Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

4 Ocak 2018

Öykü

Eylül Okay • Vakitsiz

Eylül Okay

Paylaş

21

0


Bugün Günlerdir aynı yemekleri ısıtıp ısıtıp buzdolabına koyuyorum. Kahvaltı için dünden kalan kıymalı pidelerden de ısıttım. Tekrar koydum dolaba. Müzik dinlemek istiyorum. Kasetçalarım var benim. Grundig. Amcam evi satın aldığımda ev görmeye misafirliğe geldiğinde getirmişti. Sevim Abla’nın kaseti var içinde. Yengemin. Geldiği Gün Amcam, “Peruk mu o başındaki,” dedi. Babam, “Kalmasın sende o, gitsin evine,” dedi sorunun üstüne. Babam söylenirken amcam ayakkabılarını almak için ayakkabılığa yönelmişti. Kapıdan çıkmak üzere olan annemle babama sırtı dönük olduğundan duymadı. Sessiz söyledi babam, duymasın diye. Zaten babam yüksek sesle de söylese, amcamın yüzü onlara da dönük olsa duyacak hali yoktu. Halsizdi. Bakımsız. Yitirmiş. Babam amcamdan zengindi. “Yalnız yaşıyorum ben artık,” diyerek aile mirasından hakkından fazla olanı istemişti amcam. Araları iyi değildi babamla. Annem de sevmezdi amcamı. Yengemden yana oldu hep. “Çok ezdi o kadını Mehmet,” derdi. Sonra yengemi de kimse aramadı bizden. O da, olanlar da unutulup gitti. Bugün Siyah granit yaptırmakla iyi yapmışım mutfak tezgâhını. Doktor, “Daha da dökülecek saçların,” dedi. Merak etme tekrar çıkar. Evin içinde peruk takmam gerekmiyor ama siyah granit tezgâhtan bile görülüyor üstüne dökülünce saçlarım. Şampuanın içine çam terebentini koymama da gerek kalmıyor saçım olmayınca. Her Gün Her sabah aynı saatte aynı yöne doğru, evimin yukarısı, ambulans geçiyor. Siren. Yaşlılar ve hastalar hep orada mı oturuyor, yoksa ambulans şoförü çocuğunu okula mı yetiştiriyor? Dün Evden ilk ayrılan annemle babam oldu. “Biz gidelim,” dediler. “Artık genç değiliz, katlanamıyoruz acılara.” Sadece gençler mi katlanabiliyor acılara? “Mehmet de kalmasın söyle,” dedi babam açık açık. İçeriden duymuştur amcam. Sesini çok yükseltti. Başıyla salonu işaret ediyordu. Bugün Yiyemediğim pidelerin yanında çay içerken kapı çaldı. Amcam gelmiş. Kapıyı açtım. Kedi ayaklarına dolandı. O ayakkabılarını çıkarırken ben yere kadar eğildim, bir tekini işaret parmağıma geçirdim, öbürü orta parmağımda, ikisini birbirine sıkıştırarak çift yaptığım terlikleri ayaklarına doğru uzatıp giyene kadar bekledim. “Mutfaktayım gel amca,” dedim. “Çay da var dünden, pide de.’ “Boğazımdan geçmiyor bir şey sağ ol,” dedi. Mutfağa geçtik. Masanın etrafındaki sandalyelerden birine o oturdu. Birine ben. Biri de boş kaldı. Saçımı gördü. Tek tük. Dökük. “Çok dökülmüş saçın,” dedi. “Evet,” dedim. “Demedi mi hiçbir şey Sevim,” dedi. Sustum. Israr etti. “Gebersin de ölüsünü belediye götürsün demişti en son,” dedim. kasetçaları açmak için ayağa kalmadan önce. Saçlarına baktım. Sıktı. Beyazı azdı. Duymak istedikleri bunlar olmadığı için saç telleri aşağı yukarı inip çıkan kaşlarıyla hareket ediyordu. Kaşları hayret ifadesiyle yukarıda kalıyor, yüzüne kapayıp çektiği elleriyle aşağı iniyordu. Sonra sonsuz kapadı ellerini yüzüne. Ayakta kalakaldım. Oturdum tekrar. Ellerine baktım. Kocamandı. Yüzünü ve başının tamamını kaplıyordu. Işıltılı bir gün bugün. İzmir’e bahar çabuk gelir. “Bir çay daha ister misin,” dedim. “Babanlar döndü mü,” dedi. “Döndü,” dedim. “Masrafları kim karşıladı,” diye sordu. “Pide falan yaptırmışsın. Bir şey kaldı mı?” “Babam hepsini ödedi,” dedim. Sustu. “Mustafa ile en son ne zaman görüştünüz?” “Hâkim şahit istedi. Haftaya mahkeme var.” “Kadını tanıyor musun?” Konuşmadım. Bu konuyu zaten kendimle bile konuşmuyordum. Mustafa evlendikten iki yıl sonra beni aldatmıştı. “Sen beddua ediyor musun Mustafa’ya,” dedi. “Hiç düşünmedim,” dedim. Ona beddua etmem gerekip gerekmediğini, hak edip etmediğini, benim beddua etmeye hakkım olup olmadığını hiç düşünmedim. “Beni sevdi sandım. Sevdi de gidecektiyse böyle gitmeseydi keşke,” dedim. “Yengen de öyle gitti değil mi,” dedi. “Bilmiyorum amca. Keşke hayattayken, onu evden atmadan önce sorsaydın,” dedim. “Hem ikimizin durumu farklı. Hâkim benden şahit istedi, senden onu yaraladığın suç aletini.” Saçlarıma baktı. “Doktor ne diyor saçına,” dedi. “Üzüntüden dökülüyormuş. Devam edecekmiş. İğne falan yapıyor.” Çayını yarıya kadar içtikten sonra: “Yattığı odaya gidebilir miyim,” dedi. Onaylar gibi odasına yöneldim. Yengemin son nefesini vermeden önce hastaneden, “Kimsesiz mi bu kadın” diye annemi aradıklarında, Manisa’dan aldığım pamuklara sarıp bakıyordum. Kapıyı açıp önden amcamın odaya girmesine izin verdim. İkimiz de yastığın üzerindeki saçlara baktık. Sonra birbirimize. “Benim onlar amca,” dedim. “Mustafa’yı çok özledim. Yengemim yerine ben yattım dün gece.”
YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Walker Evans’ın Fotoğrafları ÜzerineErhan Sunar
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Nihat Dağlı

24 Aralık 2025

Ele Geçirilemeyenin Peşinde

“Yola çıkarken şunu unutmamak gerekir: Hazırlanmış güzergâhlara, haritalara, önceden ayarlanmış konaklamalara, tesadüflere ve beklenmedik olaylara rağmen yolları önümüze açan Tanrı’dır. Issızlıkları o yaratır ki biz içlerinden yollar geçirebilelim. Dağlar arasında, sanki d..

Devamı..

Şaka

Erhan Sunar

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024