Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

6 Şubat 2017

Öykü

Ebru Akkan • No Nos Moveran

Ebru Akkan

Paylaş

17

0


“Yanılmışım, hayat çok uzun…” “Hadi canım sende. Hayat dediğin gün kadar kısa. Bir de üzerine ardı ardına ertelemeler. İşte yine oldu.” “Neye takıldın, ne oldu?” “Nasıl hevesle beklediğimi biliyorsun. O bile güvenli değil diye gelmekten vazgeçebiliyorsa nasıl görünüyoruz dışarıdan acaba? Bir düşünsene.” “Şimdi mi anladın?” “Aktivist olacak. Bu saatten sonra gelse de gitmem o konsere. Azıcık morale, desteğe ihtiyacımız var iyi hissetmek için.” Adam toparlanıp bacaklarını yere indirdi. Kıskandıracak kadar rahat. Keyfini sürüyor bahçenin. Elindeki kitabı yavaşça masaya, öbürlerinin üzerine bıraktı. Başını kaldırıp saatlerdir gölgesinde dinlendiğimiz Galata Kulesi’ne doğrulttu bakışlarını. Söylev geliyor olmalı. Düşünceli gözlerle beni izledi. Yüzüme düşen saçlarım arkaya attı. Avucuma küçük bir öpücük kondurdu. “Tez canlısın. Sakinleş, ânın tadını çıkar lütfen. Velveleci olma, nefes al,” dedi. Sanki bırakıyorlar da biz rahat nefes almıyoruz. Neyse. “Birer kahve daha içer miyiz, damacana Türk kahvesi. Pek leziz canım. Közde pişirildiğinden olabilir. İşte bunun tadını çıkarmaya katiyen itirazım yok.” Ben de kitabımı alıp bacaklarımı uzatıyorum. Oysa kafamı toparlayıp konsantre olmayı becerebildiğim yok. Son haftalarda doğru dürüst okuyabildiğim söylenemez. O neden etkilenmiyor? Aynı zamanda da yazabiliyor. Ona dönüyorum. Hakikaten defterine alelacele notlar almakla meşgul. Anlatacak ne çok şeyi var. Hissettiğim gerilim, düzgün tek cümle kurabilmemi engelliyor. Huysuzlanıyorum. “Bunu nasıl başarıyorsun,” diyorum. “Neyi?” “Ne bileyim işte. Tüm yaşanan karmaşayı görmezden gelebilmeyi, sindirmeyi, hayata her şey normalmiş gibi devam edebilmeyi. Ben düşünmeden edemiyorum.” “Korkuyor musun?” Korkuyor muydum gerçekten. “Hayır, bu korku değil. Hüzün gibi. Daha çok çaresizlik hissi. Elimiz kolumuz bağlı. Sanki korku filmi izliyormuşuz da salondan çıkmaya ne niyetimiz ne de iznimiz varmış gibi.” Beni duyuyor mu emin değilim. Soğumuş kahvelerimizden kalanları yudumluyoruz. Aklıma modern çağın boş zaman kurtarıcısı geliyor. Kendisi pek akıllı. Çantamdan çıkarıp Twitter’ a giriyorum. Gerçi pek çıktığım söylenemez. Kayda değer haber yok. Çık yukarı. İptal edilen başka etkinlikler. Geneli tiyatro oyunu. Çık yukarı. Bilmem kimle kim arasındaki futbol maçı. O ertelenmemiş ama. Çık yukarı. Habere gel. “Kedi evi yaptı diye adamı bıçaklayıp öldürmüşler.” İstem dışı gülüyorum. “Sinirlerim bozuldu yahu şuraya bak,” diyorum haberi göstererek. “İnanılır şey değil. Neye dönüştük biz böyle.” “Sakin olsan. Bir sorun mu var,” diye çıkışıyor. Yüzü asıldı. Canı sıkıldı, belli. “Sence yok mu?” Canım sıkkın. Sesim mi yükseldi? “Hem sen neler yazıyorsun saatlerdir?” “Unutmadan, Metin’le karşılaştım buraya gelirken. Sana selam söyledi.” “O ofisinden çıkıyor muymuş? Hele hele son zamanlarda mesai saatlerinde dışarı çıkmaları yasaklandığı halde?” “Ben de başta izinde sandım ama işin rengi başka. Yurtdışına yerleşmeye karar vermişler Ayla’yla. En azından Ayla kıdem tazminatını alabilsin diye de geçen ay nikâh kıymışlar gizlice.” “Harika çözüm bulmuşlar. Biz kadınlar nelere katlanmaya zorlanıyoruz.” “Aynı öyle. Biletler, kalacak yer, iş. Tüm detayları da ayarlamışlar.” “Nereye gidiyorlarmış peki?” “Kanada. Kaynakları kendine yeten tek ülkeymiş. Çok araştırmışlar.” “Şuna kısaca ülkeden kaçıyorlar desene.” “O öyle demiyor. Baskıların arttığını, sürekli taciz edildiklerini söyledi. Sen de biliyorsun başlarına gelenleri. Makaleleri yüzünden kaç kere sorgulandılar.” “İçime sinmedi sudan bahanelerle kaçmaları.” “Metin, asıl korkum olmadık bir yerde parçalanmak, dedi. Aklı evvel birinin bombasıyla ölmek istemiyorlarmış. Ayla da son olaylardan oldukça etkilenmiş.” “Onlar gibi ev ve iş dışında pek ortalıklarda görülmeyen insanlar için yersiz bir korku. Gerçi Ayla pimpiriklidir. Canı da pek kıymetlidir.” “Gitmek kimin aklından geçmiyor ki?” “Ne yani hepimiz gidelim de cirit mi atsınlar istedikleri gibi.” “Arada sırada düşünmüyor değilim açık söylemek gerekirse. Yeni bir hayat kurulabilir. Daha bu sabah neyi nasıl değiştirebileceğimizi soran sen değil misin hayatım?” “İyi de, ben bu karanlıkta yalnız olmadığımı hissetmekten söz ediyordum. Joan Baez’ı çok sevdiğimi biliyorsun. Benimki her zamanki anlık çıkışlarımdan biriydi.” “Biliyorum canım,” dedi gülerek. Defteri masada sürüklercesine önüme itti. Nihayet. Sayfalarına hızla göz gezdirdim. Açgözlüyüm, biliyorum. Yazamamak beni delirtiyor. Defterin son sayfalarına gelince adeta kapaklandım üzerine. Onun da duyabileceği tonda mırıldanarak okumaya başladım. –Sanki büyük bir ırmak boyunca gidiyorum; hiçbir yerde durmama ve kıyıya çıkmama, hiçbir şeye ikinci kez bakmama izin yok. ("Bir kurt bile, sıkıştırıldığında, kaçmadan önce durur, bir daha göremeyeceği düşmanına ikinci kez bakar," der Kızılderililer.) Görebildiğim kadarını görmek ve hemen unutmak zorundayım…– Mucizevi Mandarin. Bitti. Bitti mi. Bitse gerçekten. “Sence gerçekten biz mi abartıyoruz,” diye soruyorum bıkkınlıkla. “Sabah gazetede okuduğumuz haberdeki gibi gökten ne yağmış da yer kabul etmemiş. Bunca şeyden sonra aynı çatının altındayız ya. Hal böyle olunca da ne yaparsan yap, o çatıya tünemiş umut kuşunu susturamazsın,” diyor gözlerimin içine bakarak. “Sen de haklısın,” diyorum yanağına öpücük kondurup. “Her şeye rağmen seviyorum buranın keşmekeşini. Şu asmanın altında saatlerce halleşmeyi, okumayı, yazmayı. Doğrusun, gökten ne yağmışta yer kabul etmemiş. No nos moveran. Kalkalım mı yavaştan, üşüdüm.”

