Bu çevirmen yabancı dilde tanıştığı bir edebiyat metnini kaynak-dilden amaç-dile getirirken, o metnin kaynak-dildeki sanatsal kurgusunu amaç-dilde yeniden ve bu kez o dilin kurallarının sınırları içersinde oluşturmayı hedefler/hedeflemelidir.
1.
Edebiyat metinlerinin yazarlığı öğretilebilir mi?
Edebiyat metinlerinin nasıl çevrileceği öğretilebilir mi?
Anlamları özdeş olan iki soru.
Roman yazarlığı öğretilebilir mi?
Roman çevirmenliği öğretilebilir mi?
İlk iki sorunun daha da somutlaştırılmış biçimi.
2.
Bu uğraşların teknik yanları ve alanları, yani işin zanaatı için yanıt, ilke olarak evet.
Yaratma eylemi’nin kapıları çalındığı anda ise iş değişir.
Hem edebiyat yazarlığı hem de edebiyat metinlerinin çevirisi için.
Bu noktada birkaç yüzyıl geriye gidip Rönesans’ın devlerinden Michelangelo’dan yardım almak, yol gösterici olabilir:
Mermerde meleği gördüm.
Mermeri yontup içinden meleği çıkardım...
3.
Bir mermer blokta meleği görmenin adı sanattır.
Göremeyene bir mermer blokta bir meleği nasıl görebileceği, bugüne kadar öğretilebilmiş değildir.
Ama görülmüş bir meleğin, çevresini saran mermerin içinden nasıl yontulup çıkarılabileceği, işin zanaatıdır ve her zanaat gibi öğretilebilir.
4.
Goethe’den de yardım alabiliriz:
Hangi alanda olursa olsun, bir sanatçı uğraşının zanaatını en ufak ayrıntılarına kadar öğrenmek zorundadır. – Aksi takdirde sanatıyla dile getirmek istediklerini yeterince anlatamaz.
Gel gelelim zamanımızda sanatçıdan çok zanaatkâr var.
Yani Goethe’ye göre, herhangi bir uğraş alanında zanaatın en yüksekteki çıtalarına varmanın bir adım ötesi, kendiliğinden ya da doğal olarak sanat değildir.
Çünkü sanatsal yaratıcılık bütünüyle eğitim-ötesidir.
5.
Edebiyat alanında sanatsal yaratıcılığın en açık ve seçik dile geldiği ayrımlarından birini Elias Canetti yapar. Ona göre yazı alanında yazarlar ve yazıcılar vardır.
Yazıcılar birer zanaatkâr olarak yazma tekniklerinin en üst basamaklarına kadar tırmanabilirler. Dahası, anlatımlarıyla hayranlık bile uyandırabilirler. Ama bu onları yazar yapmaz.
Çünkü her güzel yazan, mermerin içindeki meleği göremez.
6.
Bir sanat olarak edebiyat metinleri çevirmenliğinin de zanaat kuralları vardır elbet. Ve bir zanaat olarak bunlar da öğretilebilir.
Bugün kimi yanlış kullanımlara kapılarak yanlış sonuçlara varılabildiğine çok sık rastlanmaktadır.
Örneğin, yaratıcı yazarlık söylemi gibi!
Yaratıcı yazarlık ancak edebiyat-dışı metinler alanında uygulama alanı bulabilir.
Edebiyat metinleri bağlamında ise yaratıcı olmayan bir yazarlığı ve yazarı düşünebilmek olanaksızdır. Çünkü zaten bir edebiyat metninin özü onun bir yaratıcı yazarlık ürünü olmasıdır.
Edebiyat metinlerinin tümü birer kurgu ürünüdür. Başka deyişle, bir mermerin içindeki meleği görme eylemidir. Bu eylemin öğretilemeyeceğine biraz önce değinmiştik.
7.
Edebiyat metinleri gibi, her edebiyat metninin çevirisi de bir sanatsal eylemdir. Çünkü –günümüzde çeviri eğitiminde belki de en unutulan nokta– bir edebiyat metninin çevirisi, çeviriyi yapan çevirmenin kafasında oluşturduğu bir kurgudur. Başarılı bir Hamlet çevirisi, çevirmenin çevirdiği dildeki başarılı bir kurgusudur. Hamlet’in İngilizce özgün metni Shakespeare’e aittir ve biriciktir. Ama bugüne kadar başka dillere yapılmış çeviriler arasında da bu “biriciklik” niteliğiyle öteki çevirilerden ayrılan Hamlet çevirileri vardır. Üstelik aynı eserin bir dildeki çeşitli çevirileri arasında birden fazla biriciklik niteliğini taşıyan ürünler de bulunabilir. Bu bir portrenin birden çok ressam tarafından yapılması gibi bir durumdur. Ara Güler’in ünlü Picasso portresi buna bir örnektir. Ara Güler’in bu portresi, fotoğraf sanatının ölçütlerine göre biriciklik niteliğini taşır. Ama Ara Güler’den önce ve sonra başka fotoğrafçılar tarafından da Picasso’nun kendi içersinde eşsiz portre çekimleri yapılmıştır.
8.
Hatırlatalım: Bir edebiyat eserinin başka bir dile yapılan çevirileri arasında sanat eseri, dolayısıyla da biriciklik niteliğini taşıyan birden çok çeviri bulunabilir.
Burada bütün olay, bir edebiyat metninin çevirisine soyunan çevirmenin neyi hedeflediğini doğru saptamasıyla başlar.
Bu çevirmen yabancı dilde tanıştığı bir edebiyat metnini kaynak-dilden amaç-dile getirirken, o metnin kaynak-dildeki sanatsal kurgusunu amaç-dilde yeniden ve bu kez o dilin kurallarının sınırları içersinde oluşturmayı hedefler/hedeflemelidir. Örnek: Musil’den veya Kafka’dan bir metni Türkçeye çevirmeye girişen bir çevirmen, bu yazarların açık ve örtülü ironilerini amaç-dilde yeniden-üretim düzleminde kurgulamak savındadır.
Böyle bir savı olmayan çevirmen böyle bir işe de asla girişmemelidir.
Hemen belirteyim: Bu bağlamda ben de Umberto Eco gibi düşünüyorum ve böyle bir savın üstesinden yüzde yüz gelmenin olanaksız olduğuna inanıyorum.
Ama bu yüzden böyle bir savı gütmenin anlamsız veya yararsız olduğuna da kesinlikle inanmıyorum.
Zaten buna inananlar çoğunlukta olsaydı, sanırım Goethe’nin ortaya attığı “Dünya Edebiyatı” (Weltliteratur) kavramı da günümüze uzanacak kadar uzun ömürlü olmazdı!
9.
Peki nedir bir edebiyat çevirisini bir sanat eseri düzeyine çıkarabilen ya da bunun yolunu bir çevirmene sonrasız kapayabilen ölçüt?
Ölçüt, biraz önce sözünü ettiğimiz savın ne oranda gerçekleştirilebildiğidir.
Bu oran yükseldiği ölçüde çevirinin bir sanat eseri olma niteliği de belirginleşebilecektir.
Bu durumu eğitim yoluyla gerçekleştirebilmek olanaksızdır.
Eğitim yoluyla bir Dostoyevski yetiştirebilmek ne kadar olanaksız ise, yine eğitim yoluyla bir Dostoyevski çevirmeni yetiştirebilmek de o ölçüde olanaksızdır.






