Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

29 Mayıs 2020

Kitap

Fuentes'in Aura'sında Aşk İçin Ölüme Bakmak

Dilek Karaaslan

Paylaş

1

0


“Fuentes’in dünyasında gövdenin temel bir işlevi vardır. (…) Fuentes için kadın ve erkek yalnızca isteğin iki basit izdüşümü değildir, suç ortağı ve düşmandırlar. Cinsel duygu ve onun azgın yoldaşı imgelem başta gelir.”*

Carlos Fuentes (1928-2012) sadece Meksika’nın değil, Latin Amerika Edebiyatı’nın önde gelen yazarlarından. İlk kitapları Maskeli Günler (1954) ve Havanın Temiz olduğu Yer, 1958’de yayımlanmasına rağmen onu asıl uluslararası üne kavuşturan Artemio Cruz’un Ölümü (1962) olur. Aura isimli uzun hikâyesi ise yine aynı yıl, Artemio Cruz’dan hemen önce yayımlanır. 1978’de Mario Vargas Liosa ve Gabriel Garcia Marquez’in ardından Venezuela’nın en önemli ödülü Romula Gallegos’a değer görülür. 1984 ‘de ise Meksika’nın en önemli edebiyat ödülü kabul edilen Ulusal Edebiyat Ödülü ve 1988’de sadece İspanyolca yazan yazarlara verilen en saygın ödül olarak değerlendirilen Cervantes ödülünü alır.

Aura ülkemizde ilk kez 2005’te Can Yayınları’ndan Müntekim Ökmen’in (1915-2003) çevirisiyle yayımlanır. Araştırdığım kadarıyla kitabın yeni basımı yok. Nadir Kitap’tan veya sahaflardan ikinci el olarak bulunabiliyor.

Öykü, Sorbonne mezunu, ayda dokuz yüz pesoya yardımcı öğretmenlik yapan genç tarihçi Felipe Montero’nun ucuz bir kahvede okuduğu iş ilanıyla başlıyor. İlan onu tarif ediyor gibidir, bir süre Fransa’da yaşamış olacak, konuşulan Fransızca’yı çok iyi bilecek ve aynı zamanda tarihçi olacak. Verilecek ücret ayda üç bin peso. Felipe, ilanın altına “Felipe Montero’yu arıyoruz,” yazmalarının eksik kaldığını düşünür, o denli kendini tanımlamaktadır istenen şartlar. Ertesi sabah yine aynı kafede gazetesini okurken ilanın tekrarlandığını görür. Bu kez ücret dört bin peso’dur. Şehrin zamanla onarım atölyelerine dönüştürülmüş, artık pek de mesken olarak kullanılmayan eski semtlerinden biridir verilen adres: Doncales Sokağı. Eve ulaştığında kapı açıktır, sanki onu beklemektedirler. Onu yönlendiren hastalıklı sesi izleyerek kör karanlıkta yolunu bulur. Nem kokusu, çürümüş bitki kokusu, havasızlıktan şişmiş tahta zemin, aralık bırakılmış kapılar… Gümüşler, mumlarla dolu bir odada, kandillerden yayılan solgun, dinsel, loş bir aydınlığın içinde yatağında bulduğu, yaşlanmaktan bedeni büzüşmüş bir kadın: Senyora Consuelo. Ondan kocasının, General Lorento’nun anılarını sıraya koymasını, düzenlemesini ve yayına hazır hale getirmesini ister.  İşi budur. Ayrıca çalışması boyunca ona bir oda verilecek, evine dönmeyecek, burada kalması gerekecektir. Tam bu esnada kadının yeğeni olduğunu açıkladığı Aura sahneye girer. Yaşlı kadına bakmak üzere buradadır. O güne dek benzerini görmediği güzellikte yeşil gözleriyle genç tarihçinin karşısındadır. Evde yatılı kalma fikrine sıcak bakmayan Felipe kızı gördükten sonra kalmaya karar verir ve hemen o gece albaydan kalan yazıları okumaya, çalışmaya başlar. Bu yazı işini olabildiğince uzatmayı düşünür. Böylelikle hem Aura’yla daha fazla zaman geçirecek, hem para biriktirebilecektir.  Zamanla evin gizemli, neredeyse karanlık, mistik ortamında yaşlı kadın ve Aura arasındaki ilişkinin garipliği dikkatini çeker. Consuelo Aura’yı eline geçirip tutsak mı etmiştir bu harabede? Değilse, o gencecik güzel kızı burada, karanlığın, rutubetin, kirin, pasın, fare yuvalarıyla dolu duvarların arasında, çürümüş eşyaların içinde yaşamaya mahkûm eden şey nedir? Bir gece artık duygularını açıklamak ve onu buradan kurtarabilmek için Aura’nın odasına gider. Orada kendisini Felipe’ye sunmak üzere beklerken bulur onu, bütünüyle kapılır gider. Sevişirler. Artık, “gökyüzü ne aşağıda ne yukarıda hem üstlerinde hem altlarındadır” Felipe için. Aura’ysa ondan her hâlini, yaşlılığını, ölümünü, hatta ölümünden sonra bile kendisini sevmesini, söz vermesini ister…

Felipe, nemli duvarların, küflenmiş eşyaların, paslı aynaların, hayallerin, kandillerin, kadim büyücülerin kullandığı şifalı otların, kokuların, bitkilerin ve evin her köşesine yerleşmiş fare yuvalarının arasında ne yapacak? Alacakaranlıkta adımlarını sayarak yolunu bulmayı başardığı bu çürümüş konak… Aura… Kör karanlıklarda tafta elbisesinin hışırtısı sayesinde varlığını duyumsadığı yeşil gözlü Aura’sı. Onun hayal, düş ve gerçek arasında birbirine karışan imgesi. Sevişmeleri yalnızca bir düşten mi ibaret? Gerçekte seviştiği kadın hangisi? Aura mı, neredeyse yaşlılıktan şeffaflaşmış bedeniyle Senyora Consuelo mı?

Öykü baştan sona, gizemi, fanteziyi, gerilimi harmanlayarak ilerliyor. Fuentes, yalnızca bir masaldan ibaret olabilecek bir hikâyeyi kurduğu imgesel bir atmosferle “büyülü gerçekçiliğin doğaüstü dünyasına” taşıyor.  

Hasan Ali Toptaş, Milliyet Gazetesi’nin kitap ekinde yayımlanan eski bir yazısında, Fuentes’i, “Bir metnin gerisinde neler olup bittiğini düşündünüz mü?” sorusuyla inceliyor ve Aura örneğini vererek, kendisini en çok etkileyen dokuz öyküden biri olduğunu açıklıyor. Fuentes’in, Kendim ve Ötekiler adlı denemelerini ve Aura’nın köklerini bulmak için yaptığı arayışın hikâyesini okuduğunu anlatarak aktarıyor.

“Daha ilk sayfalarda, Aura’nın gerçek yazarının 17 Eylül l580'de Madrid'de doğmuş olan ve 8 Eylül 1645'te Villanueva de los Infantes'de öldüğü varsayılan Quevedo y Villegas olduğunu söylüyor Fuentes. Ardından da, ‘Bu dünyada babasız bir kitap, öksüz bir cilt var mıdır?’ diyerek, büyük bir alçakgönüllülükle, Aura’nın yüzyıllar önce başka başka yazarlar tarafından kaleme alınan farklı biçimlerine değiniyor. Aura’yı yazdıktan dört yıl sonra Roma'da, Rafael Alberti ile Maria Teresa Leon'un önerisiyle gittiği eski bir kitapçıda, Hiosuişi Şoun tarafından yazılıp 1666'da yayımlanan Japon masallarına değiniyor sözgelimi ve orada anlatılan Fahişe Miyagino adlı hikâyeyi görünce fena halde şaşırdığını söylüyor.”

Yine Toptaş’ın yazısında aktarıldığı üzere, Aura’ya benzeyen başka öykülerin izlerini de sürüyor Fuentes. Henry James, Charles Dickens ve Puşkin’in bazı öyküleriyle Aura arasındaki benzerlikleri saptıyor. Bunu “Her şey aslını yitirmeksizin bir başkası oluyor” cümlesiyle yorumluyor. Hasan Ali Toptaş, bu arayışın hikâyesini kaleme aldığı çalışmasını Mallerme’nin bir cümlesiyle bağlıyor. “Bir kitap ne başlar, ne biter; olsa olsa öyle görünür.”

Üster, ona sorulursa, “Fuentes’in anlatılarını en iyi kavrayan 20.yüzyılın en değerli düşünürlerinden Octavia Paz’dır, diyor Aura’nın önsözünde. Sonsözü ise yine Octavia Paz’dan: “Gövdeler duyarlı hiyerogliflerdir. Her gövde bir erotik eğretilemedir ve eğretilemelerin anlamı hep aynıdır. Ölüm. Fuentes aşk için ölüme bakar…” 

*Octavia Paz / Celal Üster’in Aura için yazdığı önsözden.

**Hasan Ali Toptaş’ın yazısına linkten ulaşılabilir.

 

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Çocuk Kitaplarındaki İnsanlar Ahlaki G..Oggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Gökhan Güvener

18 Haziran 2025

Demans

Sosyal etkileşimin bilişsel olarak koruyucu olduğuna dair teorilerden biri, esnek düşünmeyi teşvik ediyor oluşudur.Demansı önlemeye ve olabildiğince geciktirmeye dair bir kısmı kanıta, bir kısmı ise varsayımlara dayalı öneriler var. Beslenme, egzersiz, sosyal anlamda aktif olmak dışında bütün ..

Devamı..

Yusuf ile Züleyhâ

S. E. Breitegger

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024