Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

24 Kasım 2017

Öykü

Fatma Nuran Avcı • Haklı mıyım, Haksız mıyım?

Fatma Nuran Avcı

Paylaş

27

0


Sevgili arkadaşım baştan sona anlatıyorum olayı. Tarafsız bir gözle bak. Bu durumda haklı mıyım, haksız mıyım konuş. Başlıyorum. İşten çıkmıştım, akşamüstüydü. Bir anda gözüm kararmış. Tam olarak hatırlamıyorum bile. En son, “Senin kitap bayramdan sonraya kaldı,“ dediğini duydum. Zaten en kıl olduğum laftır bayram. Hayatımı karartmıştır. Bu işe İşçi bayramıyla başladık, Gençlik Bayramı, Şeker Bayramı derken gele gele Kurban Bayramı’na dayandı iyi mi? Eğriydi zaten burnu. Hak etti. Madem suçluydum, şikâyet etseydi. Gördüğün bu defter, kitap olamamış bu yapraklar var ya, aynı zamanda benim top yekûn hayatım. Beni başkaları ilgilendirmez. Benim olayım başkaydı. Bir defa benden talep ettiği matbaa içindi. Beraber gittik oraya da. Bana yamuk yapmaz, dedim. Karaktersiz olsa anlamaz mıyım, dedim. Sonuçta biz de hayatta çeşitli yollardan geçtik. Az çok karşımdakini tartacak değer yargımız vardır. Kendi klasmanımda sorgulama biçimine sahibim. Yazdığım şiirleri okursan, az çok anlarsın. Birikmiş, dolu yanım gözüne yumruk gibi çarpar. Şiirlerimi beğeniyorlar. Bunların kitaba dönüşmesi fikri de çoğunluğun takdiri her şeyden önce. Bir de bu yavşak Erdem çok ısrar etti. Ben de zamanla benimsedim ama durum farklı bir boyuta taşındı. Yani eskiden bakalım, diyordum şimdi bu kitabın basılmasını gerçekten istiyorum. Şahsi bir gurur meselesi yaptım. Düşünsene. Kitabın kapağını feysde yayınlamışım. Nerdeyse iki ay oluyor. Yani kapak da nasıl biliyor musun, tek kelimeyle 10 numara. Memleketteki şairleri toplasan imge bulamaz anlatmaya. O derece nefes kesici. Tam 643 takipçi bu kitabı bekliyor. Özelden yazan yazana. Hele şiirlerimin hayranı bazı bayanlar kriz geçiriyorlar. Telefon açanlar var. Sesimi duyanların arasında çığlık çığlığa baygınlık geçirenleri biliyorum. Kimsenin beklemeye sabrı kalmadı. Anlatabiliyor muyum? Samimi ve açık bir şekilde söylüyorum. Geçenlerde çok tatlı bir kız arkadaş: “Yalvarırım bir şeyler yapalım. Lütfen söyle hangi yayınevi bu? Neden bu iş bu kadar uzuyor? Valla kapılarında rezalet çıkarıp bütün İstanbul’a duyururum,” dedi. Kendisi yerel bir televizyonda yapım ve yayın yönetmeni. Mesleğinde belli bir yere gelmiş, gelirken de yaşı durmamış elbette. Bilmiyorum, neresinin yerel televizyonu. Bana ne söylenirse ezberlediğim kadarını aktarırım. Öyle meraklı karılar gibi gereksiz sorular sormaktan hiç hoşlanmam. Kendisi bir güzellik yapmış. Benim de kariyerim söz konusu tabii. Kitabım için her şeyi yaparım. Kadıncağız yakın arkadaşının evine davet etti beni. Normal karşıladım. Cazibem dikkatini çekmiştir. Alışık olduğum bir vaziyet. Topluma girer girmez bakışlar üstüme çevrilir. Önce biraz nazlandım pek eve gelmek istemiyormuşum ayağına yattım. Aramızdaki ilişkiyi sorgular havasında falanım ama hatun şeffaf ve açık sözlü çıktı. “Malum hava sıcak. Ev ortamı rahattır. Yakınlaşırız belki,” dedi. Gerçekten de hoş şeyler yaşadık. Yani votkanın da hakkını yemeyelim. İkinci bardakta buruşuk harita gibi kadın buharlı ütüyü yedi. Üç tarafı denizlerle çevrili pürüzsüz Akdeniz, Ege, Marmara oldu. O kadar net yani. “Her şey olabilir,” demiştim. Baştan konuşurum ben. Bak. Çok değerli bulurum bu yönümü. İşte masa, işte kartlar. İşine gelmezse oynamayacaksın. Doğru değil mi? Biz de yalan, yanlış olmaz. Olmaz. Haklısın arkadaşım. Konu merkezden oldukça uzak yerlere kaydı. Hemen toparlıyorum. Ne diyordum. Yıllardır yazıyorum. Öyle böyle değil. Şiir yazmıyorum aslında. Yaşadıklarımı yazıyorum. Erdem çok sağlam arkadaşımdı. Şiirlerime hastaydı. Yayınevine ortak olduğu zaman da, “Gel şu şiirlerini basalım, edebiyat dünyasında dönüm noktası olsun,” diye kendisi teklif etti. Belli bir rakam konuşmadık. Yani hiç anladığım konu değil. Haftalığından ne arttırırsan, dedi. Ben de tamam, dedim. Sonuçta kâğıt masrafı, dizgisi, vergisi, algısı var. Maliyet kaçınılmaz. İşletmelerin devamı için hesap bilinecek. Toparlayabildiğim kadarını götürdüğümde o da mahcuptu. Yüzünden anladım. Cebimden çıkarınca, “Bırak masaya,” dedi. Onun da benim gibi parayla işi yok. Saymamış bile. Doğrudur. Ama ispat edemiyorum. Benden sonra bürosuna gelenler olmuş. Kim yürüttüyse artık… Ben oraya takılmıyorum. Yine çalışır getiririm. Yeter ki çıksın kitabım, hiç aldırmam. Evet. Anlamını ben anlatsam da sen anlayamazsın. Kapasiteyle ilgisi yok. Yaşanmışlıklarımız, dünyaya gelmeyi bırak, döllendiğimiz yerlerin arasında uçurum var arkadaşım. Sen şehirde, memur çocuğu olarak doğmuşsun. Saten yorganlar, çini sobalar, ne bileyim. Sıcacık bir evde. Ben pamuk zamanı kurulan kıl çadır diyorum. Bizim başlangıç noktamız bu. Yaşamıma emek verdim. Çok ufak yaşlarımdan beri akla gelmeyecek işler yaptım. Şanslı yanlarım olduğu kadar doğuştan beş sıfır yenilmişliğim vardır. Kaybetmişlik ailem için özet kelimedir. Sonra köyde ufuk, gelecek yoktur. Güneş çıplaktır. Gerisini sen tamamlarsın. Geçim kaynağımız toprak. Üretim bilinci, malın satışı ve değeri hakkında en küçük suni fikir duyamazsın. Bizim ki bir de ters köşe hikâyelerden. Toprak köleliği falan değil. Dedem meşhur biri, zamanının zengini. Şimdi git bizim oralara tanımayan yoktur. Tabii ki yöneticilik farklı bir olay. Araziler büyük olunca yetişememiş bizim dede. Esas sıkıntı da babam. Tembellik, haylazlık, hovardalık diz boyu. Sonra annemi görüyor falan. Hayatının en ilkel eylemini gerçekleştirmiş. Ancak bunların devamı gelmemiş. Sonuçta özgür bir ruha sahip adam. Evlilik ne ki? Bir kaç hayal kırıklığı da yaşamış. Örneğin, benden önce dört ablam doğmuş. Cehalet tabii ki temel sorun. Adamın kafası çalışmıyor. Yetersiz beslenme, kötü yaşam koşulları altında büyümüş bir kaz. Çok konuştuk bu adamdan. Sembolik de olsa bir babamız var sonuçta. Yok daha gebermedi. Ne diyordum çektim gittim bir gün. Cesurca atılımlar olarak sayılır mı bilemem ama temel ve kapsamlı değişimler yaşadım. O da ne oldu söyleyeyim. Bavula doldurdum eşyamı çektim gittim. Şehir şehir dolaştım, çalıştım. Otuz iki kişiyle aynı yerde yattım. Pisi, temizi unuttum. Çözüm olmadı elbette. Bayram dedik, geldik eve. Bu sefer de anama kıyamadım. Hadi gene sardık mı başa. Tamirhaneye kaldığımız yerden devam ettik. Acıdan ne çıkacak? Şiir tabii. Ben gene yazıyorum. Yavşak Erdem okuyor. Deliriyor. Mutlaka basılacak, deyip beni gaza getiriyor. Şu kadarını söyleyeyim. Biz var ya çıkmamış kitap için kaç şişe içtik bilemezsin. Gıdım gıdım biriktirdim parayı. Halkadan kerhane tatlısı var ya bir kere bile ağzıma atmadım. Yolda karşıma çıkardı. Düşün tanesi ne kadar ki? Şimdi sevgili arkadaşım, anlayacağın adam resmen oynadı benimle. Telefonu meşgule düşürür. Hiçbir şey olmamış gibi, cenazedeydim, hastanedeydim, der bir hafta sonrasında. O gün sakin sakin konuştum. Ama bu yavşak kıkır kıkır bayram ertesinde, dedi. Tırladım. Burnuna geçirdim yumruklarımı. Bana bunu yapmayacaktı. Objektif nazarla bak olaya. Beni sabırla dinledin. Söyle o zaman, bu mevzuda haklı mıyım, haksız mıyım arkadaşım?
YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Sonbahar FilmleriOggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Oggito

11 Mayıs 2026

Word'den PDF'e Dönüştürürken Dikkat Ed..

Bir Word belgesini PDF'e dönüştürmek, ilk bakışta basit bir işlem gibi görünür. Ancak bu süreçte yapılan küçük hatalar, belgenin görünümünü, güvenliğini ve kullanılabilirliğini ciddi ölçüde etkileyebilir. Yanlış ayarlarla dönüştürülen bir ..

Devamı..

Sandım ki!

Didem Keremoğlu

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024