Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

18 Temmuz 2023

Kültür Sanat

Dürüstlüğü Unutup Yapay Zekâdan Medet Ummak

Fulya Kılınçarslan

Paylaş

3

3


Hayır. Belirtilenin aksine “işleme eser” söz konusu olduğunda telife ilişkin düzenlemeler oldukça net: Başka bir eserden istifade edilerek oluşturulan ve işleyenin hususiyetini taşıyan fikir ve sanat ürünleri işleme eserdir.

İşin doğrusu Dedalus Kitap’ın sahibi Faruk Akhan’ın Kayıp Rıhtım’a vermiş olduğu söyleşiyi okuyana kadar meselenin hukuki boyutunu ele almak gibi bir niyetim yoktu. Çünkü bana kalırsa bu mesele, yani yapay zekânın edebiyat ve sosyal bilimler alanında nitelikli bir çeviri yapıp yapamayacağı, şu aşamada sadece alanında uzman çevirmenler, editörler, dilbilimciler ve bilişimciler tarafından tartışılabilir. Üstelik sanatın özgür olmadığı, toplumun kültür-sanat ürünlerine olan erişiminin her geçen gün kısıtlandığı, sanatçının ve kültür-sanat emekçilerinin sosyal güvenceden yoksun bulunduğu bir ülkede hukuken tartışılması gereken bambaşka konular dururken yayıncılık sektöründen bir figürün haksız rekabete yol açan tutumunu tartışmak da biraz lüks açıkçası. Ama bahsettiğim söyleşide öyle ifadeler var ki, bazı hususlar hem tüketici konumundaki okuru hem de kültür-sanat üretiminin önemli bir aktörü olan çevirmeni yanıltacak mahiyette.

Önce işleme eser konusuyla başlayalım. Söyleşide özellikle yeni mezun çevirmenleri yanlış yönlendirebilecek, “telif hukukunun tartışmalı ve henüz çok flu bir alan olduğuna” dair bir ibare var. Hayır. Belirtilenin aksine “işleme eser” söz konusu olduğunda telife ilişkin düzenlemeler oldukça net: Başka bir eserden istifade edilerek oluşturulan ve işleyenin hususiyetini taşıyan fikir ve sanat ürünleri işleme eserdir. Yani işleyen kişinin yaratıcı ve zihinsel faaliyeti olmaksızın bir eser işleme eser sayılamaz.

Yapay zekâ çevirisi hususiyet taşımadığından işleme eser vasfı taşımaz. Bu da şu sonucu doğurur: çevirmen yapay zekânın ürettiği metin üzerinde çeşitli düzenlemeler yapsa dahi telif ücretine hak kazanamaz çünkü telif hakkı doğmaz.

oggito

Peki bir eserin işleme eser kabul edilip edilmemesi neyi değiştirir? Şöyle, yazar ve çevirmenin yayınevinden aldığı ücretin hukuki karşılığı telif ücretidir. Telif ücreti telif hakkına dayanır ve ancak insanın fikri çabasının ürünü olan ve aynı zamanda hususiyet taşıyan bir eser ya da işleme eser varsa telif hakkı doğar. Örneğin noterde düzenlenen vekaletname eser değildir. Dolayısıyla o vekaletnamenin çevirisi de işleme eser değildir. Çevirmenle yayınevi arasında dönemsel dahi olsa süreklilik arz eden bir iş ilişkisi bulunmaz. Aradaki hukuki ilişkinin mahiyeti, kaynağını Borçlar Kanunu’ndan veya İş Kanunu’ndan değil, Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’ndan alır. Bu da imzalanan sözleşmenin niteliğini değiştirir. İmzalanan sözleşme telif sözleşmesidir ve yazarın ya da çevirmenin eser ya da işleme eser üstündeki telif hakkının belli bir ücret karşılığında devrini konu alır. Peki çevirmen yayınevine yapay zekâ ile çevrilen bir metin teslim ederse ne olur? Yapay zekâ çevirisi hususiyet taşımadığından işleme eser vasfı taşımaz. Bu da şu sonucu doğurur: çevirmen yapay zekânın ürettiği metin üzerinde çeşitli düzenlemeler yapsa dahi telif ücretine hak kazanamaz çünkü telif hakkı doğmaz. Nitekim az evvel de belirttiğim gibi, işleme eserden bahsedebilmek için işlenen bir eserin varlığı aranır. Ama çevirmen yapay zekâ tarafından üretilen bir metni düzelttiğinde ortada eser vasfı taşıyan bir metin bulunmadığından işleme eser de yoktur. Böyle bir durumda çevirmen ya redaktör ya editör haline gelir ve yayıneviyle arasındaki hukuki ilişkinin mahiyeti değişir.

