Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

6 Temmuz 2017

Öykü

Figen Şayak • Kuşlar

Figen Şayak

Paylaş

47

0


"Benden bir tane daha vardı ama öldü,” dedim. Ağlamaya başladı. Öteden babamın sesi duyuldu. “Ne oluyorsunuz lan yine.” Elimi ağzıma siper edip bağırdım. “Yok bir şey baba, böcek gördü.” Semih’e dönüp sus işareti yaptım. O da elini siper etti. “Yeşil böcek gördüm baba, kocaman.” Sümüğünü montunun koluna silip ağzını aça aça güldü. Anneme, “Şanslı olacak bu,” dedirten ayrık dişleri göründü.

Babamın yanına yürüdük. “Bulamadım şerefsizi, haydi gidelim,” dedi. Semih seke seke koşmaya başladı. Biraz sol ayağında, biraz sağ ayağında. Ben çantayı sırtladım. Babam ölü kuşları bacaklarından tutup tek eliyle kavradı. Kamyonet yakındaydı. Semih’in cansız kolu, babamın elindeki kuşlar gibi bedeninden uyumsuz sallanıyordu. “Baba,” dedim, “dönüşte kırtasiyeye girsek olur mu?” Durdu, bütün vücuduyla döndü. Kuşların ölü başları da bana çevrildi. “Ne karın ağrın var yine,” dedi. Babamın sesi yükselince Semih dönüp bize baktı. Yanıma gelip koluma sarıldı. “Hoca istedi baba,” dedim, “renkli kalem alın dedi.” Kamyonun arka kasasına, taşıdığı ölü kuşları attı. “Soruyor mu hocan, paranız var mı diye.” Tüfeğini şoför kapısının önüne dayadı. “Şerefsiz,” dedi, tükürdü. Semih atıldı. “Hoca istemiş baba, abim istememiş.” Babam pantolonunun ağını aşağıya çekti iki parmağıyla. “Senin ağzın oldu iyice bu,” dedi. “Az bekleyin, geliyorum.” İleride ağaçların arasına yürüdü.

Kamyonetin arkasına geçtim. Kuşlar üst üste duruyordu. Biri büyükçe. Öbürü eğri büğrü, kanatları simsiyah. Bir tane de küçük. Küçücük. Dördüncünün ölüsünü bulamadı babam. Uzanıp büyük olanı öbür ikisinden uzaklaştırdım. Kocaman kanatlı güçlü kuştu bu. Neden vurulmuştu. Kesin diğer kuşlar yüzünden.

Semih bulduğu çomakla karıncaları iteliyordu. Ayrı koyduğum kuşun tüylerindeki kana bulaştırdım elimi. Araba kapısına dayalı tüfeği aldım. “Semih,” dedim. Sesimi kıstım iyice, boğazlanmış gibi, nefes alamıyor gibi. “Bak, kendimi vurdum.” Kanlı elimi açıp ona gösterdim. Tüfeğe bakarken gözleri kocaman açıldı. “Abim,” dedi. Ağlamaya başladı. Koştu, canlı koluyla belime sarıldı.

“Dur, seni de vurayım, beraber ölelim.”

Biraz ileri ittim onu. Tüfeğin ucunu alnına dayadım.

“Vurayım mı Semih.”

Ağzını aça aça, çığlık ata ata ağladı.

“Osman,” diye bağırdı babam. Hemen indirdim tüfeği, kapının önüne babamın koyduğu gibi dayadım tekrar. “Lan iki dakika rahat duramayacak mısınız siz. Bak bakayım, arka koltukta gazete olacaktı. Getir biraz,” dedi. Yolda gelirken ayağımızın altına sermiştik gazeteleri. Toparladım. Ağaçların oraya yürüdüm. Babam çömelmiş. Kafasını kaldırıp elime baktı. “Bütün bütün getirmiş. Böl onu da ver,” dedi. Hemen iki parçaya ayırıp uzattım. Televizyonda hep çıkan artistin yüzü babamın elinde, önce bacaklarının arasına, oradan da bacakların birleştiği yere, arkasına doğru gitti. Çömeldiği yerde küçücük kalmıştı babam. Beyaz baldırları sesinin sertliğine inat cılız ve güçsüz görünüyordu. Kamyonetin durduğu yöne bakarak beklemeye başladım. “Sen mi ağlattın yine veledi,” dedi. “Yok baba, kendi kendine ağladı,” dedim. “Kıt oğlanla ne uğraşıyorsun it oğlu it.” Pantolonunu çekerken attığı kâğıtları ayağıyla iteledi.

Kamyon dağ yolundan merkeze girdiğinde yağmur başlamıştı. Babam annemle o gece döndüğünde de yağmur var mıydı. Semih’i, bir de ölü bebeği getirmişlerdi. Daha annemin karnındayken ölmüş, az daha Semih de ölüyormuş. Hemen iyileşemedi ya zaten, kaç kez hastaneye gitti babamlar. Sol kolu büyümedi Semih’in, aklı da geriden gelecekmiş. Yağmurla içeri toprak kokusu girdi. Annem çok ağlamıştı.

Semih, “Abim,” dedi. Uykudan uyanır gibi irkildim. “Annemin karnında benden var mı başka.” Korktum. Aklımı okuyor sandım. Annem, “Melaike o, üzme çocuğu, ağlatma,” derdi. Bazen böyle şeyler yapıyordu Semih. Kıt aklıyla meydan okuyordu bize. “Başka gelecek şimdi,” dedim. “ne sana benzer, ne bana.”

Kamyoneti marketin önünde durdurdu babam. Elini başının arkasına uzatıp montunun şapkasını tuttu, göz hizasına kadar çekti. Kapıyı açık bırakıp önce kamyonetin kasasına gitti, sonra koştura koştura markete girdi. Kazağımın kolunu yumruk yaptığım elimin üzerine çekip boşta kalan parçayı avucumun içine sıkıştırdım, buhar olmuş camı sildim. Dışarıda bir iki kişi vardı. Semih yanımda hâlâ aynı çomakla oynuyordu. Dal bile olamamış incecik çomak, Semih’in kolu gibi çomak.

Ayağa dikildi, kamyonetin arkasına baktı. “Abim kuşlar ıslandı,” dedi. “Babam örttü onları merak etme,” dedim. Yerine yerleşti tekrar.

Elinde iki poşetle döndü babam. Yanındaki boş koltuğa koydu. Kapıyı kapamadan önce dışarıya bağırdı. “Haydi hayırlı işler Halil, kolay gelsin.” Arabayı çalıştırırken küfür etmeye başladı. Onun bunun çocuğu Halil, soyguncu Halil, hırsız Halil.

Kamyonet biraz daha ilerleyince, “Baba,” dedim, “kırtasiyeyi geçtik.” Aynadan ters ters baktı, “Babam almadı dersin, sıkıyorsa bana bir şey desin şerefsiz,” dedi. Gözlerim doldu hemen. Kollarımı bağlayıp kendimi geri yasladım. Semih yine sırıtıyordu. Oh dünyadan bihaber ne güzel. Semih olmak varmış. O da tek kolunu beline dolayıp kendini geriye yasladı. Gözlerim dişlerinin arasındaki boşluğa takıldı. Ne kadar da ayrık.

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Walker Evans’ın Fotoğrafları ÜzerineErhan Sunar
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Nihat Dağlı

24 Aralık 2025

Ele Geçirilemeyenin Peşinde

“Yola çıkarken şunu unutmamak gerekir: Hazırlanmış güzergâhlara, haritalara, önceden ayarlanmış konaklamalara, tesadüflere ve beklenmedik olaylara rağmen yolları önümüze açan Tanrı’dır. Issızlıkları o yaratır ki biz içlerinden yollar geçirebilelim. Dağlar arasında, sanki d..

Devamı..

Şaka

Erhan Sunar

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024