişen polisiye bir gerilim var.
Henüz okumamış olanlar için Gilbert Adair farklı bir okuma deneyimi sunuyor. Bu arada Adair’in George Perec’in Türkçede Kayboluş adıyla yayımlanan romanı La Disparition’u hiç “e” harfi kullanmadan İngilizceye çevirdiğini ve bu nedenle The Scott Moncrieff Ödülü’nü kazanmış olduğunu söyleyelim.
Epepe, Ferenc Karinthy

Epepe Türkiye’ de yeterince ilgi görmemiş, hatta pek çok okurun habersiz olduğu bir roman. Bir dilbilimcinin yanlışlıkla dilini bilmediği bir ülkeye gitmesiyle başlayan öyküsünü anlatan Epepe, bildiğimiz, tanıdığımız, yaşadığımız dünyaya yabancılaşmanın getireceği korkuyu, çaresizliği, dehşeti çarpıcı biçimde gözler önüne seriyor. 20. yüzyılın başyapıtlarından biri olarak kabul edilen Epepe’nin öyküsü tuhaf, tuhaf olduğu kadar da büyüleyicidir ve bütün başyapıtlarda olduğu gibi, Epepe’de de edebi zevkin tadı üst boyuttadır. Epepe insanın, bireyin çıkmazlarına tanıklık etmesiyle önemlidir; Macaristan örneğinde, bir diktatörlüğün getirdiği yıkımı anlatmasıyla önemlidir.
Ormanın Tam İçinden, Flannery O’Connor

Öykünün anayurdu sayabileceğimiz Amerikan edebiyatının en önemli öykü yazarlarından olan Flannery O’Connor’ın Ormanın Tam İçinden kitabı Tomris Uyar ile Fatih Özgüven gibi iki usta çevirmenin diliyle Türkçeye kazandırılmıştı. Meraklılarının bildiği bu güzel kitap neredeyse unutuldu. O’Connor kısa ömrüne iki roman, iki öykü kitabı sığdırmış ama Amerikan edebiyatının en seçkin yazarlarından sayılıyor. Amerikan yaşamı ve öykü: bir arada her zaman nitelikli edebiyata karşılık gelir.
Bölük Pörçük Yaşamlar, Anne Michaels

Kanada edebiyatının yeni kuşak yazarlarından Anne Michaels tanınmış bir şair. İlk romanı Bölük Pörçük Yaşamlar şaşırtıcı ve elbette haklı bir ilgi gördü. John Berger, “Bu olağanüstü güzel kitap bir dünya... Mucize gibi yaratılmış... Umutsuzu iyileştiriyor, yitikle dans ediyor... Güvenin ve okuyun...” diyor. Bölük Pörçük Yaşamlar, İkinci Dünya Savaşı’nın yol açtığı yıkım yüzünden hayatları değişen, ayrı kuşaktan iki insan arasındaki ilişkileri, sevgiyle örülü hikâyelerini anlatıyor.
Ve O Hiçbir Şey Demedi, Heinrich Böll

Çağdaş Alman edebiyatının hiç kuşku yok ki en önemli değerlerinden olan Heinrich Böll’ün belki de en önemli romanı. Çok etkileyici, unutulmaz bir yalnızlık, ayrılık ve tutku hikâyesi. Savaş sonrasının insanlar üstünde yarattığı duygu daha sarsıcı biçimde anlatılmadı. yaşadığı sıkıntılara dayanamadığı için karısı ve üç çocuğunu terk eden Fred Bogner, neden sonra karısını sevdiğini yeniden görür. Heinrich Böll yazdığı başka hiçbir romanıyla bu romanından daha çok anılmadı.
Kaybolan, Catherine O’Flynn

Kaybolan Raslantı Diye Bir Şey Yoktur, Catherine O’Flynn’ın ilk romanı. O’Flynn, bir kayboluştan yola çıkarak bu olayın başka hayatlardaki yansımalarına uzandığı bu ilk romanıyla İngiltere ve Amerika’da pek çok ödül aldı ve büyük ilgi gördü. Yalın dili ve anlatısının yanında birbirinin içine geçmiş öyküsüyle de dikkat çeken Kaybolan, Man Booker’a da aday gösterildi. Modern yaşamın karmaşasında yolunu şaşıranlar, kaybolanlar için biçilmiş kaftan Kaybolan.
Çador, Murathan Mungan

Çador, hem dilinin yetkinliği, hem çağdaş, güzel kurgusuyla belki son yıllarda yazılmış en akılda kalıcı romandır. Mungan’ın yapıtları içinde de ayrı bir yeri vardır; Mungan’ın, kendi yazınsal yönelimlerinden ayrılmaz, ama farklı bir deneye de işaret eder. Çador, en önemlisi, çağdaş toplumsal ve siyasal sorunların edebiyat metinlerine nasıl taşınabileceğini de gösterir. Yani hem yazınsal, hem politik alanda bir söz alma anlamına gelir. Her iki anlamda da edebiyatımızın ihtiyaç duyduğu bir yapıttır. Üzerinde hemen hemen hiç durulmadı.
Gayri Resmi Amerikan Tarihi, Gore Vidal

Gore Vidal, Gayri Resmi Amerikan Tarihi adlı yedi ciltlik bir dizi kitapta ABD’nin kuruluş tarihini anlatır. Vidal’ın kitapları özellikle günümüz Amerikası’nı anlamak için büyük önem taşır. Amerikan tarihinin bir aile ve çevresinde yaşananlara dayanarak romanlaştırıldığı bu dizi, Düello ve Lincoln ile başlar. Her iki kitap da Türkçeye çevrildi. Şimdi bu diziye 1876 çevirisiyle devam ediliyor. Hacimli bir “nehir roman” diyebileceğimiz bu dizinin 1876 adlı kitabında daha ön planda bulunan bir dizi siyasi olay anlatılır. 1876 tüm ayrıntılarıyla Amerikan imparatorluğunun gerçekte entrikalarla ve yozlaşmış gerçeklerle dolu iç yüzünü anlatan ve tarihsel romana geleneksel kalıpların dışında yaklaşan büyük bir anlatıdır. 1876, Türkçeye henüz çevrilmesine ve bu sıra dışı özelliğine karşın gözden kaçmış bir tarihsel romandır; gerek siyasi açıdan gerekse metinselliği açısından henüz çok da incelenmemiştir. Dolayısıyla olağandışı olarak adlandırabileceğimiz 1876 hâlâ daha derinlikli okunmayı ve incelenmeyi bekliyor.