Bulutlar Dağılırken, basketbol oynamayı çok seven ancak bu alanda eksik olduğunu fark eden Kerem’in öyküsü.
Caner Almaz’ı üç dört yıl önce Yaşamaklar kitabı ile tanımıştım ve yazdığı başka şeyleri de okuma heyecanıyla “Başka bir kitabı yok mu?” diyerek ismini aratmıştım arama motorlarında. 2017 yılında yayımlanmış bir öykü kitabı Kırgın Anlatıcı vardı yalnızca. Sonrasında beklemeye başladım ve beklenen oldu; 2024’ün ilk aylarında Duvarlar geldi. Derken, Caner Almaz okurlarını sevindirmeye ve şaşırtmaya devam etti çünkü yıl bitmeden bu sefer de bir gençlik kitabı raflarda yerini aldı. Bulutlar Dağılırken, yazar tarafından “hayallerinin peşinden koşan tüm çocuklara” ithaf edilmiş bir genç okur romanı. Genç Timaş Yayınları tarafından okurlara ulaşan eser on bir yaş ve üzeri okurları hedef alıyor ve kendine güvenme, hayallerinin peşinden gitme gibi temaların yanında endişe ve kaygıyla baş etme sürecine de odaklanıyor.
Bulutlar Dağılırken, basketbol oynamayı çok seven ancak bu alanda eksik olduğunu fark eden Kerem’in öyküsü. “Kerem eksikliklerini gidermek için çok mu çalışacak yoksa bir şey yapmamayı mı seçecek?” Sorusu kitabın daha en başında kendini belli ediyor. Bir de Kerem çok kaygılandığında ya da endişelendiğinde -onun tarifine göre- içinde bir “bulut” büyüyor ve yükselip yükselip onu yutacak gibi oluyordur: “İçini bir telaş kapladı. Bulut, diye düşündü. Yine ortaya çıkmıştı. Ne zaman kendini böyle hissetse, bir şeyler için çok heyecanlansa veya kaygılansa ‘ben buradayım’ diyor, kendini hissettiriyordu. Karnından başına doğru yükselen bir bulut gibiydi hissettikleri.” (s.8) Kerem yaşının getirdiği endişelerle yeni yeni tanıştığı için bu duyguyla nasıl baş edeceğini henüz bilmemektedir. Ancak tarif ettiği bulut, oldukça somut ve açıklayıcıdır esasında. Kerem’in telaşlı ve kaygılı olduğu zamanlarda içinden yükselen bu buluta aşina olmayan herhalde yoktur. İnsanlar bunu gelişim çağlarında, hayata karışmaya başlamalarıyla hissetmeye başlar ve bu hisle nasıl mücadele edeceklerini ya bulurlar ya da yetişkinlikleri boyunca bu his içinde kaybolurlar. Kerem acaba kaygılandığı zaman görünür olan bulutları dağıtmayı başarabilecek midir?

Kerem ve yakın arkadaşı Ege, basketbola çok düşkündürler ancak okul takımına seçilmeyi başaramazlar çünkü bir şeyi çok sevmek onu çok iyi yapabilmeye bazen yetmez. Nitekim romanın başında da öyle olur hem takıma seçilemezler hem de okuldaki çok iyi basketbol oynayan diğer bazı arkadaşları tarafından zorbalığa uğrarlar. Bulutlar yine sarar her yeri ancak Kerem’in ailesi böyle bir olaydan sonra sadece üzülüp bunu düzeltmek için de bir şey yapmamanın bir işe yaramayacağı konusunda hemfikirdir ve ona bir önerileri olur. Kerem bu süreçte ona güvenen, onu yargılamayan ve her an ona destek olan bir aileye sahip olduğu için çok şanslıdır. Böylece Kerem’in daha iyi basketbol oynayabilmesi için mücadeleye başladığı bir süreç başlar. Elbette bu da her şeyde olduğu gibi sorunsuz gitmez. Hayatta hemen her şey böyledir zaten, sorunlar çıkar ve insanlar onu aşarak bir sonraki aşamaya geçerler. Bu defa başka sorunlar çıkar ve insanlar onları da aşmak için uğraşırlar. Tâ ki hedefledikleri şeye ulaşana kadar. Bu neredeyse sonsuz bir döngüdür insanın hayatında. Kerem de daha iyi basketbol oynayabilme konusunda bir mücadeleye girişmiştir ve çözmesi gereken bir sürü problemin de beraberinde gelmesi demektir bu. Onu ikinci dönemde yeniden yapılacak olan basketbol takımı seçmeleri için hummalı bir çalışma beklemektedir. Karşısına tesadüfi bir şekilde çıkan Murat’ın koçluğu sayesinde içinde olduğu bu süreç çok daha kolay geçer. Başarıya ulaşmadaki en büyük adımlardan bazıları hedefte ısrarcı olmak ve disiplinli bir şekilde çalışmak olduğundan Kerem, Murat’tan da sistemli çalışmayı öğrenir. Çünkü bir şeyi çok seviyor olmak onu profesyonel şekilde yapmaya ne yazık ki yetmeyebilir. İnsan kendini geliştirmeye gayret etmedikçe yalnızca amatör olarak kalır. Böylece Kerem kısa süre içinde kendisindeki hem bu duygusal gelişmenin hem de basketbol oynamadaki teknik gelişmesinin farkına varır. Ayrıca basketbol da öyle bir oyundur ki her zaman başarılı olmak zaten mümkün değildir. Bazen de başarısız olunacaktır. Buna da hazır olmalıdır insan. Başarısızlıkların insanı yıldırmak için değil daha gayretli çalışması için bir eşik gibi olduğunu kısa sürede anlar Kerem. Yine attığı tüm toplar potadan geçmez, yine oyun esnasında teknik hatalar yapar ancak artık başkalarının onun bu hataları için ne diyeceğine, kendisine gülüp gülmeyeceklerine o kadar da takılmaz çünkü duygusal olgunluk denen şey başarıyla ve çalışmayla doğru orantılıdır. Kerem’in bu süreçte öğrendiği bir şey daha vardır ki o da basketbolun bir ekip işi olduğudur. Aynı takımda olmak takım arkadaşını sevmiyor dahi olsan onunla bireysel mücadeleye girmemeyi, o an için yalnızca takımı ön planda tutmayı gerektirir. Bunu anlamasıyla, kendisiyle önceden dalga geçen arkadaşlarına karşı da tepkileri değişir.
Eserin sonunda yer alan “Birinci kitabın sonu” ifadesinden hareketle Bulutlar Dağılırken’in bir seri olacağı anlaşılıyor. Kerem ve arkadaşlarının mı hikâyesini okumaya devam edeceğiz yoksa başka karakterlerle mi devam edecek seri, bekleyip göreceğiz. Ben şimdiden heyecanla bekliyorum ikinci kitabı. Kaygı ve stresle başa çıkma, bir hedefe ulaşma için çok çalışma, kendine güvenmenin birçok şeyin anahtarı olduğu ve bir ekip içinde birlikte hareket edebilme gibi meselelere değinen çok kapsamlı bir kitap Bulutlar Dağılırken. Bu konulara ilgisi olanlara, bu yaş grubuyla çalışan eğitimcilere ve özellikle de ebeveynlere ısrarla öneriyorum. İyi okumalar.