Şimdi farz edelim ki Can Yayınları, Gabriel García Márquez’in kitaplarından birini DeepL ile çevirip yayımladı. Sizce Márquez’in kitaplarının yayın hakkını elinde bulunduran hak sahipleri bu duruma ne der?

Gelgelelim söyleşiye. Faruk Akhan, “orijinali telifsiz kitapların yapay zekâ destekli kolektif çevirisinin işlenmiş eser olarak kabul edilmesi gerektiğini” söylüyor. Yapay zekâ çevirisinin ve bu çeviri üzerinde yapılan düzeltmelerin niçin işleme eser kabul edilemeyeceğini yukarıda açıkladım. Şimdi üzerinde durmak istediğim konu, niçin sadece telifsiz kitaplar için böyle bir gerekliliğin dile getirildiği. Çünkü yayınevleri yurtdışındaki kitapların Türkiye’de yayımlanabilmesi için yayın hakkının devrini konu alan bir sözleşme imzalar ve bunun karşılığında telif ücreti öder. Bu sözleşmeler, yazarla yayınevi ya da çevirmenle yayınevi arasındaki sözleşmelere benzese de çok daha sıkı şartlara tabidir ve sözleşme hükümlerinin ihlali bazı durumlarda döviz cinsinden tazminat ödenmesine sebebiyet verebilir.

ogito

Şimdi farz edelim ki Can Yayınları, Gabriel García Márquez’in kitaplarından birini DeepL ile çevirip yayımladı. Sizce Márquez’in kitaplarının yayın hakkını elinde bulunduran hak sahipleri bu duruma ne der? Ya da diyelim ki Doğan Kitap, Haruki Murakami’nin son kitabında aynı kurnazlığa başvurdu. Murakami nasıl bir tepki verir? Peki Murakami’nin yayın haklarını elinde bulunduran ve eserlerin düzgün bir çeviriyle yayımlanmasından ötürü yazara karşı sorumlu olan ajans bu durumu yazara nasıl açıklar?

Arka arkaya sırladığım örneklerle anlatmaya çalıştığım şey şu: işleme eserler bakımından en önemli husus asıl eser sahibinin maddi ve manevi haklarının ihlal edilmemesidir. Dolayısıyla telifli bir eser açısından hak ihlaline sebebiyet verecek bir uygulamanın telifsiz eser açısından yeni bir hak sahipliği doğurmasını talep etmek, her şeyden önce iyi niyet ve dürüstlük kurallarına uymaz. Başka bir deyişle Faruk Akhan’ın, “orijinali telifsiz kitapların yapay zekâ destekli kolektif çevirisinin işlenmiş eser olarak kabul edilmesi gerektiği” yönündeki fikri hakkın açıkça kötüye kullanılmasıdır ve hukuk tarafından korunmaz.

“İyi de Türkiye’de hukuk…” diye başlayan itirazları duyar gibiyim. Ama ne yazık ki bu itirazlar, aynı zamanda bahsi geçen yayıncının dile getirdiği, “hukuk çoğu zaman hayatın gerisinden gelir” değerlendirmesinin de başlıca dayanaklarından biri. Hayır – hukuk hayatın gerisinden gelmez. Hukuk, sadece Türkiye gibi (sosyal devlet mefhumunun çok kısa süre içerisinde ortadan kalktığı ve hayatın her alanının hızla ticari bir mala dönüşüp özel sektörün inisiyatifine bırakıldığı) ülkelerde hayatın gerisinden gelir. Çünkü bu ülkelerde bireysel açgözlülüğü frenleyecek iki unsur, yani yerleşik bir ticaret kültürü ve onun devamlılığını sağlayacak toplumsal denetim mekanizması bulunmaz.

Üstüne üstelik buna bir de devletin denetim eksikliği, liyakatsizlik ve en temel etik değerleri bile yok sayacak denli yozlaşmış toplumsal ahlak eklenir. Sonra günün birinde oteller zincirine değil ama yayınevleri zincirine sahip bir kültür bakanı çıkar, şahısların menfaatine hizmet edecek şekilde eğilip bükülmesine herkesin alıştığı hukuku kullanarak Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’na “algoritma destekli kolektif çeviri işlenmiş eserdir” ibaresini ekletir, ardından düşen maliyetlerden dem vurup bunun yenilikçi bir tutum olduğunu savunur. O kadar emindir ki neyin tartışılacağından, “Nasıl olsa herkes yapay zekânın nitelikli bir çeviri yapıp yapamayacağını konuşacak,” diye kendini rahatlatır ve haksız rekabetin ona bahşetmiş olduğu ışıltılı dünyaya döner.

