Demokritos’un Kahkahasından Herakleitos’un Gözyaşlarına: Melankolinin Anatomisi

Demokritos’un Kahkahasından Herakleitos’un Gözyaşlarına: Melankolinin Anatomisi


Twitter'da Paylaş
0

Ağla, Ey Herakleitos, bu çağa yakışır, Bu kadar alçaklığı, bu kadar kederi gördükçe.
Melike Karaosmanoğlu
Zaman zaman sosyal medyada paylaşım rekoru kıran şöyle bir liste var: “Sabahattin Ali’nin Şiiri Olduğunu Bilmediğimiz Şarkılar.”Nükhet Duru’nun seslendirdiği Melankoli şarkısı bu listeye merakla göz atanların mutlaka ilgisini çekmiştir. “Beni en güzel günümde, sebepsiz bir keder alır” diye başlayan sözlerle melankolinin hissiyat haritasını çizmiştir Sabahattin Ali. Şarkılara, şiirlere, oyunlara, filmlere konu olan melankoli, Antik Çağ’ın efsaneleşen iki filozofunda da vücut bulmuştur. Rivayet odur ki bilginin ve bilgeliğin peşinde dünyanın yarısını gezip tekrar evine –yani Abdera’ya– dönen Demokritos, gittikçe toplumdan uzaklaşıp tek başına bir yaşam sürmeye başlamış. İnzivasının hemen ardından da yüzünde bir gülümseme belirmiş. İnsanları izleyip kendine kendine gülemeye başlayınca, Abdera halkı soluğu Hipokrat’a mektup yazmakta almış. Demokritos’un delirdiğini ve tedavisi için acilen Abdera’ya gelmesini istemişler ondan. Hipokrat gelmiş gelmesine de, işler tahmin edildiği haliyle gelişmemiş. Hipokrat, Demokritosla görüşünce onun hasta olmadığına, öfkesini gülümseyerek ya da kahkaha atarak dindirdiğine kanaat getirmiş. Abdera halkının tedavi için verdiği parayı almamış, Sizin sayenizde bir bilgeyi dost edindim. Hepinizden daha sağlıklı olan bir bilgeyle tanıştırdınız beni, ben size borçluyum asıl, demiş. O günden bugüne gülen filozof diye tanınmış Demokritos. Herakleitos ise tam tersine ağlayan filozof olarak ünlenmiş. Yaşamı boyunca kalabalıklardan nefret eden, insanlardan kaçan, kötümserlik, umutsuzluk, ölüm temalarına övgüden vazgeçmeyen Herakleitos, hüzünlü filozof olarak da bilinir. Nihilistleri, Nietzsche’yi, Schopenhauer’i ve Freud’u kötümser fikirleriyle etkilemiştir. 17. yüzyılda bir rahip ve bilim adamı tıpkı öykündüğü Antik Çağ filozofu gibi inzivaya çekilir. Sabahattin Ali’nin şiirini yaşamışçasına “anlayamadığı kederi” hakkında araştırmaya başlar. 1000 sayfalık bir inceleme hazırlar ve Melankolinin Anatomisi der yapıtına. “Robert Burton, 1621 tarihinde yayımladığı anıtsal yapıtı Melankolinin Anatomisi ile melankoli konusunda dünyayı sarsan bir etki yaratmıştır. Bu büyük yapıt, vazgeçilmezliğini günümüzde bile korumaktadır.”  Serol Teber’in Melankoli: Normal Bir Anomali isimli kitabında övgüyle bahsettiği bu yapıt, geçtiğimiz aylarda Aylak Adam Yayınevi tarafından dilimize kazandırıldı. Yazar Robert Burton ya da mahlası ile anarsak Yeni Demokritos, melankoliden kurtulmak için melankoli hakkında yazmaya başlamış ve âdeta bir melankoli eksperi haline gelmiş. Zira kendi melankolisine doğru çıktığı yolculukta rotasını 2000 yıllık bir külliyat incelemesine çevirmiştir. İnsanı içiyle dışıyla inceleyen eserine okuduğu, düşündüğü, deneyimlediği ve tefsir ettiği her şeyi nakleder Yeni Demokritos. Okur ise onun serüvenine dahil olurken Antik Yunan, Roma, Rönesans, ve pek tabii yazarın yaşadığı 17. yüzyıla yorulmak bilmeden ama dura dura dönecektir.   Merve Tokmakçıoğlu’nun itinalı çevirisiyle henüz birinci kitabını okuduğumuz Melankolinin Anatomisi ileride yayımlanacak diğer bölümleriyle kütüphanede yerini bekliyore. Robert Burton’ın 1600’lü yıllara kök salmış melankolisi günümüz insanının varoluşsal çaresizliğine ayna tutarken Demokritos’a da Herakleitos’a da hak veren şu dizelerde kendini teşhis etmekte: Ağla, Ey Herakleitos, bu çağa yakışır, Bu kadar alçaklığı, bu kadar kederi gördükçe. Gül, Ey Demokritos, canın ne kadar isterse, Bu kadar kibri, bu kadar aptallığı gördükçe.  

Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR