Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

28 Ekim 2022

Öykü

Erik Ağacı, Anneannem ve Sen

Neslihan Erdinç

Paylaş

0

0


 Otobüsün camına düşen yağmur damlalarının her biri kendine ayrı bir yol buluyor. İnsanın hayat yolu gibi değil.

 Cam kenarına oturmak tercihim değildi, başka yer bulamadım. Aceleyle çantaya attığım kitabı da daha önce okuduğumu fark ettim. Kahvemi kitabıma dökmeden içebildim. İyi geldi, içimi ısıttı. Hırkamı katlayıp kucağıma koydum. Üşürsem giyerim. Otobüs yolculuklarını ne çok sevdiğimizi düşündüm, cama hohlayıp şekil çizerken. Kendi uydurduğumuz masalları birbirimize anlatır, en güzel resmi yapma yarışına girerdik. Masal anlatma yarışını sırayla kazanırdık ama resim yapma yarışı koşulsuz kardeşim Aydın’ın olurdu.

 Anneanneme yaz tatillerinde gittiğimizde, bahçedeki dutları, üzümleri dalından koparıp yemeği severdim. Erik ağacının gelinlik giydiğini ancak dedem hastalandığında görebildim.

 Dedem ameliyat olmuş ancak iyileşememişti. Kanser her yerine yayılmış” dediklerini duymuş Arda. Evde konuşulan her şeyi duyardı, hatta uyuduktan sonra konuşulanları bile.

 “Kimseyi tanımıyor,” dedi annem.

 Ben yine de kafamı uzatıp, “Dede,” diye seslendim, cevap vermedi. Ertesi gün Arda, dedemin yatağının yanında kendini tanıtıyordu. Ona göre dedem hafızasını kaybetmişti. Hatırlamasına ancak en sevdiği torunları yardım edebilirdi. Ben de gidip kendimi tanıttım. Bana baktı baktı, sonra gözlerinden yaşlar süzüldü.

Koşarak anneme, Beni tanıdı dedem, konuşamadığı için ağladı,” dedim.

Annem dilsizdi, tepside seçtiği pirince bakıyordu.

 Anneannemin sesiyle irkildim.

 “Eşikte durma cin çarpar, üç kul huv bir eham oku.”

 “Çocuğu korkutma,” dedi, annem.

 “Eşik neresi, cin ne?”

 “La havle, dinsiz büyütecekler çocukları,” dedi anneannem.

 “Ne alakası var, bu daha çocuk” deyip beni oradan uzaklaştırdı annem.

 Hmmmm… oturma odasının önü eşikli cinli bölge!

 Anneannemin evi, özgürlüğe açılan kapıydı. Yaz gecelerinde vantilatör sesiyle uyumak, çocukluğumun geçtiği bozkırın karanlık, ayaz sabahlarından sonra tarifsiz güzeldi. Sivrisinek ısırıklarının kaşıntısı da olmasa…

 Dedem hastalanmadan önce, her sabah bahçeden kopardığı fulya çiçeğini ceketine iliştirirdi. Evden çıkmadan harçlığımızı verir, yanağımıza küçük öpücükler kondururdu.

 Sabahları ocağın üzerinde tütsülenerek pişirilen koyun dalağını yemek zorunda olmasam, orada yaşamanın zevki eşsizdi. Sabahları çizgi film izledikten sonra, o gün hangi şeytanlıkları yapacağımızı kimse kestiremezdi. Her sabah kümese girip yumurta almak benim görevimdi. Kapıda beklemek ise Ardanın. Horozun ibiğini sallayarak kibirli yürüyüşüne aldırmaz görünsem de korkardım.

 Arda ile türlü oyunlar oynar, bildiğimiz oyunlar bitince de uydururduk. Soruları bitmezdi.

 Abla, erikler niçin önce çiçek açar.”

 Meyve olması için önce çiçek açması gerekir.”

 Hep beyaz mı açar?”

 Beyaz açar tabii.

 “Biz de annemizin karnında önce çiçek miydik?”

 “Çiçektik tabi, hala da çiçeğiz, küçüğüz biz.”

 Abla ben büyüğünce seninle evlenicem.”

 Kardeşler evlenmez ama hiçbir zaman da ayrılmazlar.”

 Abla, biz kan kardeş de olalım hiç ayrılmayalım.”

 Olalım… Parmağımızı kestiğimizi görürlerse çok kızarlar.”

 Dut ağacının altında keselim, ben mutfaktan gizlice bıçak alırım.”

 Simsiyah kıvır kıvır saçları, meraklı iri gözleri ve tombul yanaklarıyla afacandı Arda. Kalın dudakları bütün fotoğraflarda aşağı doğru sarkık çıkardı.

 Parmağımızı kestiğimizde benim okuma yazma öğrendiğim, Arda ile Aydın’ın henüz okula gitmediği dönemdi. Ardanın kavgaya tutuştuğu mahallenin çocuklarını kovalar, uzanamadığı daldan dut koparıp ona yedirir, acıkınca bahçeden topladığım otları iki taşın arasında ezip, yemek yapardım. Yermiş gibi yapıp “Eline sağlık anneciğim” der, bana bir de anne rolü biçerdi.

 “Abla, hadi sen kraliçe ol, ben de köle!”

 Sen prens ol, neden köle oluyorsun?”

 Abla sen kraliçesin, zindana atmışsın beni. Adamlarına kırbaçlat.”

 Kime?

 Aydın zindancı olsun, sen ona emir ver.”

 Oturma odasının kapısını eşikteki cinler çarpmasın diye kapattım. Duvara zincirli kölemi kırbaçlatırken cinler duyuyor mu diye aklım eşikteyken kölem acıdan bayıldı. Çiçekli perdenin altında bir süre numaradan yattı. Sonra gözlerini açtı, ayağa kalkıp kafasını titreterek şarkı söylemeye başladı:

 “Baharı bekleyen kumrular gibi…”

 Seyirci alkışları geliyormuş gibi elini göğsüne koyup katlanmış yatakların olduğu rafa doğru selam verip, reverans yaptı. Yatakları örten perde, yani sahne perdesi kapandı.

 “Abla, okuma yazma öğrenince şarkı sözü yazacağım.”

 Annemin, Yemeğe gelin,” seslenişini duyunca,

 Abla, akşam yemeğinde fasulye varmış, yemek yarışı yapalım mı?” dedim.

 “Nesine?”

 “Dondurmasına…”

 Bahçedeki beton seki yıkanıp, serinlesin diye etrafı sulanırdı her akşam üstü. Erik ağacının altında, üçer tabak fasulye yedikten sonra ikimiz de pes ettik. Yemek seçen iki çocuğun iştahı annemle, teyzemi şaşırttı. Üstüne bir de harçlık verdilerse de bütün gece midemin bulantısı geçmedi.

 Dedemin vefatından sonra, anneannem evinde yaşamak istemedi, huysuzlandı durdu. Erik ağacı kesildi. Sekiye odalar eklendi. Kesme taştan yapılmış dış cephe sıvanıp pembeye boyandığında, tiyatro vestiyerinde unutulmuş bir paltoydu ev. Harçlıklarımızla lokum, bisküvi aldığımız bakkalın olduğu çarşının yerini camekanlı, ışıklı büyük dükkanlar aldı. Çocuklara şeker veren yaşlılar da kayboldu. Evimiz, mahallemiz, hatta kasaba bile hafızasını kaybetti. Kasabanın girişinden itibaren yolun iki yanını süsleyen pembe, beyaz zakkumlar, göz alabildiğince uzanan zeytinlikler ve bağların yerini binalar aldı. Gün batımını ve gül kokulu bahçeleri de öğüten, beton binalar…

 Dut ağacı kesildiğinde, anneannemin eviyle olan son bağım da kopmuş oldu. Üniversitedeydim, ağacın kesildiğini söylediğinde Arda.

Yurt dışına dil eğitimine gitmiş, orada işe girmişti.

 “Çocukluğumuzu parça parça kestiler Abla,” dedi.

Nasıl teselli etsem, bilemedim.

 Yıllar sonra görüştüğümüzde evlenmiş ayrılmış, işini bırakıp geri dönmüştü. Şarkı sözü yazıp para kazanıyordu. Küçük bir de dükkan kiralamıştı.

 “Abla bize kötülüğü öğretmediler, ninnilerle büyütüldük. Âşık oldum, aldatıldım. Evlendim, mutlu olamadım, çocuklarımı göremiyorum. En yakın arkadaşım tarafından dolandırıldım, ülkeme döndüm, iş yeri açtım meğer ipotekliymiş dükkân… şimdi yeniden başlamak istiyorum, tabii aniden şimşek çakıp, yıldırım benim dükkâna düşmezse…

 “Umudunu kaybetme,” dedim.

 İzmirin sıcağında, deniz kenarındaki esinti, sigarasının dumanını savururken, kanser olduğunu söyledi. Aylardır hastaymış, doktora gitmemiş. İri, simsiyah gözlerinde ışık yoktu. Saçları kırlaşmış, hantal bedenini taşımakta zorlanan bu adamın mutlu çocukluğu erik ağacının altında unutulmuştu. Hastalığa teslim olmuş, yaşama isteğinin şarkısı nakaratsız kalmıştı. Hüzünlü bir veda ile sarıldık…

 

 Muavinin anonsuyla, daldığım kısacık uykudan uyandım, gelmişiz. İçtiğim kahve bardağını muavine uzatırken, su istedim. Nerde ineceğimi sordu. Haremde,” dedim. Servisleri yokmuş, umarım yağmurda bir taksi bulurum. Hırkamı giyerken, boğazımın karıncalandığını hissettim. Bavullar indirilirken, otobüse onlarca hayatın kokusu bir kat daha sindi.

 Taksinin kovaladığı kestirme ıslak yollar, zihnimde labirente döndü. Hastanenin bahçesine girdiğimde, hastaneden koşarak çıkanın ardına takıldı gözlerim. Kalabalığa doğru gözyaşlarıyla koşan Ardanın küçüğüydü.. . Yönümü o tarafa döndüm, adımımı atamadım. Hastaneye koştum. Geç kalışımın pişmanlığı ve onun iri siyah gözlü çocuk sesi, soğuk duvarlarda asılı kaldı.

  “Abla, büyüğünce biz hiç ayrılmayalım… sen kraliçe ol… kan kardeş olalım, sen annemiz ol, yemek yap bize otlardan…”

 Büyüdük ninnilerle, kocaman olduk. Ot kalmadı, yemek yapacak…

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Mehmet Dinç: "Sanırım her yazarın en b..Oggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Oggito

25 Mayıs 2026

Online görüşme kaygılarını azaltacak u..

Online görüşmeler 2020 yılı öncesinde çok kısıtlı şekilde kullanılıyordu. Bu alanda çalışan uzaktan üniversiteler ya da sayısı yine çok az olan tamamen online şirketler çeşitli uygulamaları kullanarak online görüşmeler yapıyordu. Pa..

Devamı..

Okuma Performansı Niçin Sürekli Düşüşte?

Jeff Minick

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024