***

İstiklal’de tek kelime çıkmıyor ağzımızdan. Anlaşmışçasına her zaman gittiğimiz barlardan birine girip bira istiyoruz, biraz da tuzlu fıstık. Müzisyenleri izliyoruz. Arada dinliyoruz da. Gevşemek için müzik birebir. Gencin biri kafayı iyice bulmuş, erken denecek bu saatte. Masaya çarpmasıyla içkileri üzerime deviriyor. Göz göze geliyoruz. Gülümsüyorum. “Hava biraz serin ama donmam sanırım,” diyorum koluna hafifçe dokunarak. Anlayışlı davrandığım için içten içe garip bir haz ve böbürlenme duyumsuyorum.

***

Çantamı oturma odamdaki koltuğun kenarına atmadan önce akıllımı ve kitaplarımı çıkarıp fiskos masama bırakıyorum. Koltuğu peteğin önüne itiyorum az daha. İçim ısınıyor. Uyuyakalmışım. Akıllı bir yandan titreşip öbür yandan yüksek sesle çalmaya başlıyor. Kalp çarpıntısıyla yerimden sıçrıyorum. Pek çalmaz, hele ki bu denli geç vakitte. “Hayırdır tatlım?” “Sus,” diyor telefondaki soluk soluğa. Sesinde metanetten eser kalmamış. Dinliyorum. Düşüncelerim kazaya karışan bir trenin ağır vagonları gibi sırasını şaşırıyor. Aklımdan geçenlerle bir o tarafa bir bu tarafa yalpalıyorum âdeta. Ağırlıkları kulaklarımdaki uğultuyu bastırmaya yettiğinde ancak televizyonu açabiliyorum. Turist kafilelerinin meydanda bulunmaları kayıp sayısını arttırmış. Otuz bir can. Bilmem kaç yaralı. Buzlu cam ardındaki görüntülerden kestirebildiğim kadarıyla ne kule ne de çardak kalmış. Gözlerimi kapıyorum. Üzerimde kuruyan biranın kokusu gencin yüzüne karışıyor. Neden bu kez gülümseyemiyorum. Kalkıp sigara yakıyorum. Biramı açarken müzik başlıyor. No nos moveran… “Bedeli ne olacak,” diye soruyorum Twitter’a bakarken.
YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Finnegans Wake artık ÇincedeOggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Atilla Birkiye

26 Ocak 2026

Anılarla Eray Canberk Armağanı

Armağan'da yer alan hangi yazıdan söz etsem, hepsi değerli, okuduğunuzda Canberk'in özgeciliği, örnek insan oluşu çıkıyor, yalnız üst kuşaklardan değil, alt kuşak şairlerden etkilendiğini de açıkça söylüyor ki bu bir erdemdir. Eskiden "kadirşinaslık" deniliyordu, karşıl..

Devamı..

İkinci El BMW Alırken Değerini Belirle..

Oggito

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024