Oysa yürürlükte bulunan mevzuata istinaden Rekabet Kurumu der ki, “Rakipler arasındaki veya tedarik edenlerle müşteriler arasındaki ilişkileri etkileyen aldatıcı veya dürüstlük kuralına aykırı davranışlar ile ticari uygulamalar haksız rekabet olarak nitelendirilmekte ve TTK uyarınca hukuka aykırı bulunmaktadır. Teşebbüslerin değişik yollarla kamuoyuna kendi faaliyetleri (…) hakkında aldatıcı bilgi sunmaları (…) haksız rekabet olarak değerlendirilmekte ve yasaklanmaktadır. Bu bağlamda haksız rekabet ekonomik değil, ahlaki ilkelere dayanmaktadır. Haksız rekabetin yasaklanmasından beklenen asıl amaç, bireysel olarak haksız rekabete maruz kalan teşebbüs ya da teşebbüslerin korunmasıdır ve başvuru mercii adli yargıdır. (Bkz. TTK, m. 54 ve 55).”

Ama meselenin bir de okura, yani tüketiciye sirayet eden boyutu söz konusu. Yalnız bunu yayıncılık üzerinden değil de, hepimizin çok daha aşina olduğu basit bir örnek üzerinden tasavvur edelim. Diyelim ki, mahalle pazarına gittik ve kıpkırmızı elmalarla dolu bir tezgâhın önünde durduk. Satıcı hemen bağırdı: Seçmece yok. Elmaların güzelliği satıcının tavrına baskın çıktı ve eve iki kilo elmayla döndük. Yarısı çürük çıktı. Olsun, bir daha o satıcından almayız olur biter. Sonra sağlam elmalardan birini ısırdık. O da ne, tadı yok. Yani bir şeyler çiğniyor, hatta çiğnediğim şeyin elma olduğunu biliyorum ama tat duyum bana onun elma olmadığını söylüyor. Peki ne o zaman?

oggito

Türlü türlü olasılık peş peşe sıralanıyor: genetiği değiştirilmiş tohum, haddinden fazla kimyasal gübre, aşılama esnasında zerk edilen başka bir kimyasal. İyi, hoş da şimdi bu elma gibi görünen ama elma olmayan elmanın hesabını kimden soracağız? Satıcıdan mı yoksa üreticiden mi? Aslına bakarsanız her zaman en kolayı, denetim yükümlülüğünü yerine getirmeyen devleti suçlamaktır çünkü hatırlayalım: biz de o satıcı ve üreticiyle aynı yerde, yani toplumsal denetim mekanizmasının çalışmadığı bir ülkede yaşıyoruz. Üstelik devleti suçlamak (ama denetimi gerçekleştirecek olan birimleri harekete geçirmek için bir şeyler yapmak yerine, o satıcıdan bir daha alışveriş yapmamakla yetinmek) bireysel konfor için her zaman daha makuldür. Hem uğraşsak ne olacak, nasıl olsa bir şey değişmeyecek değil mi?

Yani yayınevleri de –tıpkı öteki ticaret şirketleri gibi– ticari faaliyetlerinde etik davranmakla yükümlü olup bu yükümlülüğün başlıca muhatabı sanatçılar, kültür-sanat emekçileri ve tüketicidir.

Ama Türkiye’nin son yirmi yılını hukuksuzluğa aşina kılan ve çürümüşlüğün yavaş yavaş toplumun bütün tabakalarına yayılmasını sağlayan da işte bu düşüncenin ta kendisi oldu. Nasıl ki siyasi figürler kendi menfaatleri uğruna halkı aldatmaktan ve yanıltmaktan kaçınmadılar, yargı mensuplarından kolluk kuvvetlerine, pazardaki satıcıdan borsada işlem gören firmanın sahibine kadar herkes aynı tutumu yineledi. Şu an üzerinde konuştuğumuz meseleyse bunun ufak çaplı bir örneği. Zira isimleri zikredilen ve yapay zekâ yardımıyla çevrildiği belirtilen bu dokuz kitabın 17.07.2023 tarihi itibariyle sadece Kitapyurdu’nda ulaştığı tüketici sayısı 1398.* Buna bir de aynı yayıncıya ait Liberus’un yanılttığı tüketicilerin sayısını ve hem Dedalus’un hem de Liberus’un başka kanallardan yaptığı satışların sayısını ekleyin. Elde edeceğimiz toplam basit bir rakam değil, hatalı/eksik bilgi verilerek yanıltılan ve aldatılan insanların ta kendisi.

