Düş Değil, Yolculuk
31 Aralık 2019 Öykü

Düş Değil, Yolculuk


Twitter'da Paylaş
0

Aslında önce evleri sevmeye giderdi sesin caddeleri sokak gibi sevmeye giderdi sesin giderdi! Ödü kopardı bütün eşyanın, sonra kuyu kuyu dolaştığım mahcup sular söyledi yüzünüze güller üzgün evler bozuk rüyalar aslında bana herkesin uzağı var dendi herkesin uzak adında bir masalı, inandım dedim mutlaka masaldır bazıları.. Kış Kahrı, Seyyidhan Kömürcü Sana senden başka kimse yardım edemez. Sen istesen de edemez, sen kadar. Bir kitaptan alıntı değil bu satırlar. Ya da bir yazarın vakti zamanında gönlünden mürekkebine dökülenler. Değil. Şöyle bir okuyunca bunu da bilmeyen var mıymış diyebilirsiniz. Öyle tabii, muhakkak, kim bilmez ki. Çok da zor bir anekdot gibi durmuyor. Lakin söylerken daha da kolay sanıyoruz biz. Teoride birçok şey kolaydır değil mi? Pratikte ise.. Şimdi kendime yardım etmek için, evet yalnızca bunun için bir yolculuğa çıkacağım.. Henüz dünyaya gelmemiştim, babam ve kardeşleri büyükçe bahçesi olan o evde yaşarlarken. Benden önceki torunlar evi tasvir ediyorlar, anılarını anlatıyorlardı. Büyük kuzenler, bir de ablalarım. Dinleye dinleye ezberlemiş olacağım. Büyüklerin söyledikleri bu. Ezberim hiç iyi olmadı, ne yazık ki yanılıyorlar. Bir tasvir de benden geldi hemen. Ufak bir havuz var bahçede ve evin etrafı üzerinden zıplayabileceğimiz yükseklikte duvarlarla çevrili. Bahçede bir de küçük kuzu. Öyle yaşar gibi anlatıyorum, sanki o havuza girmişim biraz önce, o kuzuyu sevmişim, duvarların üzerinde zıplamışım bir oraya bir buraya. Düşmüşüm bile duvardan, soyulmuş dirseklerim, dizlerim. Herkes inanmadı tabii, birkaçı sorguladı yalnızca. Kuşku düştü bir kere içlerine. Doğum tarihimden o evi hiç görmediğim anlaşıldı sonra. Öyle görmüş, öyle yaşamış gibi anlatmışım ki hâlâ gözlerimin önünde ev. Sanki hâlâ o bahçedeyim ben. Bir de içlerine şüphe sokuyorum her o ev konuşulduğu vakit. Nasıl seviniyorum işte tam da o an görün beni. İçine hiç doğmadığım o eve duyduğum özlemi de alıp yanıma yolculuğa devam ediyorum. Kendime yardım edebilmek için, yalnızca bunun için devam etmeliyim. Oysa kim inkâr edebilir, benim o evin bahçesinde, elmas sandığım avizenin kırılmış parçalarıyla oyunlar oynadığımı. Hatta onları parlatıp kırmızı kazağımın koluyla, kıymetli bir hazine gibi saklayışımı. Kim inkâr edebilir. Yağmurların şiddetli yağdığı bir zamandı. Ben evin bahçesinde elmas taşlarla oynardım. Çamurlar ve avizenin parçaları. Yağmurlar, çamurlar ve elmaslarımdı benim o parçalar. Çamura bulanırlardı, ona rağmen eksilmezdi değerleri. Korkunç yağmur, korkunç kar vardı. Romantik gelmiyordu demek ki. Yoksa neden korkunç diyeyim. Niye korkayım. Şimdilerde kar da yağmur da sevindiriyor pek çok insanı. Şimdi bu yolculukta yağan yağmurun perişanlığı da beraberinde getirdiğini, karın ise dayanılmaz dört ay süren çilesini anlatmayacağım. Ülkemin bir yerlerinde hâlâ yaşanan olayları ben yirmi sekiz yıl önce yaşadım demek hicap duymama sebep olur yalnızca. Yolculuğumda anlamını yitirir böylece. Bunu yapmamalıyım. Kendime yardım etmek için çıktığım bu yolculukta, buna yer yok. Kendime ne yapsam da yardım edemiyordum. Edemedim. Bir insandan gelmesi muhtemel zararı kendime yine hep kendim veriyordum. Verdim. Hiç değişmeyendi bu. Yolculuğum tamamlanmadan sona eriyordu. Erdi. Hep mi mutsuz bitiyordu yolculuklar, anlatılmayan masallar gibi. Anlatılsa mutlu bitecek masallar. Dinlemediğim masallar, çıkmadığım yolculuklar, yolun yarısından döndüğüm yollar. Yolculuğumun bir yanından tutmak istedim. Bir ucundan. Çare olabileceğini düşünüp, tutup kaldırıp istediğim yere koyabilirim sandım. Tamamlanmış sayabilirdim gibi. Yavru kumru bir iki kanat çırpma da süzülmüştü göğe. Kırık kiremitlerin üzerinde bir iki defa zıplamasını da mazur görelim. O kusur dahi değil. Benim kanatlarım yok muydu? Kendini kuş sanan bir sürüngen miydim yoksa? Bunca yuvayı terk etme isteği, kanat çırpma çabaları boşuna mıydı dersiniz.


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR