"La chair est triste, hélas ! et j'ai lu tous les livres"1
Şavkar Altınel’in bitirir bitirmez başa dönüp tekrar okumaya başladığım yeni çıkan kitabı Winsconsin, 1963 aklımdan çıkmıyor. Altınel’in hemen her kitabında yaşadığım derin tanıdıklık duygusu bu kitabında da bana eşlik etmeyi sürdürdü. Yer yer Sebald’i çağrıştıran bir önceki cümleyi anımsayabilmek için sık sık ve büyük merakla geri dönülen pasajlarıyla romanlarda son zamanda aradığımı hiç bulamazken böylesi ilgi çekici yeni türde bir yapıt okuduğum için kendimi çok şanslı duyuyorum. Altınel’in kitabı şiirle, bir yazarın kendisiyle yüzleşmesiyle, İngiliz ve Amerikan şiiri arasındaki farklara değinirken insanı sanki bir gemi yolculuğuna çıkarıyor.
Çok büyük şairlerle on altı on yedi yaşında tanışan çocuklara bir şey oluyor. Kütüphaneden kimsenin okumadığı kitapları çifter kez ödünç alıp adlarını fişlere yazan bu çocuklar o büyük şairlerle ilk tanışmalarını asla unutamıyor ve eğer Şavkar Altınel gibi edebi bir deha iseler böylesi kısa bir kitapta bu kadar yoğun bir anlatıya ulaşmayı başarıyorlar. Lowell’ın portresinden şiirlerinin incelenmesine, Altınel’in kurmaca ve otobiyografik anılarına ulaşan, felsefi bir boyutu da olan çok katmanlı bu kitabı okurken sanatçının gençliğinden başlayarak hayatında ilerliyoruz. Sevdiğimiz şairleri, yazarlardan niçin etkileniyoruz? Onlar bize hayatı görmediğimiz gibi gösterdikleri, bize yeni dünyalar açtıkları için mi yoksa biz onlarda kendimizi gördüğümüz için mi? Bu sorunun cevabı Altınel’e göre ikincisi, sanırım bana göre de. On yedi yaşında Lowell ile tanışan Şavkar Altınel’de on altı yaşında Mallarmé ile tanışan kendimi gördüğüm için mi böyle sıkı bir bağ kuruyorum? Rita Felski son kitabı Hooked’da bizim eserlere bağlanmamızda bu yakınlıkların rolünü araştırıyordu. Hayal gücünün engin denizlerinde dalgalarla kahramanca çarpışan Milton, Lowell, Mallarmé, Baudelaire ve şairlerin mürettebatı bizler.
Yazarın okurları için hazırladığı ince tuzaklara tek tek düşüp iki sayfa sonra yakalanınca çok güldüğüm için de bu kitabı çok sevmiş olabilirim. Serde naif okurluk olduğundan olacak Altınel’in esin kaynağı Debbie Brennan tarafından yazılmış Günah Zamanı adlı romanın İngilizce orijinal adını tahmin etmeye çalışıp yazarımız karşısında cahil görünmemek için google’dan yardım aradığımı söylememe gerek yok. Oysaki birbirine şair olmak istediğini söyleyerek yakınlık kuran gençlerin ancak kitaplarda bulunduğunu bilecek kadar yaşadım da. Yine çok etkilenerek okuduğum Tetikçiyi Beklerken’de Şavkar Altınel, edebiyatın hayatı olduğundan güzel gösterdiğini, bizi apaçık kandırdığını yazıyordu. Edebiyat yüzünden hayatla ilgili büyük düş kırıklığına uğrayıp hayatı dümdüz yaşamaya karar verdiğim ilk gençlik zamanlarında günlüğüme yapıştırdığım bir fotoğraf gözümün önüne geliyor. Sonradan bir enstalasyonun parçası olduğunu öğreneceğim bu fotoğrafta kaybolduğu her halinden belli takım elbise giymiş bir adam bir yönü sanatı bir yönü hayatı gösteren bir okun altında soğuktan titreyerek bekliyor. Kitapta "On dokuz yaşındaydım, edebiyatın her şey olduğuna inanıyordum." diyen Altınel’in Lowell’ın Lycidas’ı benimsediği denli benimsediğim "Ya Şiir Ya Hayat" şiiriyle on dokuz yaşındayken günlüğüme yapıştırdığım bu resmi özdeşleştireceğimi, sonra Larkin’in “Okuma Alışkanlıkları”’ ile çok da yalnız olmadığımı anlayacağımı henüz o yaşta bilmiyordum. Ömür boyu çekilen yabancılık, yaşlanmak, yarattığı eserleri sorgulamak gibi dünyanın en kırılgan deneyimlerini ince bir ironiyle kaplarsak belki incinmeyiz, bu kitap bana bunu da düşündürdü. Her şeyin mümkün olduğu ilk gençlikten sonra nihilizmin kenarlarında dolaşırken insan eninde sonunda kendini “ne olacak ki başka, budur zaten hayat”2 derken buluyor.

1 Ten bitirdi hazlarını, tükendi kitap (Kemalettin Kamu) / Bütün hazları tattım, kitapları okudum (Orhan Veli Kanık) / Hayır yok tenden artık; hatmedildi kitaplar (Can Yücel) / Devirdim sayfaları! Gönlümde yine hüzün var.(Erdoğan Alkan)
2 Roni Marguiles, Zaten Şiiri