Oysa Türk Ticaret Kanunu’nun en temel kaidelerinden biri, “tacirin bütün ticari faaliyetlerinde basiretli bir iş adamı gibi hareket etmesi” ilkesidir ve bu ilke, yukarıda bahsettiğim iyi niyet ve dürüstlük kurallarıyla birlikte yorumlanır. Yani yayınevleri de –tıpkı öteki ticaret şirketleri gibi– ticari faaliyetlerinde etik davranmakla yükümlü olup bu yükümlülüğün başlıca muhatabı sanatçılar, kültür-sanat emekçileri ve tüketicidir.

Ama maalesef Türkiye gibi ahlakın sadece üreme organları söz konusu olduğunda hatırlandığı ülkelerde çoğu insan hukukun çizdiği etik sınırları ihlal etme ve kolay yoldan para kazanmanın şehvetine kapılır. Hak, hukuk ya da adalet gibi başlıkları yüksek oktavdan tartışmaksa yaşam pratiği bakımından fayda sağlamaz çünkü çürümüşlüğün ve yozlaşmanın parlak ambalajlar içinde pazarlanmaya çalışıldığı bir ülkede hiçbir teorik tartışma, beraberinde ahlakı ve etik değerleri getirmez. O yüzden toplumsal denetim mekanizmasını hayatın her alanında bir an evvel işler kılmamız ve siyasetçisinden tutun da yayıncısına kadar sınır ihlalini kendisine hak gören herkese burada olduğumuzu ve dürüstlükten bir an olsun vazgeçmediğimizi hatırlatmamız şart.

*Kanlı Parmak İzi: Yayım Tarihi 10.07.2023, Satılan Adet 55, 17.07.2023 Satış Fiyatı 102.-TL

 Büyük Bow Esrarı: Yayım Tarihi 10.07.2023, Satılan Adet 53, 17.07.2023 Satış Fiyatı 68.-TL

 Alevler: Yayım Tarihi 23.06.2023, Satılan Adet 76, 17.07.2023 Satış Fiyatı 49.-TL

 Sirius: Yayım Tarihi 22.06.2023, Satılan Adet 75, 17.07.2023 Satış Fiyatı 85.-TL

 David Levinsky’nin Yükselişi: Yayım Tarihi 02.06.2023, Satılan Adet 74, 17.07.2023 Satış Fiyatı 134 TL

 Mavi Şato: Yayım Tarihi 11.05.2023 Satılan Adet 736, 17.07.2023 Satış Fiyatı 68.-TL

 Kayıp Bir Kadın: Yayım Tarihi 13.04.2023 Satılan Adet 144, 17.07.2023 Satış Fiyatı 41.-TL (Aynı kitap başka bir yayınevi tarafından 03.03.2022 tarihinde yayımlanmış, Satılan Adet 5, 17.07.2023 Satış Fiyatı 90.-TL )

 Ağaçların Sevdiği Adam: Yayım Tarihi 20.02.2023, Satılan Adet 94, 17.07.2023 Satış Fiyatı 38.-TL

Çağrılmayan: Yayım Tarihi 16.12.2022, Satılan Adet 91, 17.07.2023 Satış Fiyatı 49.-T

YORUMLAR

Talha Büyüktepe

Yazınızdan oldukça etkilenmekle beraber, ülkemizde ki enflasyonun sonucu olan ahlaksızlığı bu şekilde değindiğiniz için teşekkür etmek istedim.

20 Temmuz 2023

Sevim Çiçek

Kirlilik ve çürümüşülüğün sirayet etmediği bir şey, soluk alabileceğimiz güvenli bir alan kaldı mı. Eline sağlık

20 Temmuz 2023

Sevim Çiçek

Kirlilik ve çürümüşülüğün sirayet etmediği bir şey, soluk alabileceğimiz güvenli bir alan kaldı mı. Eline sağlık

20 Temmuz 2023

Öne Çıkanlar

Mayıs Ayının 8 Kitabı | Bunları Okudun..Oggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

A. Dilek Şimşek

22 Ocak 2025

Hayattan Notlar

PetibörFilm boyunca en çok aşkı ve lezzeti sorguladım. Ferzan Özpetek işi biliyor. Cahil Periler‘i belki onuncu izleyişim. Sadece Michele’nin o muhteşem gülüşü için değil. Aldatılmış kadın karakterin doktor olmasından, herkesin her şeyi en rahat yemek masasında dile getirmesinden, içi..

Devamı..

Antik Yunan ve Roma Filozoflarının Vej..

Matthew Duncombe

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024